Büyüme ve çelişkiler

Büyüme ve çelişkiler

Geçen yıl yüzde 7,4 büyüdük ve OECD ülkeleri içinde en hızlı büyüyen ikinci ülke olduk. Sevinelim mi? Büyüme, doğal olarak herkesi sevindiren bir gösterge. Yatırım yapmayı planlayan, gündemine almak isteyen şirketler için en önemli göstergelerden biri.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Hatta kârlılıkla ilgili beklentileri geri planlara atacak kadar etkili olduğu söylenebilir. Nasıl mı? Avrupa başta olmak üzere Batılı ülkelerdeki büyümenin yüzde 1’lerde dolaştığı, piyasa paylarının konsolide olduğu ve köşe başlarının tutulduğu ülkelerdeki şirketlerin, her yıl hızlı büyüyen bir piyasayı yok saymaları mümkün mü? Tabii ki değil…

İyi de, bütün bu gelişmelere rağmen piyasalar neden yıllık yüzde 7,4’lük büyüme rakamından yeteri kadar etkilenmiyor? Döviz kurları ve devlet tahvili faizleri neden yeni rekorlara imza atıyor? Euro ve dolardan oluşan sepet kuru, 2017’de ortalama yüzde 22 artış gösterdi.

2018’in ilk üç ayını geride bıraktık ve sepetin artış oranı yüzde 9,2. Üstelik ekonomideki büyümenin yüzde 7 düzeyinde olacağı ilgili bakanlar tarafından defalarca açıklanmasına rağmen döviz kurları sakinleşmedi. Yabancı yatırımcı girişinde beklenen düzey yakalanamadığı gibi, şirket değerlemelerinde beklentilerin altında fiyatlar oluşuyor.

Doğal olarak bu sorunun tek bir yanıtı yok. Ekonomideki ısınmanın maliyetini adeta para piyasalarında ödüyor gibiyiz. Düşünün, ekonominin büyüklüğü 3,1 trilyon TL düzeyine ulaşıyor, dolar kuru ortalamasına göre 850 milyar dolarlık bir ekonomiye sahip oluyorsunuz. Yıllık büyüme oranınız yüzde 7,4 ama ekonominiz bir yıl öncesine göre kabaca 12 milyar dolarlık bir küçülme yaşıyor!

Ekonomide yeni bir öykü yazmaya ihtiyacımız var. Öykünün yazılması inanın mucize değil. Herkes üzerine düşeni yaparsa, 2002-2008 dönemindeki yüksek performansın yeniden yakalanması mümkün.

Doğal olarak bunun için yapısal değişime, dönüşüme ihtiyacımız var. Yeniden büyüme temposu yakalayan Avrupa Birliği Türkiye’nin en büyük pazarı ve bu tahtı tehdit edecek bir alternatif henüz yok. Yakın bir süreçte olacak gibi de görünmüyor.

Türkiye’nin de, kişi başı ortalama gelir düzeyi 30 bin Euro civarında olan 500 milyonluk bir kitleyi ihmal etme lüksü olmadığını biliyoruz. Lütfen, Varna’daki zirvenin kodlarını doğru okuyalım ve kendimizi kandırmayalım.

Dövizdeki yükseliş maalesef ekonomiye itici güç olmaktan çıktı. Aksine enflasyonu besleyen, üretim maliyetlerimizi rakiplere göre artıran ve rekabet avantajını zedeleyen bir yapıya dönüştü. Piyasalar hesabını yeniden yapıyor. Bence bizim de hesap kontrolü yapma zamanımız geldi ve geçiyor…

Verimli bir hafta dileklerimle…



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap