2018’de krediler yüzde 10-15 büyür

2018’de krediler yüzde 10-15 büyür

TEB Genel Müdürü ve Türkiye Bankalar Birliği Başkanvekili Ümit Leblebici, Türkiye ekonomisinin 2018’de yüzde 4,5-5,5 arasında büyümesini öngörüyor. Leblebici, “Kredi büyümesi ise yüzde 10-15 civarında olacak. Kârlılıktaki artış hızı ise biraz düşecek” diyor.

ARAM EKİN DURAN
eduran@ekonomist.com.tr

Geçen yıl yüzde 7,4 büyüyen Türkiye ekonomisinin 2018’de yüzde 5 civarında büyüyeceği tahmin ediliyor. Son günlerde kurlarda yukarı yönlü hareketlerin artması ve ekonomi yönetiminden gelen ‘dövizle borçlanmayın’ uyarısı, gözleri bankacılık sektörüne çevirdi.

Özellikle son dönemde Yıldız Holding gibi dev şirketlerin bankalarla anlaşarak borç yapılandırmasına gitmesi de bankacılık sektöründeki riskleri yeniden tartışmaya açtı. Biz de şirketlerin döviz riski, dünyadaki korumacılık duvarları ve bankacılık sektöründeki büyüme beklentilerini TEB Genel Müdürü ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanvekili Ümit Leblebici ile konuştuk.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, şirketlerin yurtdışı borçlanmalarında temkinli olmaları gerektiğini söyledi. Siz de dövizle borçlanma konusunda risk görüyor musunuz?
Şöyle söyleyeyim, borçlanan herkes daima temkinli olmak durumunda. En büyük borçlanıcılardan birisi de bankalar ve bankalar doğaları gereği tedbirli davranır. Global likiditenin daraldığı bir döneme giriyoruz. Bu durumda Türk bankacılık sistemi ne yapmalı? Bence sektörümüz sendikasyon kredilerini geri ödemekte problem yaşamaz. Neden yaşamaz? Türkiye’nin dış ticaret hacmine bakın. Dış ticaret hacmi artıyorsa sizin sendikasyon kredisi veren bankalarla olan ilişkiniz de artıyor demektir. Bu nedenle para akımını kaybetmek istemeyecek olan bankalar, Türkiye’deki sendikasyon işlemlerine devam edecektir. Bu alanda bir daralma beklemiyorum.

Dövizle borçlanma uyarısının yapıldığı bir dönemde, sendikasyonların kapatılması gündeme gelebilir mi?
Sendikasyonlarımızı kapatamayız. Şundan kapatmamalıyız: Bankacılık sektörü, içeride toplayabildiği bütün mevduatı fazlasıyla krediye çevirmiş durumda. O nedenle ekonominin finansmanını devam ettirebilmek için bizim yurtdışındaki entegre işimizi devam ettirmemiz lazım. Ya da içeride kaynak büyümesi lazım. Demek ki bankalar yurtdışından finansmana devam edecektir. Bence bankalar olarak sendikasyon kredilerinden korkmamalıyız.

Mehmet Şimşek, Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde Türk bankalarına ‘yatırım bankası kurun’ çağrısında da bulundu. Bu çağrıya siz ne karşılık verirsiniz?
Ayrıca bir yatırım bankası kurma fikrini ben de düşünüyorum. Yatırım bankası kuracağız diye söylemiyorum, bize ne faydası olacak diye düşünüyorum. Bankaların içinde zaten yatırım bankacılığı yapan fonksiyonlar var. Mesela bizde sırf bu işe bakan bir ekip var. Sayın Şimşek, “Bu ekosistemin içinde ne kadar fazla yatırım bankası olursa, bunlar o kadar fazla enstrüman geliştirebilir” diyor. Ben de böyle düşünüyorum. Biz yatırım bankası kurmasak da yatırım bankacılığı enstrümanları çıkarabilmeliyiz. Bununla ilgili hepimizin kafasında bir şey var, herkes çalışıyor. Konut kredilerinin menkulleştirilmesi, tekrar satılması gibi çalışmalar var.

Geçen yıl bankacılık sektörü, KGF etkisiyle büyüme ve kârlılıkta iyi bir dönem geçirdi. Bu yıl için sektörde nasıl bir büyüme ve kârlılık beklentiniz var?
Aslında geçen yıl yurtdışı Türkiye hakkında çok negatifti. Ben çok iyimserdim. Hatta fazla iyimser miyim diye eleştiriliyordum. Elbette Türkiye ekonomisi bu yıl yüzde 7’lerde bir büyümeyi göremez. Yüzde 4,5-5,5 arası bir büyüme bekleniyor. Bankacılık sektörü olarak, kârlılıkta geçen yılki artış hızını yakalayabileceğimizi beklemiyorum. Ama toplam kredi büyümesinin yüzde 10-15 arası olmasını bekliyorum.

Son dönemde büyük şirketlerin borç yapılandırmasına gittiğini görüyoruz. Siz bu alanda bir risk görüyor musunuz? Borçların yeniden yapılandırılması özel sektörde bir eğilime dönüşür mü?
Ben bunun bir eğilim olduğunu düşünmüyorum. Borcunu ödemeye niyeti olan, Türkiye’de katma değer yaratan, üretime devam eden her firmaya bu sektör yardımcı olur. Bunun dışında borç yapılandırması yapmak zaten bankacılık kurallarına aykırı. Burada bir risk görüyor muyum diye sorarsanız, hayır görmüyorum. Bir şirket ülkeye hizmet etmeye devam ettiği sürece, bankacılık sistemi bu konuda üzerine düşeni yapar.

Endüstri 4.0 ve yapay zeka uygulamaları finans sektörünü nasıl etkiliyor? Siz TEB olarak bu alanda nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?
Bankacılık işlemlerinin tamamen dijitale dönmesi için önümüzde bir 10-15 yıl var. Bu süreçte insan ile dijitali birleştirecek uygulamalar önem kazanıyor. Biz ‘TEB Pratik’ adını verdiğimiz sistemimizle, fiziki ve dijital ortamı bir arada sunacak ve makineler üzerinden müşteriyi canlı olarak bir gişe veya pazarlama yetkilisiyle canlı konuşturacak bir yapı kurduk. İlk önce İstanbul Maltepe’de makineler kurduk. Sonra da Denizli şubesinde bu sistemi kurduk. Şu an Denizli’de üç şubemizde bu sistemi uyguluyoruz. 2018 ve 2019, TEB Pratik uygulamasının ülke genelinde yayılmaya başlayacağı yıllar olacak. 2018 sonuna kadar İstanbul’da 100 şubede TEB Pratik makinelerini kullanmayı hedefliyoruz. Toplamda 2 bine yakın ATM’lerimizin tamamında bu dönüşümü gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

“KORUMACILIK CİDDİ BİR TEHLİKE”
En son ABD’nin çelik ithalatına ek vergi getirmesiyle, küresel çapta korumacılık tartışması yeniden başladı. Bu süreç, bankacılık sektörü açısından nasıl bir tehlike barındırıyor?
Korumacılık duvarlarının tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Ticaret kapasitesini daralttığınız zaman, onun nerede patlayacağını bilemezsiniz. Birbirine bu kadar entegre olmuş bir finansal sistemin fonksiyonel olarak çalışması lazım. Küreselleşme bize yurtdışındaki enflasyonu ithal ederek enflasyonu aşağı çekip büyümeyi artırma şansı veriyordu. Korumacılık ise bu tabloyu tam tersine çevirme tehlikesine sahip. Türkiye ise şu aşamada korumacılık hamlelerinden daha az etkilenir diye düşünüyorum. Çünkü bizim ağırlıklı olarak entegre olduğumuz yer Avrupa Birliği, ABD değil.



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap