Büyüme ve insan kaynağı…

Büyüme ve insan kaynağı…

Türkiye ekonomisi hızlı büyüyor. Ne kadar sürdürülebilir olduğu bilinmese ve istihdam yaratmada sıkıntı yaşanması büyüme oranı üzerindeki tartışmaları yoğunlaştırsa da, büyüme hızı önemli bir motivasyon sağlıyor.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Devamı gelecek mi? Bu yıl için öyle görünüyor. Aram’ın hazırladığı kapak haberinde okuyacağınız gibi, özel sektörün en büyük kuruluşlarından aldığımız bilgiler, planlar, bütçeler, hedefler büyüme üzerine kurulu. Üstelik sadece Türkiye’de büyümekle de yetinmeyecekler.

ABD ve AB bölgesi başta olmak üzere, dünyanın en zengin kitlesine daha fazla hitap etmek için ciddi satın almalar yaşanabilir. Danışmanlardan aldığımız bilgiler, değerlendirmeler bu yönde. Yurtdışındaki satın almalar, global köyün bir parçası olmak isteyen büyük holdingler için kaçınılmaz bir hal aldı.

Kısa vadede bakarsak, Türkiye’de siyasi tartışmalardaki seviye, hukuk devleti kavramındaki yıpranma, geleceğe yönelik beklentileri karamsar kılabilir. Tabii ki eleştirilecek çok sayıda gelişmeyi sıralayabilirim.

Hatta bu sayfaya sığdırmakta zorlanabilirim. Fakat, bardağın dolu tarafından da bakarak gündemi değerlendirmeyi tercih ediyorum. Eleştirilerimi de saklamadan, sakınmadan…

Öncelikle, Sanayi 4.0’ın büyük holdinglerin ana gündem maddelerinden birisi olmasını çok ama çok önemsiyorum. Siz de bilirsiniz ki, tedavinin yarısı, teşhisi doğru koymakla başlar.

Türkiye’nin önde gelen holdinglerinin bu teşhisi koyduğunu net olarak görebiliyoruz. Finans sektörü zaten bu aşamaların farkında ve özel sektöre göre epey mesafe kaydetti.

Sanayi 4.0’ın, dijitalleşmenin, Türkiye’nin dünyanın gelişmiş ülkeleriyle arasındaki teknoloji farkını kapatmak için en büyük fırsat olduğu görüşünü tekrarlıyorum.

Üstelik, bu kadar düşük bir maliyetle bu farkı kapatma olanağının olması, Türkiye için büyük bir fırsat. Yeter ki, koyduğumuz teşhisin tedavisine yönelik bütçeleri hızlı bir şekilde ele alalım.

Y ve Z kuşağının toplam nüfus içindeki payı yükseliyor. Yaşımız da öyle. TÜİK’in açıkladığı rakamlar, ‘genç ülke’ söyleminde kullanılan yaş ortalamasının eskisi gibi geçerli olmadığını gösteriyor.

Yaş ortalamamız 2017’de 31,7’ye yükseldi. Yani, kısa bir süre öncesine kadar dile getirilen “Genç bir toplumuz, yaş ortalaması 30’un altında kaç ülke var?” söylemi geçerliliğini yitirdi!

Yaş büyüyor ve bu da Türkiye için riskler getiriyor. Potansiyeli yüksek gençleri iş ortamına kazandırmanın yollarını henüz tam olarak bulabilmiş değiliz. İstihdam seferberliğinin de bu soruna çözüm olmadığı, olmayacağı da belli.

Gençlerimizi, yeteneklerimizi dijital yaşamın bir parçası haline getirmek zorundayız. Aksi takdirde önümüzdeki 10-20 yıllık süreçte “keşke” ile başlayan pek çok cümle kurmak zorunda kalabiliriz.

Yetenekli insanlarımıza daha fazla sahip çıkalım. Yetenekler kolay yetişmiyor ve farkında mısınız bilemiyorum ama rakip ülkeler de avuçlarını ovuşturarak bizi izliyor. Lütfen buna ortam yaratmayalım.

Pozitif enerjisi yüksek bir hafta diliyorum.



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap