Gelecek 25 yıl

Gelecek 25 yıl

Yerli üretimin önünün açılması gerekiyor
Nezih Barut, Türkiye’nin en büyük yerli ilaç üreticisi Abdi İbrahim’in yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor. Bunun yanı sıra İlaç İşverenleri Sendikası Başkanı da olan Barut, Ekonomist’in 25’inci yıl sayısı için sektörün geleceğini değerlendirdi. Barut, özellikle biyoteknolojik ilaç üretiminin ve ihracatının artacağına dikkat çekiyor.

Türk ilaç sektörünün son 10 yılına baktığımızda büyük değişimler yaşandığını görüyoruz. Yaşanan gelişmeler sonucunda, halkın ilaç ve sağlık hizmetlerine erişimi arttı. Ülkemizin sağlık ve yaşam kalitesi de büyük bir hızla gelişimgösterdi. Ancak, zaman içinde sağlık hizmetlerindeki bu iyileştirmenin getirdiği maliyeti karşılamak amacıyla uygulamaya konulan fiyat ve geri ödeme politikaları, ilaç endüstrisinin gelişimini sekteye uğratacak bir niteliğe büründü. Endüstrimiz; 11 binden fazla ürün, 65 üretimtesisi, 300’den fazla kuruluş ve 30 bin çalışanı ile Türkiye ekonomisinin önemli yapı taşlarından biri. Avrupa Birliği, BDT, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere 170 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Zor koşullara rağmen özellikle son yıllarda AR-GE alanındaki yatırımlar hızlandı ve endüstrimizde akredite AR-GEmerkezi sayısı artış gösterdi. Biyoteknolojik ilaçların, dünya ilaç pazarında güçlenen rolüne paralel olarak ülkemizde de üretimine yönelik çalışmalar başlatıldı.

REKABET NE YÖNDE?
Abdi İbrahim olarak bu alandaki gelişmelerin takipçisiyiz. 100 milyon dolarlık yatırımla, Türkiye’nin en büyük biyoteknolojik ilaç üretim tesisi AbdiBio’yu kurmak için önemli bir adım attık. İnşaatı devam eden Abdi- Bio, Türk ilaç sektörünün geleceği için umut verici bir yatırımdır. AbdiBio üretim tesisimizi Ocak 2017’de tamamlamayı planlıyoruz. Türkiye için son derece önemli olduğunu düşündüğümüz biyoteknoloji alanında gerçekleştirilecek üretim ve ihracatın, ekonomimizin en önemli gündemi olan cari açığın da ilacı olacağına inanıyoruz. Gelişmiş ülkelerdeki büyümenin durması, gelişmekte olan ülkelerde artan ve yaşlanan nüfus, kamu sağlık hizmetlerinde ve ilaca erişimde iyileşme, ortalama yaşam süresindeki yükselme, artan refah düzeyi ve farkındalık gibi faktörler önümüzdeki dönemde ilaç tüketimini kaçınılmaz olarak artıracak. Bu da ülkemizin yabancı yatırımcılar açısından çekici bir pazar olmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri.

Gelecek beklentileri
1- Yerli üretime avantajlar, belirleyici olacak.
2- Yabancılar, ithalat yerine fasona yönelecek.
3- Yüksek ölçekli üretim yapanlar kalıcı olacak.
4- Türkiye pazarına yabancı girişi artacak.
5- Küçük şirketlere ilişkin satın alma sürecek.

YERLİ ÜRETETİM DESTEKLENİYOR
Yabancı firmaların genellikle dünya ölçeğinde büyük firmalar olması, daha düşük maliyetlerle üretim yapabilmelerine imkan tanıyor. Bu durum onlara önemli bir rekabet avantajı sağlıyor. Piyasaya yeni ithal ilaçların girmesi zorlaşıyor. Yabancı firmaların yeni ürünleri ithal etmek yerine fason olarak yerli firmalara ürettirmesi yönünde bir eğilim olacağını öngörüyoruz. Bununla beraber, geri ödeme sisteminde yerel üretilmiş ürünlere avantaj sağlanacağını biliyoruz. 10 Aralık’ta Eylem Planı’nda açıklandığı şekliyle, yerli eşdeğeri olması halinde ithal ürünler geri ödeme listesinde yer alamayacak. Böyle bir durumda, yerli ilaç üretimkapasitesi daha verimli kullanılarak sektörde yaratılan katma değerin artacağını düşünüyoruz. Ayrıca eylem planında sektörümüzde yerli üretimi destekleyen başka maddeler de mevcut. İlaç endüstrisi AR-GE’ye dayalı bir sanayi dalı olduğu için ekonomik teşviklerin yanı sıra stratejik hedefler güden politikalar geliştirilmesi de gerekiyor. Ayrıca ulusal ilaç firmaları ve uluslararası firmalar arasında yapılacak ortaklıklar da hemendüstrimizin dünya pazarlarına erişimini artıracak, hem de yeni know-how getirilmesini sağlayacaktır. Nisan 2015’te yatırım teşvik mevzuatında değişikliğe gidilmiş ve öncelikli yatırımlar tanımında yer alan ‘biyoteknolojik ilaç, onkoloji ilaçları ve kan ürünleri üretimine yönelik yatırımlar’ yerine ‘eczacılıkta ve tıpta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı ürünlerin imalatı’ ifadesine yer verilmiştir. Yapılan bu düzenlemeden, devletin ilaç sektörüne öncelik verdiği ve yerli üretimi desteklemeye kararlı olduğunu görüyoruz. Ancak, mevcut fiyat politikası devam ettiği sürece küçük ölçekli yerli firmaların ayakta kalması zorlaşacaktır. Bu da küçük firmaları, piyasaya girmek isteyen yabancı firmalar için potansiyel satın alma hedefi haline getirebilir.

gelecek-25-yil-23

YABANCI PAYI YÜKSELECEK
İlaç sektöründe ölçek çok önemli. Daralan kâr marjları karşısında büyük ölçekli üretim yapan firmalar ayakta kalabiliyor. Ayrıca şirket birleşmeleri ve satın almalarında, potansiyel olarak pazarlama ve idari giderlerden yüksek tasarruf sağlanabiliyor. Buradaki sinerji ise ilerleyen yıllarda sektörde konsolidasyonun artacağına işaret ediyor. Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde Türk ilaç sektöründe yabancı payının artması beklenebilir. Sektörün geleceğiyle ilgili bir başka önemli nokta ise referans biyoteknolojik ve biyobenzer ürünlerin pazar payında beklenen artıştır. Devlet de biyoteknoloji yatırımlarına önemli teşvikler sağlıyor. Yerel üretimde bio benzer ürünlerin fiyatlandırılmasında verilen avantajlar buna örnek teşkil ediyor.

BİYOT EKNOLOJİDE REKABET
Biyoteknolojik ilaçlar ülkemizde gittikçe önem kazanan konulardan biri. Kamunun bu alandaki stratejik desteğiyle, AR-GE alanında ilerleme sağlanabilirse, endüstrimizin üreteceği katma değerli ve biyoteknolojik ürünler ihraç edilerek dış ticaret açığının azaltılması sağlanabilecektir. Dünya ilaç pazarındaki gelişmelere paralel olarak, 2015 IMS verilerine göre, Türkiye’de biyoteknolojik ürünler değer bazında, hastane ihaleleri hariç, toplam reçeteli ilaç pazarının yüzde 23’ünü oluşturmaktadır. Bu oranın önümüzdeki dönemde kullanıma sunulacak yeni ürünlerle artmasını bekliyoruz. Biyobenzer ürünlerin Türkiye’de üretilip piyasa girmesiyle, ciddi bir rekabet oluşacağını düşünüyoruz. Bu da hem sektörün katma değerini artıracak hem de hastaların ilaca daha uygun fiyatla ulaşmasını sağlayacak. Bu açıdan da büyük önem taşıyor.

GELECEK ÖNGÖRÜLERİ
Bizim önemli hedeflerimizden biri sektörde uluslararası bir ‘oyuncu’ olmak. Cezayir ve Kazakistan gibi ülkelerde yaptığımız yatırımlar bu yönde atılan önemli adımlar ve bu hedefimizin önemli bir göstergesi. Türkiye’nin ithalatçı konumunda olduğu bu sektördeki durumu tersine çevirmeyi amaçlıyoruz. Bugünü olduğu kadar geleceği de önceliğimiz olarak görüyoruz. Bu nedenle her zaman öncü ve yenilikçi olmayı odağımıza koyuyoruz. AR-GE yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyor ve her yıl bir önceki yıldan daha fazla AR-GE yatırımı yapıyoruz. Dünyada da giderek daha önem kazanan biyoteknolojik ilaçların ülkemizde üretimini, yüksek teknoloji know-how’ının ülkemize kazandırılması ve yurtdışına çıkan döviz ve katma değerin ülkemizde kalması anlamında çok önemli buluyoruz. Abdi Bio yatırımı, ürün geliştirme ve birçok ülkedeki ruhsatlandırma yatırımlarımızla, iç pazarda olduğu gibi, iki yıl içerisinde ihracat rakamlarında da liderliği almayı hedefliyoruz. Bununla birlikte, yurtiçinde sahip olduğumuz bilgi ve tecrübeleri yurtdışına taşıyarak organik ve inorganik yollarla büyümek istiyoruz. En kıymetli varlığımız olan insan kaynağımızın gelişimini de devam ettireceğiz..

“Mesleklerin yüzde 60’ı 20 yıl sonra olmayacak”
Eğitim, son yıllarda Türkiye’nin en hızlı büyüyen sektörlerinin başında geliyor. Özel okullaşma her ne kadar şu anda yüzde 3-4 düzeyindeyse de 2023’te bu oranın yüzde 15’lere ulaşması hedefleniyor. Eğitim sektörünün duayenlerinden Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Enver Yücel, eğitim sisteminin bugünkü mesleklerin olmaması üzerine kurgulanması gerektiğini söylüyor.

Fatoş Bozkuş / fbozkus@ekonomist.com.tr

Eğitim sektörü, yaklaşık 25 bin kurum ve kuruluşun yer aldığı, 300 binden fazla istihdamsağlayan, ülkemizde hızlı gelişmeye müsait sektörlerden biri. 2015 MEB bütçesi yatırımlar dahil 65 milyar TL civarındaydı. Ancak sektörü özel eğitim kurumlarının yaptığı yatırımlar büyütüyor. 2000-2014 yılları arasında özel okul sayısındaki 3 kat artış dikkati çekiyor. 2000 yılında bin 788 olan okul sayısının geçen yılın sonunda 5 bin 118’e ulaştığı görülüyor. Bugün 700 bine yakın öğrenciye hizmet veren özel okullar, okul öncesi dahil zorunlu eğitim çağındaki öğrencilerin yüzde 3-4’üne eğitim fırsatı sunuyor. Gelişmiş ülkelerde ise özel okullaşma oranları yüzde 10-15’ler seviyesinde. Belçika, Fransa Almanya’da bu oran yüzde 40’lara çıkıyor. Bu ülkelerdeki oranların yüksek olmasının en önemli nedeni ise kamu destekli özel okulların fazla olması. Eğitimsektörünün duayenlerinden Bahçeşehir Uğur EğitimKurumları Yönetim Kurulu Başkanı Enver Yücel ile sektörün 25 yılda geldiği noktayı ve gelecek 25 yılı konuştuk. 2023’e kadar Türkiye’de de özel okullaşma oranının yüzde 15’lere çıkmasını bekleyen Yücel, anaokulundan başlayan ve üniversiteye kadar uzanan eğitimsektörünün hem nitelik hem de sayısal olarak gelişmesi için yapılması gerekenleri anlattı.

1973’te üç odalı bir dershaneyi alarak ilk yatırımı yaptığınız dönemden bu yana Türkiye’nin eğitim sektörü nasıl bir gelişim yaşadı?
Sektöre ilk girdiğimde eğitimsadece öğretmenlerin ve devlet adamlarının konuştuğu bir konuydu. Ben yatırım yaptığım günlerde sektörün bu kadar büyüyeceğini düşünmemiştim. Zaman içinde eğitim ülke gündemini meşgul eden konulardan oldu. Son 15 yıldır patronlar da eğitimi konuşmaya başladı, hatta bu alana yatırım yaptı. Eğitim ekonomisi diye bir kavram var artık. Eğitim hizmetinin devletin sorumluluğu olduğu algısı da değişmeye başladı. Son 10 yıldır özel sektör eğitimdemarka yaratma ve bunu büyütme gayretinde. Son 10 yılda özel okullaşma yüzde 2,5’lerden yüzde 4’lere yükseldi. Eskiden sadece büyük illerde özel okullar varken, bugün özel okul olmayan il sayısı beşten fazla değildir. Sektör süratle gelişiyor. Dünyanın farklı yerlerinden fonlar geldi ve bu kurumlarla ortaklık kurdular. Yükseköğretimde de girişimler var. Bundan 25 yıl önce hiç vakıf üniversitesi yoktu. Bugün 180 üniversitenin yüzde 40’ı vakıf üniversitesi.
Eğitim sektöründeki bu değişimin sürmesi hatta sektörün daha da büyümesi için eğitimpolitikalarında nasıl bir değişime ihtiyaç var?
Öncelikle eğitimhizmetini devletin vermek zorunda olduğu inancından vazgeçilmeli. Herkes istediği okula gidebilmeli. Devlet, hizmeti veren değil, satın alan olmalı. Eğitimde bu yolda çalışmalar var. Örneğin özel okula çocuğunu göndermek isteyenlere devlet 3-4 bin TL civarında bir destek sağlıyor. Bu, Anadolu’da okul ücretinin neredeyse yüzde 40’ı. Kapı aralandı ve zihniyette bir değişiklik oldu. Ama yeterli değil. Okulların özelleşmesi lazım. İngiltere’de bugün okulların yüzde 75’i özelleşti. Devlet eğitimkurumlarını denetliyor ve öğrencinin parasını veriyor. Kısacası, anayasa değişince eğitimdeki kısıtlamalar da azalacaktır diye düşünüyorum.

“Büyümeye devamedeceğiz”
Eğitim sektörünün geleceğini konuştuğumuz EnverYücel’e, BahçeşehirUğur EğitimKurumları’nın gelecek hedeflerini de soruyoruz.Yücel, bu konudaki hedeflerini şöyle dile getiriyor: “Büyümeye devamedeceğiz. Bugün BAUGlobal olarak Almanya, Amerika,Gürcistan ve Türkiye’de toplamdört tane üniversitemiz var. 2023’te bu sayıyı 10’a çıkarmak istiyoruz. BahçeşehirOkulları ise 2023’te Türkiye’de 100 kampüs ve 400 okula ulaşır.Dünyanın çeşitli yerlerinde de okullar açarız.UğurOkulları olarak ise üç yıl içinde 175 okula ulaşma hedefimiz var.”

Orta vade’de özel okullaşma oranında nasıl bir değişim bekliyorsunuz?
2023’te hiç değilse yüzde 15’lere çıkması lazım. Devlet en fazla bütçeyi eğitime ayırıyor ama bunun nasıl hizmete dönüşeceği konusunda bir dönüşüme ihtiyaç var. Eğitim sivilleşmeli.

gelecek-25-yil-24Önümüzdeki 25 yılda sektörde ne gibi bir gelişim ve değişim bekliyorsunuz?
Bugün çalışan nüfus ortalama altı yıl okula gitmiş, bunu 11 yıla çıkarmak lazım. 21’inci yüzyıl becerilerini öğretmek çok önemli. Artık Google çocuklar istemiyoruz. Bilgi her yerde, önemli olan bilgiyi nasıl kullanacakları. Yeni dönemde bunu öğretmemiz gerekiyor. Bugün anaokuluna başlayanlar üniversiteyi bitirdiklerinde bugünkü mesleklerin yüzde 60’ı olmayacak. Hatta bugünkü yaşam biçimimiz de 20 yıl sonra aynı olmayacak. Bu gerçeği bilip ona göre eğitimin içeriği oluşturulmalı.

Yücel’den 5 altın öneri
1- Özel okullaşma oranı artmalı. Eğitimin sivilleşmesine ihtiyaç var.
2- Yabancıların eğitime yatırım yapabilmesine yönelik kanunda değişiklik yapılmalı.
3- Anaokulu eğitimine üniversiteden daha fazla önem verilmeli.
4- Eğitim üretime dönük olmalı.
5- Uluslararası öğrenci çekmek için devlet teşvik ve destekleri gelmeli.

Eğitim ve öğretim müfredatları baştan mı yazılmalı?
Bugün dünya değişen teknolojiyle birlikte interdisipliner bir eğitime geçti. Tıp mühendisleri var artık. Bu interdisipliner anlayış anaokulunda verilmeli. Çocuklarımızı geleceğe hazırlamak için robotik ve kodlama öğretmeliyiz. Biz kendi okullarımızda anaokulunda kodlama eğitimi veriyoruz. STEM eğitimleri çok önemli. Fen liseleri demode oldu, bunun farkına varılmalı. Biz hep üniversite eğitimini önemli görüyoruz ama okul öncesi eğitim ondan daha önemli. Çünkü fiziksel olarak çocuğun beyni o yıllarda gelişiyor. Lise ve üniversite sınavlarının da bir an önce değişmesi gerektiğine inanıyorum. Bir başka eksiklik de üstün yetenekli eğitimlerinde. Bu konuda bir politikamızın olmaması çok büyük bir eksiklik. Bununla da ilgilimutlaka çalışmalar yapılmalı.

Vakıf üniversitelerindeki artışı yeterli görüyor musunuz?
Yeterli değil. Üniversitelerin hepsi aynı. Farklı anlayışlı üniversiteler olmalı. Terzilik, ya da iletişim üniversitesi olmalı mesela. Ben gelecekte üniversitelerinmodüler hale geleceğini ve kampüslerin ortadan kalkacağını düşünüyorum. Öğrenciler 4-5 yılını bir kampüste geçirmeyecek, dünyayı dolaşacaklar. Üniversitede önemli olan dersin anlatılması değil, öğrencinin birebir uygulamanın içinde olmasıdır. Üretime dönük eğitimler olmalı.

2023’te 250 bin yabancı öğrenci çeker miyiz?
Bugün pek çok özel okulun yabancı bir fonla ortaklığı var. Yabancıların eğitime yatırımyapabilmesi yönündeki kanunun değişmesi halinde eğitim sektöründe büyüme çok hızlanır. Türkiye’de yüksek öğretimde özelleşme ve yabancı sermayenin gelişinin önünün açılmasıyla 5-6milyar dolar bir yatırımın ülkeye gelebileceğini düşünüyorum. Türkiye, eğitimin önünün açılmasıyla birlikte bu konuda lider ülke olabilir. Türkiye yabancı öğrenciler için bir cennet. Ancak hala yeterli öğrenci çekemiyoruz. Uluslararası öğrenci bir yılda 40 bin dolar para harcıyor. Bu, ihracat anlamına geliyor. Yedi yıl önce Türkiye’ye yılda 20 bin öğrenci gelirken bu yıl 78 bin öğrenci geldi. 2023’te bu sayının 250 bin olmasını bekliyoruz. Ancak sağlık turizminde olduğu gibi bazı devlet desteklerinin ve teşviklerin olması gerekiyor.

“Online her sektörde offline’ı geçecek”
Yemeksepeti.com’un CEO’su Nevzat Aydın, e-ticaret sektöründe başarılı bir çıkış yapmış ve buradan elde ettiği geliri 140 çalışanıyla paylaşmıştı. Aydın, önümüzdeki dönemde e-ticaretin ekonomide ‘dominant’ sektör olmasını bekliyor. Nevzat Aydın, “Online her sektörde offline’ı geçecek. Ana mecranın mobil olduğunu anlamayan e-ticaret şirketleri ise ayakta kalamayacak” diye konuşuyor.

Gözde Yeniova / gyeniova@ekonomist.com.tr

Bundan 25 yıl önce var olmayan bir sektör olan e-ticaret, özellikle internet hızının artmasıyla birlikte ekonominin dinamo sektörlerinden biri haline geldi. Son 10 yılda e-ticaret alanında yaşanan değişim, iş yapış şekillerini ve kullanım alışkanlıklarını büyük ölçüde değiştirdi. Bu değişimin öncülerinden biri de kuşkusuz Yemeksepeti. com oldu. Yemeksepeti.com CEO’su Nevzat Aydın ile e-ticaret sektörünün gelişimini ve bundan sonraki süreçte dönüştüreceği ekosistemi konuştuk.

Geçmişte e-ticarette nasıl kritik süreçler, kırılma anları yaşandı?
Türkiye’de internet ve e-ticaret denildiğinde üç tane kırılmadan bahsetmek mümkün. Bunlardan ilki 2005- 2006 yıllarında Türk Telekom’un özelleştirilmesiyle beraber evlere yüksek hızlı internetin girmesi. Bu şekilde insanlar sadece işyerlerinde değil, evlerinde ve özel hayatlarında da internet kullanmaya başladı. Böylece kullanıcı sayısı ciddi oranda büyüdü. İkinci kırılma ise 2010’da oldu. Bu dönemde internet sadece gezinmek, e-mail ve sohbet etmek için değil, alışveriş yapmak için de kullanılmaya başladı. Burada private shopping, grup satın alma ve bizimgibi şirketlerin çok büyük etkisi var. Üçüncü kırılma ise 2014- 2015 yıllarında mobil tarafında oldu. Bu dönemde mobil kullanım arttı. Akıllı telefon artık elimizden hiç düşmüyor. İnterneti kullandığımız ana araç, mobil telefonlar oldu.

Global pazar ile karşılaştırdığımızda Türkiye bu evrimi nasıl geçirdi?
Daha yavaş ve geriden gelen bir şekilde geçirdi. Çünkü yüksek hızlı internete geçişimiz çok sonra oldu. Ama akıllı telefon penetrasyonuna bakıldığında adaptasyon çok daha hızlı oldu. Şu an zaten satılan telefonların çok büyük oranı akıllı telefon. Önümüzdeki birkaç yıl içinde de tümtelefonlar akıllı olacak. Bu da herkesin internet yoluyla birçok hizmete artık akıllı telefonlardan çok kısa sürede ve kolay bir şekilde ulaşabilecekleri anlamına geliyor. Örneğin Yemeksepeti.com’un siparişlerinin yüzde 60’ı mobil cihazlardan geliyor.

Bahsettiğiniz kırılmalarda Yemeksepeti’nin gelişimi nasıl gerçekleşti?
Bahsettiğim kırılmalardan ilk ikisinde de vardık ancak ikincisinde internetin her eve girmeye başlaması, bizimiçin de kırılma noktası oldu. Daha önce sadece işteyken öğlen saatinde sipariş veriliyorken, zaman ilerledikçe siparişler akşam 7-9’a doğru kaydı. İkinci kırılımda çok büyük sipariş artışı ve kullanım oldu. Üçüncüde platform değiştirme oldu. Mobil ana mecra oldu ve bizim için de durum böyle gelişti.

“Mobil ana mecra olacak”
Önümüzdeki dönemde e-ticaret ve internet sektöründe bizi yeni neler bekliyor? Ana mecranın mobil olduğunu anlamayan e-ticaret şirketlerinin ayakta kalamayacağını düşünüyorum. Ana mecrayı web olarak düşünüp yapılanma ve planlamasını bunu göre yapan şirketlerin silinmesini bekliyorum. Geleceğin mobil olduğunu herkesin kavraması gerekiyor. Tabletin ve notebook’ların yerini akıllı telefonların almasını bekliyorum. Daha popüler olacağını düşündüğüm modellerde verimliliğin ön plana çıkacağını tahmin ediyorum. Airbnb, araç paylaşımı, kargo ve teslimatların başka insanlarla yapılması, crowdsourcing, nesnelerin interneti çok fazla artacak. Bulut bilişim artarak devam edecek. Pazar yeri modeli başta olmak üzere niş e-ticaret projelerinin başarılı olmasını bekliyorum. Bunun için ayda 2-3 milyon TL ciro yapan şirketler olmaları gerekiyor.

Kırılmaların yaşandığı dönemlerde şirketler için nasıl fırsatlar ortaya çıktı? Bunu kimler yakalayabildi?
Son beş yıla baktığımızda Türkiye’de çok fazla sivrilen internet şirketi olduğunu düşünmüyorum. Hala Yemeksepeti. com, Hepsiburada.com, Gittigidiyor.com, Sahibinden.com gibi siteler ön planda. Son olarak N11.com, pazar yeri anlamında başarılı oldu. Ama onun dışında çok fazla oyuncunun olduğu bir pazardan bahsetmek mümkün değil. Genelde pazar yerlerinin başarılı olduğunu görüyoruz. Klasik anlamdaki e-ticaret projelerine göre daha başarılılar. Önümüzdeki yıllarda da pazar yeri projelerinin en popüler iş modeli olacağını düşünüyorum.

gelecek-25-yil-25Yabancı yatırımcılar da e-ticaret sektörüne yatırım yapmaya geliyor. Bu tarafta neler bekliyorsunuz?
Son 10 yıldır aynı şeyi söylüyorum: Türkiye’ye yabancıların ilgisi artacak, yatırım gelecek, gelişmekte olan ülkeler arasında Türkiye’nin konumu çok iyi… Ancak bir türlü bu potansiyelini yeterince kullanamıyor. Çıkış için gerekli enstrümanların olmaması etkili olabilir. Halka açılmak bir alternatif olabilir ama Türkiye’de bu hiç yok. İnternet proje sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Başarılı çıkışlar olması gerekiyor ki, yabancı yatırımcılar gelip yatırım yapsın. Bu süreç beklediğimizden yavaş ilerliyor ama olumsuz olmaya gerek yok, Yemeksepeti.com gibi başarılı hikayeler çıkabilir. Yemeksepeti. com’a dünyanın en büyük fonlarından biri geldi ve ciddi rakamlarla iki yılda çıktı. Bu da Türkiye’deki internet ekosistemi için çok başarılı bir giriş ve çıkış oldu. Bunu gören diğer fonların da gelmesini bekliyorum.

Neden yeterince büyük fon girişleri göremiyoruz?
Sorun şu ki Türkiye’de yatırım yapacak projeler az. Ölçek anlamında büyük olup yabancıların gireceği projeler üretemedik. 5-25 milyon dolar arasında orta ölçekte olan projeler var, onlara da fonlar değil risk sermayesi şirketleri ilgi duyuyor. Pazarda 100 milyon dolar civarında olan şirketlerle 5-25 milyon dolar büyüklüğe sahip şirketler var. Arada bir boşluk var. Büyüyüp 100 milyon dolar seviyesine gelecek şirket sayısı çok az. Geçtiğimiz beş yılda burada daha fazla şirket olmasını bekliyorduk ama olmadı.

Yemeksepeti başarılı bir çıkış yaparak arkadan gelenlere iyi bir örnek oldu. Bunda ekibin ne kadar etkili olduğunu düşünüyorsunuz?
Kurucu ekip olarak dokuz yıl beraber yol aldık. Bu çok büyük bir avantaj sağladı. O kadar uzun süre odaklanıp, bütün konsantrasyonumuzu verip tüm eforu Yemeksepeti.com’a harcayınca işi başka bir yere ulaştırdık. Ondan sonra arkadaşlar teker teker ayrıldı ve ben kaldım. Çalışanların oluşturduğu ekibe bakınca yaş ortalaması çok genç (26) olan, kendisiyle barışık, hayatla ilgisi ve tutkusu olan, yeni şeyler öğrenmeyi seven ve çalışkan bir ekibimiz var. Yemeksepeti.com satışından da 27 milyon doları o ekiple paylaştık.

Bu paylaşımla birlikte çalışanlar açısından örnek bir CEO oldunuz. Buna nasıl karar verdiniz?
Türkiye’de bildiğim kadarıyla bir örneği yok. Dünyada da tam anlamıyla bizim yaptığımız gibi bir paylaşıma rastlamadım. Bizim kağıt üstünde böyle bir yükümlülüğümüz yok. Biz buna bütün ortaklar ekip olarak karar verdik. Önceden planlanmış bir süreçti ama böyle yapacağımızı açıklamamıştık. Fon girdiği andan itibaren bu fikir vardı. Önceden de üç defa yatırım aldığımızda, ilk iki yatırım aşamasında da aslında çalışanlarımıza dağıtmıştık. Ancak miktar bu sefer daha yüksek olduğu için ilgi çekti. 2008 ve 2012’de sırasıyla 30 ve 60 kişiye dağıttık ama bu sefer 140 kişiyle paylaştık. Çalışanlar sadece manevi şekilde değil maddi anlamda da katkılarının karşılığını almış oldu. Umarım başkalarına da örnek olur.

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap