|
Prof. Dr. Kirişçi'ye göre, sıfır sorun lafzından ve ruhundan uzaklaşılıyor.
Haber : Kıvanç Özvardar / 11.09.2011
Mavi Marmara ile ilgili Birleşmiş
Milletler (BM) Raporu’nun
sızması, Türkiye-İsrail ilişkilerinde tansiyonu
yeniden yükseltti. Sızan
raporun hemen sonrasında Türkiye’nin
İsrail’le diplomatik ilişkileri geriye çeken ve Doğu Akdeniz’de seyrüsefer
serbestisi konusunda sıcak çatışma
ihtimalini de ima eden kararı sonrasında yeni konjonktürün getirecekleri
konusunda farklı yorumlar yapılıyor. Türk dış politikasının evrildiği yeni
süreci Ortadoğu, göç, Avrupa Birliği konularında uzman olan Boğaziçi
Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası
İlişkiler Bölümü öğretim üyesi
Prof. Dr. Kemal Kirişci ile konuştuk.
Ekonomist: Türk dış politikasında
yeni dönem nereye evriliyor?
Prof. Dr. Kemal Kirişci: Türkiye’nin
dış politikası bundan iki yıl öncesine kadar
akademik çevrelerde heyecan veren
bir politika idi. 2000’lerin dış politikası
1990’larınki ile karşılaştırıldığında, yumuşak
güç olarak komşu ülkelerle olan
karşılıklı sorunları çözmeye yönelik çabalar
içine girilmişti.
Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönem Kıbrıs konusunda ilk defa
Türkiye’nin soruna mesela kazan-kazan
perspektifinden bu terimi özellikle kullanarak
yaklaştığını görmüş ve heyecanlanmıştım. Etrafıyla kavga eden ve uluslararası
ilişkilerde zor kullanmaya güç
kullanmaya, ters davranmaya eğilimi
olan bir Türkiye hızla uluslararası ali cenaplığa doğru gidiyordu.
Son dönemlerle karşılaştırdığınızda
bu resimde nasıl bir değişim olduğunu
düşünüyorsunuz?
Şu son 1-1,5 yıla baktığımızda sanki
1990’ların Türkiye’si geri geliyormuş
havasına kapılıyoruz. Kıbrıs konusundaki
heyecanımız beklentilerimiz
gerçekleşmedi. Bütün suç Türkiye’nin
değil, ama o uzlaşmacı dönemde yapmasıı beklediğimiz birtakım girişimlerden
vazgeçtiğini görüyoruz. Ermenistan
ile ilişkiler konusunda aynı gözlemleri
yapabiliriz. Komşularla sıfır sorun
politikasının hem lafsından hem
de ruhundan Türkiye’nin uzaklaşıldığını ampirik şekilde gözlemleyebiliriz.
Değişen ne olmuş olabilir bu dönemde?
Yeni bir hedef mi belirlendi?
Uluslararası ilişkilerin nasıl olmasını arzu etmek ile dışarıdaki siyasi gerçeklik
arasında yaşanan farkı iyi anlamak
gerekiyor. Demokratik bir ülkede
sivil bir topluma karışılmaz deniyor.
Demokrasinin gerçekleri hem İsrail de
hem Türkiye’de birbirine çok benziyor.
Siyasiler hep arkalarına bakmak,
hep oy hesapları yapmak durumundalar.
Ben Netanyahu’nun ve Ehud Barak’ın Türkiye’den özür dilemek istediklerini,
buna yaklaştıklarını, fakat iç
siyasi mülahazalardan dolayı ve dışarıdaki gelişmelerin de bu iç mülahazaları
kolaylaştırıcı yönde gitmemesinden
dolayı yapamadıklarını düşünüyorum.
Aynı şekilde Türkiye’de de iç siyaset
kısa dönemli. İlerisine bakılamıyor.
Ayrıca bizim genel kültürümüz
hep suçu başkasına atmayı yeğliyor,
biz bırakın çuvaldız, iğneyi bile kendimize
batıramıyoruz. Böyle kendini sorgulamayan
bir kültürün bulunduğu
bir ülkede siyasileri, liderlerin dış politikada
bunun üzerine çıkması, olayları
daha dengeli ve daha yapıcı değerlendirmeleri
gerekir. Oysa siyasiler kamu
oyunu kolayca kendilerinin yanına
çekmeyi tercih ediyorlar.
Sizce tepki aşırı mı oldu?
Bence tepki aşırı oldu. Uluslararası
camiada Türkiye'nin son 8-10 yıldaki
imaj kazanımlarına ters düşen bir tepki
oldu. Tabi ki Türkiye dünyada Filistinliler’in
yanında duruyor, onların
çektiği azabın azaltılmasına yönelik siyasi
ve hukuki bir kavga veriyor. Bunu
herkesin sus pus olduğu zamanda yapıyor, diye güçlü bir kamuoyu var. Ama
gerçek çok daha karmaşık. Rapor olayını Filistinliler’in çektiği sıkıntılardan,
İsrail-Filistin çatışmasından bir
yere kadar ayırmak lazım. 50 yıldır
uluslararası camianın, ne Araplar’ın,
ne Filistinliler’in, ne İsrailliler’in, ne
ABD'lilerin çözemediği bir sorunu bu
raporun çözmesini beklemek, ya da
Türkiye'nin çözmeye soyunması gerçekçi
değil.
1 | 2 | 3 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|