|
"Biz nasıl 2001'de bu acıyı çektik, onlar da çekmeli."
Haber : Talip Yılmaz / 22.01.2012
Türk bankacılık sektörü, 2008’in
son çeyreğinde patlak veren
global krizde devletten destek
almadan ayakta kalan nadir ülkelerden
biri oldu. Bankacılık
sektörünün gösterdiği bu başarılı performansta
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulu’nun (BDDK), rolünü unutmamak
gerekiyor. 6 Nisan itibariyle ikinci
dönem süresi dolacak ve görevden ayrılacak olan BDDK Başkanı Tevfik Bilgin,
“Bankacılık sisteminin yazılı ve yazılı olmayan
kuralları var. Türk bankaları bu
kurallara harfiyen uydu” diyor.
BDDK’nın başındaki son yılında ‘Ekonomide
Yılın Bürokratı’ seçilen Bilgin ile biraraya
geldiğimizde sadece bu ödülü konuşmadık. Aynı zamanda Türk ve Avrupa
finans sistemini, bankacılık alanındaki
risk ve fırsatları da konuştuk.
Ekonomist: Dergimizin düzenlediği anketten
‘Yılın Bürokratı’ seçilmeniz ile ilgili
duygularınızı öğrenebilir miyiz?
Tevfik Bilgin: BDDK’nın yazılı ve yazılı olmayan kuralları var. Bankalar bu kurallara
sonuna kadar uydular. Bu kuralarımızı bazen kızıp eleştirenler oldu. Yine
önemli bir konu sermaye yeterlilik rasyosunu
(SYR) yüzde 8’den yüzde 12’ye çıkardık. İnanarak bir şeylere yaklaşınca,
sektörle konuşarak bir şeyler yapınca,
bankacılık ayağımız iyi bir performans
sergiledi. Sonuçta iş dünyasının bu çalışmalarımızı olumlu değerlendirmesi ve
bizi yılın bürokratı seçmesi, mutluluk verici
bir durum.
Türkiye’de SYR yüzde 8’den 12’ye çıkardığınız dönemde büyük eleştirilere maruz
kalmıştınız. Bunu neden yapmıştınız?
SRY’yi yüzde 50 artırarak yüzde
8’den yüzde 12’ye çıkardığımızda, Türkiye
ekonomisi gayet iyi durumdaydı ama
bir ısınma olduğunu fark ediyorduk. Yine
uygulama olarak şöyle bir stratejimiz
vardı; iyi günlerde, ihtiyat akçesi bıraktırıyoruz. Kâr dağıtmama, SRY’nin yüksek
tutulması gibi. Bu ihtiyat akçeleri, kötü
günleri korku duymadan atlatmamızı
sağlıyor. Bugün sektörün ortamla SRY’si
yüzde 16,4 seviyesinde.
Türk bankalarının SYR’si bir ara yüzde 20’lere gelmişti ama kamu bankalarından
kaynaklanan bir durumdu bu. Kamu
bankalarının sermayeleri çok fazla ve kamu
bankaları kredi vere vere bu oran sektör
ortalamasında yüzde 16.4’lere geldi.
Biz bankaların rasyoları aşağı geldiğinde alarma geçeriz. ‘Yeter, büyüme’
‘sermaye artır’ ‘kâr dağıtma’ sermayeye
kat’ şeklinde önerilerde bulunuruz. BASEL
3’te de getirilen bu. Böyle bir öngörüde
bulunduk ve geldiğimiz noktada
bunun iyi de olduğunu gördük. Bugün
dünyada birçok ülkede de SYR artırılmaya
çalışılıyor.
Bu rasyo neden önemli, Avrupa’daki finansal
krizin bir nedeni de bu mu?
Bankalar, hesap verirken sermaye
kârlılığına çok önem veriyor. Yani düşük
sermaye ile yüksek kâr elde etmek. Avrupa’daki
krizin nedeni de buydu. Az sermaye
koyup, 30, 40, hatta 50 gibi çok kaldıraç yaratıp, olmayan sermaye ile yüksek
kârlar yazdılar. Bir koyundan 10 post çıkarmaya çalıştılar. Ama kriz döneminde
de o kadar büyük oranlarda zararlar yazdılar.
Tabii bir de reel ekonomiden kopuşlar
yaşadılar. Sonuçta yabancı sermayeli
bankalarda gördüğümüz konu, minimum
sermaye ile çalışma trendi vardı.
Türkiye’de böyle bir risk alamayız. Sonuçta
Türkiye’de 1 TL sermayeye karşılık
8 TL aktif büyüklüğü oranı var. Bankalarımız, Avrupa’ya göre çok daha düşük
risk oranlarıyla çalışıyor.
2002 için konuşursak, BDDK başkanı
olarak sizi rahatsız eden hangi konular var?
Benim alanımla ilgili en büyük risk,
Avrupa’nın geleceği. Oradaki tıkanma
bizi de etkileyebilir. Onun dışında büyümedeki
azalmaya paralel olarak takipteki
alacaklarda bir miktar artış olabilir ama
yüksek oranlarda olmayacağını düşünüyorum.
Şu anda 2.6 seviyelerinde. Krizin
en şiddetli yaşandığı dönemde yüzde
5,4’tü. Yine fonlama maliyetleri de biraz
artacak gibi görünüyor, bu da kredilere
yansıyacaktır, kârlar bir miktar azalabilecektir.
1 | 2 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|