Hem reklam üretiyor hem teknoloji sağlıyoruz

Hem reklam üretiyor hem teknoloji sağlıyoruz

Küresel iletişim devlerinden WPP’nin üretim ajansı Hogarth, 2015’ten beri Türkiye’de de hizmet veriyor. Hogarth İstanbul Ajans Başkanı Tevfik Şems Naipoğlu, “2017’de 80’in üzerinde ülkeye üretim yaptık. Üretimdeki maliyet avantajı bizi daha da öne çıkaracak” diyor.

FATOŞ BOZKUŞ
fbozkus@ekonomist.com.tr

2006yılında Londra’da kurulan Hogarth, yeni nesil üretim ajanslarından biri. Büyük reklamverenlere kampanyalarını çeşitli ülkelerde uyarlamaları için kurulan bu ajans, 2008’de dünyanın en büyük iletişim gruplarından WPP’nin dikkatini çekti ve grup şirkete ortak oldu. 2015 yılında ise Hogarth’ın İstanbul ofisi açıldı.

Şirket, bir üretim ajansı olmasının yanında bir teknoloji sağlayıcısı olarak da müşterilerine hizmet veriyor. Hogarth İstanbul Ajans Başkanı Tevfik Şems Naipoğlu, dünyada ‘decoupling’ olarak bilinen yaratım ve üretim sürecinin birbirinden ayrılmasıyla markaların maliyet avantajı elde ettiklerini, ajansların da bu sayede yaratım sürecine daha çok odaklanma imkanı bulduklarını söylüyor.

Bugün Pladis, Beko gibi yurtdışında büyüyen yerli şirketlerin yanı sıra Bayer, J&J gibi uluslararası markalarla da çalışan şirketin geliştirdiği ve müşterilerinin kullanımına sunduğu teknolojileri, yaptığı işleri ve gelecek hedeflerini Naipoğlu ile konuştuk.

Hogarth, iki yıldır İstanbul ofisiyle Türkiye’de de hizmet veriyor. Bu iki yılda neler yaptınız?
Hogarth bir üretim ajansı. Eskiden reklam ajansından çıkan fikirler her ülkede o network’e bağlı ajans tarafından üretiliyordu. Hogarth sayesinde artık merkezdeki fikir ülkelere adapte edilirken, her ülkede ayrı bir ajansla çalışmanıza gerek kalmıyor. Hogarth her ülke için üretim yapabiliyor. Hem de bunu her ülkenin kültürel ve sosyal dinamiklerini gözeterek yapıyor. Şirketin 26’ncı ve son ofisi olarak kurulan İstanbul ofisi, diğer Türk pazarları ve Ortadoğu için de bir hub olarak konumlandırılmış durumda. TV, dijital ve çizgi altı basılı işler prodüksiyonu dallarında üretim yapan ekiplerimiz var. Özellikle dijitalde dünyadaki dört merkez ajanstan biriyiz.

Teknoloji anlamında şirketlere nasıl bir hizmet sağlıyorsunuz?
Hogarth, yıllar içinde uluslararası markaların ihtiyaçlarına istinaden birtakım bulut tabanlı arşivleme teknolojileri de geliştirdi. Örneğin şirketler, 15 yıl önceki broşürü ya da geçen yıl çekilen bir videoyu bulma konusunda sıkıntı yaşarlar. Biz tek aramayla bunları karşılarına getiren ‘Zonza’ isimli bulut tabanlı bir platform sunuyoruz. Şirketler bunu kullanırken kendilerine göre yeniden isimlendirebiliyor.

Evet, örneğin Pladis’in ‘Planet’ olarak isimlendirdiğini biliyorum.
Evet, Pladis bu teknolojinin yanı sıra tüm üretim süreçlerini yönettiğimiz bir şirket. Beko da bu sistemi kullanıyor. 2015 yılından itibaren bütün reklam arşivleri, kurumsal kimlik kılavuzları, broşür ve posterleri oraya yüklüyorlar. Bu, tepe yönetime kontrol fırsatı sunuyor. Uzakdoğu’daki bir yönetici sisteme girip Türkiye’deki bir broşüre bakabiliyor. Aslında tepe yönetimin olayın farkında olmasını sağlayan bir sistem. Bunun yanında proje yönetim platformumuz da var. Brief’in girdiği an itibariyle fiyat teklifi, fikrin üretilmesi, revizyonlar verilmesi, son çıktı, onaylanması, yayına gitmesi gibi bütün pazarlama iletişimi sürecini de bir platformda yönetebiliyorsunuz.

Bu iletişim kazalarının da önüne geçecek bir platform, öyle değil mi?
Tabii… “E-mail attım”, “Görmedim” gibi diyaloglara son veriyor. Pazarlama iletişiminin bütün aşamalarını kontrol edebildiğimiz ve hataya minimum izin veren bir yapıya dönerek hizmet veriyoruz. Markalarımız, hizmet aldıkları reklam ajanslarıyla da bu platformu paylaşabiliyorlar.

Çok fazla ajansı varken üretimi yapan bir ajansın daha olması işi zorlaştırmıyor mu peki?
Dünyada ‘decoupling’ olarak bilinen yaratım ve üretim sürecini birbirinden ayırma odaklı bu anlayışın sonucunda markalar maliyet avantajı elde ederken, ajanslar da yaratım sürecine daha çok odaklanma imkanı buluyor. Tüm üretimi tek çatı altında yönetmek aslında işi kolaylaştırıyor.

Dijital dört merkezden birinin İstanbul ofisi olduğunu söylediniz. Bu ne anlama geliyor?
Romanya, Hindistan, Kolombiya ve Türkiye’ye Londra merkezden dijital kampanya uyarlama projeleri atanıyor. Dijital insan kaynağı kalitemizle üçüncü yılımızda bu merkezler arasında yer almayı başardık. Dünyanın pek çok farklı ülkesinde kullanılacak banner kampanyalarını İstanbul’daki arkadaşlarımız üretiyor.

İstanbul ofisi olarak kaç kişilik bir ekiple hangi şirketlere hizmet veriyorsunuz?
Ana ekibimiz 50 kişi ama alınan işe göre bu ekip genişleyebiliyor. Doğuş ve Koç Holding çalıştığımız kurumlar arasında. Bayer, J&J ve GSK gibi uluslararası şirketlere de hizmet veriyoruz.

2017’yi nasıl geçirdiniz ve 2018 hedefleriniz neler?
Biz sektörün fabrikasıyız. 2017 bizim için lokalde de globalde de ciddi bir büyüme yılı oldu. 2017’deki performansımız ihracat yeteneğimizin daha büyük olduğunu gösterdi. Bugün üretimimizin yüzde 10-15’ini ihraç ediyoruz. 2018’de bunu yüzde 30-40’lara taşımak istiyoruz. Beş yıl içinde ise yüzde 50’leri geçmek planlarımız arasında. 2017’de farklı bölgelerdeki 80’in üzerinde ülke için üretim yaptık. Özellikle üretim konusundaki maliyet avantajı bizi daha da öne çıkaracak.

“REKLAMLARI DÜNYANIN HER NOKTASINA UYARLIYORUZ”
Uluslararası arenaya adım atan Türk şirketlerinin genellikle küresel bir reklam ajansıyla anlaştığını söyleyen Tevfik Şems Naipoğlu, bunun maliyetli olduğunu söylüyor. Naipoğlu, kendilerinin nasıl çalıştığını ise şöyle anlatıyor: “Biz reklamları dünyanın her noktasına adapte edip uyarlayabiliyoruz.

Ayrıca stratejik planlama da yapıyoruz. Yaratıcı ajanstan gelen bir fikri dünya üzerindeki her dilde, o ülkenin kültürel özelliklerini de dikkate alarak çoğaltıyoruz. Lokalde ise şirketlerin bu üretimi en optimum yapmaya ihtiyacı var. Faaliyet raporu, baskı ve dokümantasyon, dijital kampanyaların üretilmesi, filmlerin yapılması gibi…

Burası onlar için tek bir üretim noktası oluyor. O markanın kurumsal kimliğini anlayan, tutarlılık sağlayabilecek, o markaya hizmet verecek ekiplerin en verimli şekilde çalıştığı bir yapıdan bahsediyorum. Hacim varsa genelde bunu yönetmek zor oluyor. Biz büyük hacimlerde esas faydayı sağlıyoruz.”



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap