|
Küresel gelişmelere paralel beliren resesyon beklentisi yabana atılmamalı.
Haber : Ekonomist Online / 22.01.2012
Türkiye’de her zaman pusuda
bekleyen kriz kahinleri son
günlerde yeniden ortaya çıktı.
“Yerli Roubini” olmaya heveslenenlerin
bu seferki gerekçesi
Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin
son altı ayda 16 milyar dolar erimiş olması.
Bu erimeyle rezervlerin tehlike sınırının altına indiği, bu nedenle kurların daha
fazla tutulamayacağı ve de 1 doların 2
lirayı aşarak bir finansal krizi tetikleyeceği öngörüsü yapılıyor.
Ek olarak Türkiye’nin CDS (Credit
Default Swap) priminin son 6 ayda 200
baz puanın altından 300 baz puanın üzerine
yükselmiş olması da bu öngörüyü
desteklemek için kullanılıyor. Rekor seviyelerde
bulunan cari açığın ise zaten
epeydir finansal kriz öngörülerinin temel
taşlarından biri olduğu malum.
Açıkçası Türkiye ekonomisinin şu anda
“taş gibi” olduğunu söylemek mümkün
olmasa da durum kriz kahinlerinin
iddia ettikleri gibi de vahim de değil. Döviz
rezervlerinde bir finansal krizi tetikleyebilecek
ölçüde erime yok. Türkiye’nin
CDS primindeki yükseliş, birçok ülkeyi
kapsayan genel bir yükselişin parçası ve
de çok fazla değil. Cari açık da artık düşüşe
geçmiş durumda ve kontrol altına
alınmak üzere gibi görünüyor.
Rezerv yeterliliği
Öncelikle döviz rezervlerinin yeterliliği konusuna baktığımızda, burada “başparmak
kuralı” (the rule of thumb) olarak
benimsenen üç ölçüden ikisinde durumun
iyi olduğunu, birinin de “idare
eder” denebilecek bir durumda bulunduğunu görüyoruz.
İlk ölçü, döviz rezervlerinin en az üç
aylık ithalatı karşılayacak kadar olması
gerektiğini söylüyor ve Merkez Bankası'nın kasasında şu anda dört aylık ithalatı
karşılayacak kadar döviz var.
İkinci ölçü, döviz rezervlerinin kısa
vadeli dış borçları karşılayabilecek kadar
olması gerektiği şeklinde ve kasım ayına
ait olan eldeki son verilere göre kısa vadeli
dış borçların yüzde 97’si kadar rezerv
bulunuyor.
Üçüncü ölçü ise döviz rezervlerinin
herhangi bir kriz anında dövize yönelebilecek
olan para arzının (genelde M2)
yüzde 20’sinden daha fazla olması gerektiğini söylerken eldeki son verilere göre
Türkiye’de bu oran yüzde 24’ü buluyor.
Kısacası Türkiye’nin döviz rezervleri
ihtiyaçtan kaynaklanan talepleri uzun bir
müddet daha karşılamaya yeterli gibi görünüyor.
Piyasada likidite açığı bulunduğundan Merkez Bankası spekülatif talepleri
ise bastırma gücüne sahip. Bunun
için piyasaya verdiği likiditeyi kısması yeterli
oluyor. Nitekim döviz müdahalelerine
ek olarak bu silahın da kullanılması
sayesinde dolar kuru yılbaşından bu yana
1.85 lira dolayına oturmuş bulunuyor.
İflas riski
Türkiye’nin CDS primi, geçen ağustosta
küresel finans piyasalarının karışmaya
başlamasından bu yana yüzde 65.4
yükseldi ve 192.66 baz puandan 318.62
baz puana çıktı. CDS primleri, ellerinde
herhangi bir ülkeye veya kuruluşa ait tahvil
bulunduranların, borçlunun iflas etmesi
halinde alacaklarından olmamak
için satın aldıkları bir tür sigorta poliçesine
yaptıkları yıllık ödemeyi gösteriyor.
Türkiye’nin çıkardığı tahviller için
CDS satın alanların geçen temmuz sonunda tahvil tutarının yüzde 1.9’u kadar
ödeme yaparken şimdi yüzde 3.2’si kadar
ödeme yapmaları, ülkemizin iflas riskinin
arttığı anlamına geliyor.
Ancak söz konusu dönemde sadece
Türkiye’nin değil neredeyse tüm ülkelerin
CDS primlerinde artış yaşandığını
gözden uzak tutmamak gerekiyor. Esasında küresel sorunlar nedeniyle ortada
genele yayılmış bir yükseliş var.
Örneğin Avrupa’nın en sağlam ülkesi
olan Almanya’nın CDS primi de aynı
dönemde yüzde 58.5 artış gösterip
101.83 baz puana yükseldi. Gelişmekte
olan ülkelerin en sağlamı olan Çin’in
CDS primindeki yükseliş Türkiye’ninkinden
de yüksek ve yüzde 68.8 düzeyinde.
Bize benzer gelişmekte olan ülkelerin
CDS primleri de son altı ayda yükseliş
göstermiş durumda.
1 | 2 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|