Post-Truth demokrasiyi kabul etmemeliyiz

Post-Truth demokrasiyi kabul etmemeliyiz

IAPC Başkanı Mehmet Ural, dünyada siyasette bilimsel gerçekleri değil seçmenin duygu ve inançlarına uygun ‘hissedilir gerçeği’ söyleyenin etkili olduğu bir sürecin yaşandığını söylüyor. Bunun da demokrasi için çok zararlı olduğunu ifade ediyor.

FATOŞ BOZKUŞ
fbozkus@ekonomist.com.tr

Limon Gibi Sıkılmak”, 1987 genel seçimi öncesindeki en dikkat çekici slogandı. Bu seçim kampanyasıyla Erdal İnönü liderliğindeki Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) oyların yüzde 24,7’sini almıştı.

Bu kampanyanın mimarlarından olan Mehmet Ural, iki yıl için Uluslararası Siyasi Danışmanlar Derneği’nin (International Association of Political Consultants/IAPC) başkanlığına seçildi. Yaklaşık 30 yıldır bu derneğin üyesi olan Ural, bu sürede hayatımızda pek çok şeyin değişmesi gibi siyasi iletişimin de farklılaştığını söylüyor.
Popülizmin öne çıktığı yeni dönemde siyasi iletişimde “Post-Truth” akımının etkili olduğunu belirten Ural, sosyal medya ile birlikte hayatımızı sosyal ve siyasi olarak manipüle etmeye başlayan gerçekten uzaklaşmış bu algı yönetimi akımının Trump gibi liderleri zafere götürdüğünü anlatıyor.

Demokrasi için bu akımın çok tehlikeli olduğunu söyleyen Ural ile siyasi iletişim akımlarını ve bunların Türkiye’ye yansımalarını konuştuk.

Siyasi iletişimle tanışmanız nasıl oldu?
1986’da Renault için bir reklam filmi çekiminde tanıştığımız Sinan Çetin sayesinde siyasi iletişim yapmaya başladım. Sinan Çetin, 1987 yılında SHP’nin il yönetiminde görevli olan abisi Sabahattin Çetin’e bizi önermiş. Hazırladığımız seçim stratejisi ve yaratıcı çalışmalar Erdal İnönü ve parti yöneticileri tarafından beğenilince, halen ‘Limon Kampanyası’ olarak bilinen kampanyayı yapma fırsatını bulduk. Ben de böylece en büyük hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Daha sonra 1988 Referandumu, 1989 yerel seçimleri ve 1991 genel seçiminde SHP’nin seçim kampanyalarını biz yürüttük. Aynı yıl IAPC yıllık kongresini Türkiye’de yapmak isteyince parti yönetimine bunu Türkiye’de kiminle yapabiliriz diye sorulmuş. Beni önermişler. İstanbul’da lAPC’nin 20’nci kongresini yaparken tanıştık. O yıl beni üye olarak kabul ettiler. 30 yıldır derneğin içindeyim ve farklı kademelerinde çalıştım.

30 yılda siyasi iletişimde pratikler ve trendler nereden nereye geldi?
Siyasetçilerin kişilikleri ve iletişim becerileri, başarıda en belirleyici konu olmayı sürdürüyor. Ama mecralar, ihtiyaçlar, teknolojiler değişti. Başlıca iki farklı kampanya tasarım biçiminden söz edebiliriz. Bunların ilkini İlhan Tekeli’nin terminolojisini izleyerek ‘modernist’ seçenek olarak tanımlayabiliriz. Bu seçenekte seçmenlerin rasyonel karar verdiği ve partiler arasında tercih yaparken kendisine en çok çıkar sağlayanı belirleyip oyunu ona verdiği düşünülüyor. Geçmişte Türkiye’de yapılan birçok seçim kampanyasında, özellikle CHP kampanyalarında bu yaklaşımın hakim olduğunu gördük. Ancak yapılan araştırmalar, seçmenin önemli bir bölümünün oylarını sadece kendi nesnel çıkar hesaplarına göre vermediğini, burada değişik öznelliklerin de rolü olduğunu ortaya koyuyor. Bu araştırmalara göre gelişen ikinci seçeneği ‘post-modernist’ seçenek olarak niteleyebiliriz. Siyasi partiler önerdikleri nesnel çıkarların yanı sıra seçmene sundukları gelecek öyküleri, vizyonları temsil ettikleri kimlik ve değerler üzerinden de yarışmaya yöneliyor. Hatırlanacağı gibi, AKP’nin 2007 ve 2011 kampanyaları bunun iyi bir örneğidir. 2008’de Obama da zamanın ruhunu, seçmenin duygularını iyi okumuş, değişim ve yeni toplum vaadiyle seçimi kazanmıştı.

Günümüzde Trump ve diğer liderlerin uyguladığı kampanya biçimi nasıl adlandırılıyor?
Son yıllarda özellikle İngiltere’de Brexit ve ABD’de Trump kampanyalarında yeni bir siyasi iletişim yönelimi izliyoruz. Siyasette bilimsel gerçekleri, doğruları söyleyenlerin değil, seçmenin duygu ve inançlarına uygun “hissedilir gerçeği” söyleyenlerin etkili olduğu bir süreci yaşıyoruz. Bunu, siyasette “Post-Truth” dönemi olarak niteleyebiliriz. Post-Truth dönemi siyasetinin oluşmasını kanımca üç faktöre dayanarak açıklamak mümkün. Birincisi post-modern anlayış. Bilindiği gibi, gerçeği sorgulayan, sonsuza dek geçerli tek gerçek olamayacağını ileri süren, farklı gerçekliklerin var olacağını savunan post-modernist anlayış çerçevesinde, insanlar verilere dayanan gerçeklere değil, inanmak istediklerine inanıyor. Bu özelliğiyle insanlar da yönlendirmeye açık hale geliyor.

Diğer faktörler neler?
İkinci faktör günümüz siyasetinde yükselen popülist dalga. Popülizm, 19’uncu yüzyıl sonları ile 20’nci yüzyıl başlarında kökleri bulunan, toplumun güçsüz kesimlerinin sorunlarına duyarlı, saygınlığı olan bir siyasi akımdı. Günümüzde ise özellikle Avrupa’da canlandırılan popülizm bu tür bir duyarlılıktan çok uzak. İnsanların milliyetçilik duygularını kışkırtarak, otoriter ve faşist eğilimleri gerçekleştirmenin temel söylemi olarak kullanılıyor. Popülist liderler için demokrasi seçimlerden ibarettir. Demokrasinin araçsallaştırılarak oy almayı sağlamaya indirgenmesi, liderleri, halkın kendilerine ve partilerine bağlılığını sağlamaya yönlendiriyor, bunun için de duyguları manipüle etme uğraşı içine giriyorlar. Bunun için ötekiler yaratılıyor, ön yargılar inşa ediliyor, hayal kırıklıkları tahrik ediliyor, korkular yaratılıp kışkırtılıyor. Toplum kutuplaştırılıyor. Siyasi pratik böyle bir kanala girince de Post-Truth yaklaşım önem kazanıyor.

Sosyal medya konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zaten üçüncü faktör de sosyal medyanın kullanımının yaygınlaşması. Bilgi ve veriden çok duygularla, inançla ve kanaatlerle ilgili bir alan olan sosyal medyada dolaşan mesajları doğruymuş gibi, hiç bir araştırma yapmadan değerlendiriyoruz. Böylece sosyal medya manipülasyona açık olarak siyaseti etkiliyor.

Bu çok tehlikeli bir akım değil mi?
Çok tehlikeli. Özellikle demokrasi kültürünüz zayıfsa bu akım çok daha kolay etki ediyor. Post-Truth demokrasisi bizlerin kabul etmemesi gereken bir demokrasi biçimi. Seçmen ve vatandaş olarak gerçeklere erişimimiz olmadan yaratılan illüzyonların etkisiyle karar vermemiz geleceğimiz için sakıncalı olacak. Bunu anlamak zorundayız.

“SİYASETTE UZLAŞMACI TUTUM ÖNEMLİ”
Partiler önümüzdeki seçimlere nasıl hazırlanmalı?
Buna net bir cevap vermek henüz mümkün değil. Ancak ne yapılmayacağı net. Türkiye’de siyaset kültürü ve pratiği ne yazık ki çatışma üzerine kurulu. Siyasette yeni bir yol, yeni bir dil bulmamız lazım. Müzakere ve katılımcı platformları geliştirmek gerekli. Duyguları, inanç ve kanaatleri iyi anlamamız lazım. Uzlaşmacı tutum önemli.

 



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap