Eşik atlamak mümkün mü?

Eşik atlamak mümkün mü?

16 yıl önce acı bir kriz yaşadık. Ekonomi dağıldı desek abartı sayılmaz. Halk da dönemin hükümetine acı bir fatura kesti! Ekonomi, dip yaptıktan sonra hızlı bir toparlanma sürecine girildi. “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” başarılı oldu ve Türkiye ekonomisi hızlı büyüme temposu yakaladı.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Ta ki 2008 global krizine kadar… Son yıllarda adeta bir bocalama döneminde olduğumuzu söyleyebiliriz. Makro ekonomik göstergeler bozuluyor, siyasi gerilim de bir türlü düşmüyor. Geçen yılki başarısız darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL devam ediyor ve hukukla ilgili sıkıntılar ekonomiyi de negatif etkiliyor.

Geçmişte bu köşede hukuka, özellikle birinci sınıf hukuka ne kadar ihtiyacımız olduğuna defalarca yer verdiğim için aynı ifadeleri tekrarlamak istemem. Türkiye’nin eşik atlamaya, Cem Boyner’in tanımlamasıyla koşmaya değil, zıplamaya ihtiyacı var.

Türkiye nasıl eşik atlayacak? Altyapı, hükümetin ekonomiye bakışı, yeni nesil reformlar, dijital dönüşüm çalışmaları, Türkiye’nin eşik atlamasına yetecek mi? Birinci sınıf hukuka doğru yönelim, OHAL gibi iş dünyasını rahatsız eden, yeni yatırım iştahını yok eden uygulamaların kaldırılmasının yolunu açacaktır.

İkincisi, iş dünyasının, şirketlerin iş yapış süreçlerinin dünya rekabetine ayak uydurabilmesi için üretim maliyetlerinin de rakiplere göre yüksek olmaması gerekiyor. Boston Consulting’in hazırladığı rapora göre, Amerika’da 100 olan üretim maliyet endeksi Türkiye’de 98. Türkçesi, ucuz üretim ülkesi değiliz.

Pakistan’dan başlamak üzere Uzakdoğu’ya yöneldikçe maliyetler düşüyor. “Biz bu kategoride değiliz” diyorsak, ileri teknoloji de üretmemiz gerekiyor. Lakin, ihracat rakamları içinde ileri teknolojik ürünlerin payı yüzde 3 seviyelerinde. Rakip ülkelerde bu oranların iki haneli olduğunu anımsatmak istiyorum. Üstelik, ileri teknoloji kategorisini büyütecek insan kaynağını da sürekli yurtdışına ihraç ediyoruz!

Aram’ın hazırladığı kapak haberinde okuyacağınız gibi, ticaret hacmi 20 milyar dolara dayanan, 7 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaşan serbest bölgeler, şirketlerimizin rakipleriyle mücadele edebileceği alanlardan biri. Sayıları 10’u bulan temel avantajlar şirketlerin rekabet gücüne destek sağlıyor. Yeterli mi?

Olmadığı belli değil mi? Türkiye’nin sadece serbest bölgelerde değil, normal bölgelerde de üretim maliyetlerini düşürecek reformlara ihtiyacı olduğunu tekrar kayıtlara geçirmek istiyorum.

Aksi takdirde her başımız sıkıştığında üreticiyi “ithalat” sopasıyla terbiye etmeye çalışırız. Bu sopanın çalışıp çalışmadığını et fiyatlarında görebiliriz. Görmek istersek tabii…

İyi bir hafta diliyorum…



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap