Gelecek…

Gelecek…

Geçen hafta iki gün, kardeş dergi Capital ile birlikte yedinci kez düzenlediğimiz Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde ‘Gelecek’ temasını tartıştık. Ekonomi, üretim, finans, teknoloji, dijitalleşmenin yanı sıra toplum, sosyal gelişmeler, kadının gelecekte oynayacağı pozitif rol gündemimizdeydi. Gelecek nasıl olacak?

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Ekonomiden başlayalım. Zirvenin açılış konuşmasını yapan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, havalar bozmadan çatının tamir edilmesi, kapı ve pencerelerin kontrol edilmesi üzerinde durdu. Hükümet olarak, oluşan belirsizliklere, risklere karşı alınan önlemleri sıraladı. AB’nin de büyüme temposunu hızlandırmasıyla, Türkiye’nin olumlu etkileneceğine dair beklentileri aktardı.

Küresel olarak Türkiye’nin önünde fırsatlar olduğu kesin. Buna ilişkin görüşlerimi defalarca burada aktardım. Bu fırsatları gole geçirmenin koşulları belli. Birincisi, girişimcilerimizin yeni riskler alma konusunda mali yeterliliği ve cesareti.

Nitekim, Aram’ın hazırladığı kapak haberinde okuyacağınız gibi, dış pazarlarda etkin konumda olan çok sayıda şirketimiz var. Bu şirketlerimiz faaliyet gösterdikleri ülkelerde ilk sıralarda yer alıyor ve başa güreşiyor. Biz bunların bir bölümünü sizlere aktarıyoruz.

Şirketlerimizin, girişimcilerimizin bu konuda yeteri kadar cesaretli olduğu açık. İkinci adım, bu girişimleri yönetecek profesyonel kadroların oluşturulması, yani insan kaynağı. Yine bir süreden beri en değerli varlığımız olan insan kaynaklarında yaşanan erozyona dikkat çekiyorum.

Zirvenin ilk gününde ‘Türkiye’nin geleceği’ başlıklı panelde konuşan Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Garih’in aktardığı gibi, müteahhitlik alanında dünyada ikinci sırada yer alan şirketlerimiz, mühendislerini ve yetenekli teknik elemanlarını yabancı rakiplerine kaptırma riskiyle karşı karşıya.

İnsan kaynağı olmadan ileri teknoloji nasıl üretilecek? Dijitalleşme nasıl sağlanacak? Ekonominin yeni büyüme motoru start up ekosistemini nasıl büyüteceğiz? Sadece mali teşvik sağlamanın yeterli olmayacağını zaten biliyoruz.

İşin sosyal tarafına gelelim. Evet, eğitim sistemine ayrılan pay son 15-20 yılda ciddi bir şekilde artış gösterdi. İyi de eğitim kalitesinde aynı sonuca ulaştığımız söylenebilir mi? Gençlerimizi, özellikle de kırsal kesimdeki genç kızlarımızı iyi eğitebiliyor muyuz? Kadınların işgücüne katılımının yetersiz olduğunu zaten biliyoruz.

Sonuç olarak, çocuklarımızı, gençlerimizi daha iyi eğitecek, kişisel gelişimlerine daha çok pozitif katkı verecek bir sistemi kurgulamak zorundayız.

Üzerinde tartışılmayan, geniş kitlelerin mutabakata varmadığı çözümlerin beklenen katkıyı sağlaması bana pek mümkün görünmüyor. Kadınlarımızı, kızlarımızı daha çok sosyal ve ekonomik yaşamın bir parçası yapalım. Başka da seçeneğimiz olduğu görüşünde değilim…

Geleceğimizi daha çok sorguladığımız bir hafta dileklerimle.



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap