Üretim çeşitliliği ve girişimcilik

Üretim çeşitliliği ve girişimcilik

İstanbul, global girişimcilik merkezi olabilir mi? Soruyu yönelten, ‘girişimci’ kimliğiyle öne çıkan iş insanı Ali Sabancı.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Çarşamba akşamı, 16-19 Nisan’da İstanbul’da yapılacak ve yerli/yabancı 3 bin katılımcının beklendiği Global Girişimcilik Kongresi’yle ilgili bilgileri aktarmak için gazetecilerle bir araya gelen Sabancı, konuşmasının başında bu soruyu yöneltti.

Sorunun yanıtını kendisi verdi ve neden olabileceğini anlattı. İstanbul’un küresel olarak cazip bir kent olmasının yanı sıra üretim çeşitliliğiyle öne çıkan Türk girişimcilik dünyası, yeni bir başarı öyküsü yazabilir mi? Bir soru daha ekleyelim: Girişimcilik olmadan refah olabilir mi?

Dünya dönüşüyor, dijitalleşiyor. Türkiye için de kaçınılmaz yol ve kaçırılmayacak bir fırsat olarak önümüze çıkıyor. Türkiye ekonomisinin dönüşmesi, dijitalleşmesi, dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin bir parçası olabilmesi için çok ciddi bir fırsattan bahsediyoruz.

Üstelik dönüşümü çok da düşük bir maliyetle gerçekleştirme olanağımız var. Yeter ki, etrafımızdaki start up’ların verdikleri hizmetlerin, ürünlerin farkına varalım, bu şirketlerle iş yapma cesareti gösterelim.

Herkes marka, tasarım, katma değer gibi kavramları dillendiriyor. Ancak bunlar için de sadece maddi destek değil, ciddi bir insan kaynağına ihtiyaç olduğunu unutmamak gerekiyor. Evet, son yıllarda AR-GE desteği konusunda ciddi kaynaklar ayrıldı, aktarıldı, aktarılmaya da devam ediyor.

Perşembe akşamı, Türk Ekonomi Bankası (TEB) ile birlikte 14’üncüsünü düzenlediğimiz Anadolu500 araştırmasının ödül töreninde konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, geçen hafta itibariyle Türkiye’de AR-GE ve Tasarım Merkezi sayısının bini aştığını söyledi.

Bu yatırımların karşılığını önümüzdeki dönemde daha çok alacağımıza inanıyorum. Yeter ki, bu çalışmaları yapacak insan kaynağını yurtdışına kaptırmamaya daha fazla özen gösterelim.

Doğal olarak şirketler markalarını yaratarak daha fazla katma değer üretme peşinde. Ama piyasa koşulları da private label (PL) olarak da adlandırılan market markalarını büyütüyor. İndirimli marketlerdeki ürün gamının yarısından fazlası PL. Hem ucuz hem de kaliteli.

Özlem’in kapak haberinde okuyacağınız gibi, bu ekonomi hızla büyüyor. En büyük üç indirim marketi BİM, A101 ve Şok’un ciro büyüklüğü 50 milyar TL’ye yaklaştı. Bu cironun yarısı PL ürünlerinden oluşuyor. Üstelik her yıl yüzde 20 büyüyor. Yeni nesil de, market, marka seçiminden ziyade, fiyat/kalite dengesine dikkat ediyor.

Kapak haberinde okuyacağınız gibi, girişimcilik sınır tanımıyor. Markalar, PL üretimi yapan şirketler karşısında zorlanıyor. Farklılaşmak için çabalayan, teknoloji yatırımlarını ıskalamayan, kalite/fiyat dengesini tutturan binlerce şirket, sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın önde gelen indirim marketlerine de üretim yapıyor.

Sonuçta günlük yaşam ne markalar ne de PL üretim yapan şirketler için kolay değil. Girişimci kimliğimizin yanı sıra üretim çeşitliliğinde de ciddi bir güce sahibiz. Teknolojiye, dijitalleşmeye de yatkınız. Yeter ki, otobandaki asfalt, yol çizgisi, trafik işaretleri ve ışıklandırma kaliteli olsun. Bu görev de hükümete düşer…

Verimli tartışmaların yaşandığı bir hafta diliyorum…



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap