|
Önlemlerin uzun vadeli etkileri hakkındaki endişeler giderek artıyor.
Haber : Ekonomist Online / 18.09.2011
Yaşanan son finansal krizin çalışan bütün
merkez bankacılarının profesyonel hayatlarında eşi benzeri görülmedik sonuçları oldu.
ABD ve Avrupa’daki önemli parasal
otoritelerin, elemanları ve faaliyetlerinden tutun da politika
enstrümanlarına ve hatta merkez bankalarının kendilerinin
rolleri ve felsefelerine kadar bile her alanda
gerginlikler yaşamalarına neden oldular.
2008 Eylül’ünden bu yana Fed’in (Amerikan Merkez
Bankası) bilançosunun ABD gayri safi yurtiçi hasılasının
(GDP) yaklaşık yüzde 12’si kadar, BoE’nin (İngiltere Merkez
Bankası) İngiliz GDP’sinin yüzde 10’u kadar ve
ECB’ninkinin de (Avrupa Merkez Bankası) Euro bölgesi
GDP’sinin yüzde 8’i kadar genişlemesinden de anlaşılacağı üzere BoE’nin hesaplamalarına göre krizin en fazla göze
çarpan sonucu Fed’in, ECB’nin ve BoE’nin bilançolarında yarattığı büyümeydi.
Görülmüş en kötü piyasa altüst oluşu sırasında merkez
bankalarının verdiği (teminatlandırılmış) repo kredilerinde
devasa artışlar gözlenmişti. Fed ile BoE örneğinde
bu doğrudan kredi verme işi bittiğinde onun yerini, bankaların bilançolarına doğrudan likidite aktarılmasını sağlayan ve çoğu hükümet tahvilleri şeklinde olan finansal piyasa
varlıklarının steril olmayan satınalımı almıştı. ECB
başlangıçta bu yola girmemek için bayağı direnmiştii ancak
o da 2010 Mayıs’ından itibaren bir hayli farklı nedenlerden
de olsa Menkul Kıymetler Piyasaları Programı
(SMP) çerçevesinde belirli Euro bölgesi devletlerinin tahvillerini
satınalmaya başladı.
Finansal piyasalara müdahil olmanın bu yeni seviyesi
yüzünden bu gibi müdahalelerin etkinlikleri ve merkez
bankalarının kendi bilançolarını nasıl eski seviyelerine geri
çekebilecekleri hakkındaki endişeler giderek artıyor.
Ayrıca merkez bankalarının fiyat istikrarını sağlama çekirdek
yükümlülüklerinden taviz vermeksizin bu genişletilmiş
rol ile nasıl başa çıkacaklarını tanımlamaları da çok
acil bir ihtiyaç.
ALTUST OLUŞLARLA SAVAŞMAK
Finansal krizin en ayırd edici özelliklerinden biri de en
likit piyasaları hatta bankalararası borçlanmaları bile sıkıştırmasıydı. Bu tehdite bir tepki vermek için bu üç önemli
merkez bankasının hepsi de bankalara sundukları kredi
imkanlarını arttırmıştı. Bazı durumlarda ise normal gecelik
veya 30-günlük repo vadeleri bir yıla kadar uzatılmıştı ve
alışıldık hükümet tahvillerinin yanı sıra yeni türden teminatlar
da kabul edilmeye başlanmıştı. Bunların arasında
şirket tahvilleri, varlık-destekli menkul kıymetler (ABS’ler)
ve teminat olarak ticari bankalar tarafından her geçen gün
daha az kabul gören ticari kağıtlar vardı.
Teminatlar ve karşı taraf sayısının artmasıyla merkez
bankaları tam da piyasanın kendisinin analiz edememesi
nedeniyle felç olduğu türden yeni bir kredi riskine maruz
kaldı. Merkez bankaları bu riski bertaraf etmek için olağanüstü
kredi verme faaliyetlerinin üzerine ciddi derece komisyonlar
ve ücretler bindirdiler. Bunlar normal piyasa faizlerinin
çok üzerindeydiler ancak o sıralar merkez bankaları
tarafından teminat olarak kabul edilen varlıkların çoğu zaten ticari piyasada beş para etmiyorlardı.
2006 ile 2009 yılları arasında bankaların denetimi ve
düzenlenmesi komitesine başkanlık yaptığı Fed’de guvernör
olarak çalışan ve Chicago Üniversitesi Ekonomi Profesörü
olan Randall Kroszner, “Biz merkez bankasını potansiyel
zararlara karşı korumaya çalışıyorduk ve bu olanakların tümü de çok para kazandırdı. Yüksek komisyonlar
ile ücretleri ayrıca Fed’in bu imkanları kalıcı bırakmamak
arzusu da körüklüyordu. Piyasalar sakinleştiklerinde
bu imkanlar hiç de rekabetçi olmadıklarından bu doğal
bir çıkış stratejisinin bir parçasıydı” diyor.
KENDİ KENDİNİ BİTİRMEK
Bu imkanların kendi kendilerini bitirecekleri teorisi
en azından ABD ve İngiltere için uygulamada doğruluğunu
ispatlamıştı. Bu da merkez bankalarının bir yandan
kendilerine bir çıkış yolu bularak finansal piyasalardaki
acil krizleri istikrarlaştırmaktaki başarısını gösteriyor. Çoğu teminat türlerine ticari fonlar kapılarını açtıkça, ABD
ve İngiltere’de uzun vadeli repo imkanlarından faydalanma
seviyeleri de çok düştü.
Bu arada risk yönetim teknikleri üzerinde de çalışılması
gerektiği ortaya çıktı. BoE açısından bunun içinde
sunum dökümanlarının ve BSSlerdeki altta yatan kredilerin
satır satır incelenmesi var. Zira ekonominin parlak yıllarında ticari yatırımcılar buna hiç dikkat etmemişlerdi.
Bir keresinde, İngiliz bir konut ipoteği kredisi destekli
menkul kıymet (MBS) işleminde gösterilen repo teminatının aslında yüzde 28’inin İspanyol oto parklarından ibaret
olduğu anlaşılmıştı.
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|