Hizmet ihracatını yüzde 30’a çıkaracağız

Hizmet ihracatını yüzde 30’a çıkaracağız

4129Grey Ajans Başkanı Alemşah Öztürk, blockchain pazarlama ile danışmanlık departmanı kurduklarını anlatıyor. Ajansın işlerinin yüzde 10’unun yurtdışına ihraç edildiğini belirten Öztürk, bu oranı yüzde 30’lara çıkarmak istediklerini söylüyor.

FATOŞ BOZKUŞ
fbozkus@ekonomist.com.tr

Dünyanın en büyük iletişim gruplarından WPP, 2012 yılında çoğunluk hissesini satın aldığı 41?29! dijital ajansı ile yine bünyesindeki reklam ajanslarından Grey’in İstanbul ofisini birleştirme kararı almış ve şirketin adı 2015 yılında 4129Grey olmuştu. O dönem konuştuğumuz ajans başkanı Alemşah Öztürk, 4129Grey’in deneysel bir uygulama olduğunu söylemişti.

Hatta sistem başarılı olurlarsa bu modelin geleceğin ajans modeli olarak tüm dünyaya yayılabileceğinin altını çizmişti. Aradan üç yıl geçti. Cannes’dan birer altın ve bronz ödülle dönen Öztürk’le geçen hafta bir araya geldik. Üç yılda finansal hedefler, lokal ve uluslararası ödüller anlamında hedeflerinin önünde olduklarını dile getiren Öztürk, yeni nesil ajans modeliyle birlikte yeni müşteri kazanımlarının da gün geçtikçe arttığını anlatıyor.

Türkiye’de pek çok sektörden şirket gözünü yurtdışına çevirmiş durumda. Reklam sektöründe de benzer bir durum olduğunu dile getiren Öztürk, bugün ajansın işlerinin yüzde 10’unu yurtdışı için yaptığını, bu oranı yüzde 30’lara çıkarmayı hedeflediklerini söylüyor. Öztürk’le ajansı, reklam sektörünü ve Cannes’ın bu yılki gündemini konuştuk.

4129Grey’in üç yılını geride bıraktınız. Nasıl geçti bu üç yıl?
Yeni yapıyı müşterilere anlattığımız, ödüller ve ses getiren işlere imza attığımız, 20’nin üzerinde müşteri kazanımıyla geçti. Mecra bağımsız iş düşünüp bunun yapılabilir olduğunu gösterdik. Ekip olarak da yüzde 20 büyüdük. Veri, performans pazarlaması, sosyal medya tarafında ekip büyüdü. Tabi yaratıcı ekibi de güçlendirdik. En son Cannes’da 6 kısa listeye girdik ve biri altın, biri bronz olmak üzere iki ödülle geri döndük. Hem ödüller hem finansla ilgili hedeflerin önünde olduğumuzu söyleyebilirim.

Yüksek enflasyon, oynak kur ve stabil olmayan ekonomik ortamda reklam sektörü de istediği büyüklüğe ulaşamıyor. Bu sizi etkilemedi mi?
Böyle bir ortamda reklamveren çok ürkek. Dolayısıyla bunlar reklamcılığı zorlaştırıyor. Onunla savaşıyoruz. Çeşitlilik bazlı iş yapış şeklimiz elimizi kuvvetlendiriyor. Bir de Türkiye’de iş azaldığında yurtdışına iş yapıyoruz. Gerek networkten gelen işleri gerekse kendi müşterilerimizin yurtdışındaki işlerini alıyoruz. Globale müşterilerin başka ülkelerdeki projelerine entegre oluyoruz. Networkte en iyi dijital bilen ajansız ve bu yeteneğimizi daha çok kullanmak istiyoruz. Dolar ve Euro’nun değer kazanmasıyla Türkiye hizmet almak için uygun bir ülke haline geldi. İngiltere’de web sitesi yaptırmaya gerek yok. Türkiye’de belli kalitenin üzerinde iş üreten ajanslar artık daha avantajlı durumda.

Hangi konularda Türki ye’den hizmet alınıyor?
Yazılım, tasarım ve uygulama geliştirme konusunda Türkiye’de iyi ekipler olduğunu düşünüyorum. Bizim de yapmaya çalıştığımız network içinde kendimizi iyi anlatmak, diğer ofislerin ihtiyaçları olduğunda onlar için buradan çalışmak istiyoruz. Türkiye’nin dijital hub’a dönüşmesi hedefimiz.

Bugün cironuz içinde yurtdışına yaptığınız işlerin oranı ne?
Bugüne kadar Dubai, Fransa, İspanya gibi ülkelere iş yaptık. Şu anda ciromuz içinde yurt-dışına ürettiğimiz işlerin oranı yüzde 10. Ama fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu oranı yüzde 30’lara çıkarmak istiyoruz.

Veri analitiğinden topluluk yönetimine, performans pazarlamasından alışveriş pazarlamasına, kadar pek çok uzmanlığı müşterilerinizin hizmetine sunduğunuzu söylüyorsunuz. Yeni uzmanlıklar kattınız mı bünyeye bu üç yılda?
Yakın zamanda iki yeni departman kurduk. Blockchain pazarlama departmanı bunlardan biri. Bu bir Blockchain start up’ının ICO’sunu (Initial Coin Offering) yapıp para toplamak için pazarlama yaptığı sürecin tamamını yöneten bir departman. Birkaç projeye giriştik bile. Bunun yanı sıra bir de danışmanlık ekibi kurduk. O da dijital dönüşüm süreçlerini yönetiyor markaların.

Bulunduğumuz ekonomik ortamın reklamcılığı zorlaştırdığından bahsettiniz. Bu dönemde çıkan işleri nasıl buluyorsunuz?
Türkiye’de son yıllarda yapılan iletişim kampanyalarında kalitenin düştüğünü görüyorum. Markalarda çalışan kaliteli karar vericilerin büyük kısmı ya yurtdışına gitti ya da işi bıraktı. Ortalama yönetici kalitesi düştü. Bu birinci neden. Benzer kalite düşüklüğü ajanslarda da var. Yeni yetenekleri çekmede de sektör zorluk yaşıyor. Sektöre giren yetenekli insan sayısı da azaldı kısacası. Dolayısıyla eskisi kadar cesur olmayan, güzel iş yapmak için kasmayan bir grup insan oluştu. Bir ortalamacılık var. Ortalama iş üretiliyor. Bununla savaşmaya çalışıyoruz. Tabii işimiz zor. Çünkü briefin ardından çözümü üç gün içinde bekleyip 15 gün sonra yayına girmek isteyen reklamveren olunca bu sürede çıkan işin kalitesi de çok iyi olmuyor. Cesur işler çok çıkmıyor, cesaretler sanki kırıldı. Özellikle de sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle…

Tabii, tüketici linçe daha hazır ve mecrada var ellerinde. Ama markaların toplumsal duyarlılıkların neler olduğunu iyi bilmeleri gerekiyor. Çok talihsiz linçler de olabiliyor. Ama Türkiye’nin hafızası 14 gün. 14 günün sonunda unutuyorlar. Bence marka cesur olmalı, gözü açık olmalı, iyi iş yapmak istemeli ve ortalama iş yaparak ortalama sonuç elde edileceğini bilmeli.



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap