|
KOBİ'ler ve ticari krediler hala odak noktasında.
Haber : Kıvanç Özvardar / 25.12.2011
2011 yılı, ekonomik büyüme anlamında hızlı geçse de kredi büyümesinin
sınırlandırılması, zorunlu
karşılık oranlarının artırılması ve bazı ürünlerdeki ücret ve komisyon
üst sınırlarının düşürülmesi gibi
bazı yasal düzenlemeler sonrasında
bankalar açısından kârlılığı korumanın
oldukça zor olduğu bir yıl oldu. Maliyetlerdeki
artışı kompanse etmek amacıyla bankalar, faiz ve gider verimliliği
konularında yeni düzenlemelere giderken,
rekabetin arttığı bir yılı geride bıraktı. Peki iç piyasadaki zorlu yılın ardından dış piyasalar kaynaklı sıkıntıların yoğunlaşacağı 2012 öncesinde bankaların beklentileri ne yönde?
Bankacılık sektörünün aktif toplamı
2011 yılının dokuz aylık döneminde
yüzde 20,6 oranında artarak 1 milyar
214 milyar TL seviyesine ulaşmıştı. Yılın
ilk çeyreğinde yüzde 3,9 oranında büyüyen
sektör, ikinci çeyrekte yüzde 9,5,
üçüncü çeyrekte ise yüzde 5,9 oranında
büyüdü. Bankacılık sektörü toplam aktifleri
içindeki payı 2010 yıl sonuna göre
2,3 puan artarak yüzde 54,5’e yükselen
toplam krediler ise 2011 yılında hızlı
büyümesini sürdürerek Eylül 2011 itibarıyla 661,3 milyar TL seviyesine
ulaştı. Kredilerde 2010 yıl sonuna
göre 135,4 milyar TL artış gözlenirken,
9 aylık artış yüzde 25,8, yıllık
artış ise yüzde 39,1 düzeyinde gerçekleşti.
Fonlama tarafında ise bu dönemde
repo işlemlerinden sağlanan
fonlar, yurt dışı bankalara
borçlar ve ihraç edilen menkul kıymetler,
mevduata alternatif kaynaklar
olarak mevduatla birlikte fonlama
tarafında etkin kullanıldı. Bankacıların beklentileri Merkez Bankası’nın politikasının seyrine ve rekabete
bağlı olarak değişiyor. Bununla
birlikte 2012’de, makroekonomik
beklentilere paralel olarak bir
miktar hız kaybetse de sektörün aktif
büyümesinin kredi odaklı olarak devam
etmesi, ancak fonlama tarafında mevduatın ağırlığının ve öneminin artması
yönünde şekilleniyor.
İç talep belirleyici
Makroekonomik beklentilerin odağında ise dünya ekonomilerinde yaşanan
belirsizlik ve likidite darlığı var. Bu
durumun bilançolarını yaklaşık yüzde
12-15 oranında yurt dışından fonlayan
Türk bankaları üzerinde de bir miktar
baskı oluşturması ve fonlama maliyetlerini
artırması olası görünüyor. Çünkü
dünyadaki fon akımlarının yaklaşık üçte
ikisi için fon sağlayıcı konumda olan
Avrupa, resesyon riskiyle karşı karşıya.
Bunun yanı sıra Avrupa bankacılık sisteminin
de ilk etapta 100 milyar Euro’yu
aşan sermaye ihtiyacı, Türkiye de dahil
olmak üzere gelişmekte olan ülkelere
finansman kanalı üzerinden yansıyacak
risklere işaret ediyor.
Bunun yanı sıra, payı azalmakla birlikte
(yüzde 48’lerden yüzde 44’lere) Avrupa’nın halen en önemli ihracat pazarımız olması, ticaret kanalı üzerinden yansı
yabilecek etkileri de cari açık ve sürdürülebilir
ekonomik büyüme açısından
önemli hale getiriyor. Bu nedenle bankacılık sektöründe 2012 yılının Türkiye
açısından dış talebin iç talebe kıyasla daha
zayıf bir artış eğilimi göstereceği, dolayısıyla büyümede iç talep dinamiklerinin
belirleyici olmaya devam edeceği bir
yıl olacağı öngörülüyor.
Krediler ılımlı artacak
Ayrıca bankacılar, 2012 yılında bankacılık döneminde kriz dönemi hariç
son birkaç yıldır yüzde 30-35 bandından
gerçekleşen kredi ve yüzde 20 civarında gerçekleşen aktif büyüme oranlarının altında bir gelişim bekliyorlar. Bu
anlamda net faiz marjlarının gelmiş olduğu seviyelerin korunması ve sürdürülmesinin
kârlılık anlamında belirleyici
olacağı düşünülüyor. Zira 2012 yılında
varlık kalitesindeki iyileşmenin ve
sermaye piyasası işlem kârlarının net
dönem kârına olan olumlu katkısının
önceki dönemlere göre azalması bekleniyor.
Bankacılık sektörü aktifleri ise Merkez’in
etkisiyle kısa vadeli faiz oranlarının destekleyeceği mevduat artışının
yanı sıra menkul kıymet ihraçları
ve devam eden sermaye girişleri
gibi farklı kanallardan kaynak yaratma
imkanlarından yararlanacak.
Bu anlamda 2012 yılında
2011’e kıyasla görece daha yavaş
bir hızla da olsa büyümeye devam
edeceği düşünülüyor. Ekonomik
yavaşlama nedeniyle aktif kalitesinde
beklenen kötüleşme ise
2008-2009 kriz dönemi ile karşılaştırıldığında çok daha düşük seviyede
kalması bekleniyor.
TCMB ve BDDK tarafından
alınan önlemlerle birlikte değerlendirildiğinde, bankacılar genel
olarak 2012 yılında iç talebin genel olarak tedrici bir artış sergilemesi
paralelinde kredi hacmindeki artış eğiliminin
2011’e kıyasla daha ılımlı bir seyir
izlemesini bekliyor. Hazine’nin
borçlanma gereğinin de giderek azaldığı dikkate alındığında Türk bankalarının kredi kanallarına yöneliminin güçlü
olacağı söylenebilir.
1 | 2 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|