Kapsamlı çözüm olmadan savaş bitmez

Kapsamlı çözüm olmadan savaş bitmez

Ortadoğu’da ABD ve Rusya’nın başını çektiği enerji savaşı giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Emekli büyükelçi ve TSKB Yönetim Kurulu Üyesi Mithat Rende, “Suriye’de kapsamlı çözüm olmadan savaşın durması mümkün değil” diyor.

ARAM EKİN DURAN
eduran@ekonomist.com.tr

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Afrin Bölgesi’ne 20 Ocak tarihinde başlattığı Zeytin Dalı Harekatı, birinci haftasını doldurdu. Piyasalar askeri operasyonlara olumsuz tepki vermezken, borsa 120.000 seviyesini gördü ve tarihi rekora imza attı. Dolar kuru ise 3,75 TL’in altına kadar geriledi.

ABD ve Rusya’nın yeni enerji yollarına sahip olmak için açıktan rekabetine sahne olan bölgede, Türkiye’nin operasyonundan sonra dengeler nasıl değişeceği, merak konusu.

Biz de Ortadoğu’da yaşanan çıkar çatışmalarını, Türkiye’nin rolünü ve enerji savaşlarını emekli büyükelçi ve 2016’ya kadar OECD Daimi temsilciliği görevini yürüten Türk Sınai ve Kalkınma Bankası (TSKB) Yönetim Kurulu Üyesi Mithat Rende ile konuştuk.

Türkiye Fırat Kalkanı’ndan sonra Zeytin Dalı Operasyonu ile ikinci kez Suriye topraklarına askeri harekat düzenlemiş oldu. ABD, neden Suriye’de Türkiye yerine ısrarla PYD-YPG’yi destekliyor?
Rusya Suriye’de çok ciddi şekilde etkili olmaya başlayınca, ABD de “biz de burada söz sahibi olmalıyız” dedi. Bu noktada ABD, Suriye’nin ekonomik olarak en önemli bölgesini yani Fırat’ın doğusunu ele geçirmeye karar verdi. Çünkü Suriye’nin yıllık 10 milyon ton petrol üretiminin tamamı bu bölgede. Ayrıca henüz çıkarılmamış ciddi bir doğalgaz kapasitesi ve elbette Fırat ve Dicle nehirlerinin su gücü hep bu bölgede toplanıyor. Bu nedenle ABD, Suriye’nin doğusunda PYD-YPG ile işbirliğine gitti ve orada küçük bir devletçik kurmaya çalıştı. Şu anda daha önce DAİŞ’in elindeki El Ömer, Cafra ve El Tenek petrol sahaları PYD- YPG kontrolüne geçmiş durumda. Suriye’de oyun kurucu olmak isteyen ABD, şu anda ülkenin coğrafi olarak yüzde 28’ini, ekonomik olarak ise en önemli kaynaklarını PYD’nin kontrolüne vermiş durumda.

Afrin operasyonu, ABD-Türkiye ilişkilerinde nasıl bir değişiklik yarattı?
ABD Türkiye’yi bu operasyondan vazgeçirmek için aslında her yolu denedi. Türkiye’nin müdahalesini önlemeye çalıştı. Fakat Türkiye’nin kararlılığı ve Rusya’nın hava sahasını açması, işleri ABD açısından karmaşık hale getirdi. Çünkü bu sefer, NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’nın desteği ile askeri harekat yapması gibi bir görüntü ortaya çıktı. Ayrıca Türkiye toplumu-nun harekata verdiği destek de çok önemliydi. Bunun üzerine Washington, Türkiye’yi tamamen kaybetmemek için söylemini yumuşattı. Şimdi 30 kilometrelik güvenlik kuşağı ve Türkiye’deki 3,5 milyon Suriyelinin bu kuşağa yerleştirilmesi gündemde. Ama bu o kadar kolay değil, çok kapsamlı bir ekonomik projeye ve milyarlarca dolarlık finansmana gerek var. Her şeyden önce, en önemlisi Suriye’de kapsamlı bir çözüme ihtiyaç var.

Afrin operasyonunun Türkiye ekonomisine faturası ne olur?
Operasyonun ekonomiye etkisi olumsuz olmadı. Borsa rekorlar kırıyor, dolar kuru geriliyor. Demek ki iyi yönetilebilirse, bu tür askeri adımlar yıkıcı olmuyor. Hatta uzun vadede faydası bile dokunabilir. Eğer gerçekten güvenlikli bölgeler oluşturulacaksa, burada çok önemli yatırımlar yapmak gündeme gelecektir. Bir an evvel Suriye’de kapsamlı çözümün ortaya koyması çok önemli.

“TÜRKİYE EKONOMİK OLARAK ORTADOĞU’DAN KOPTU”
“Türkiye, ekonomik olarak Ortadoğu’dan koptu. Eskiden ben Katar’da büyükelçiyken, Suriye üzerinden yılda 127 bin kamyon geçiş yapıyordu. Türkiye’nin bölgede Çin ve Hindistan’a karşı önemli avantajı vardı. Suriye ve Ürdün üzerinden 8 günde Körfez ülkelerine ulaşmak mümkündü. Her şey Türkiye’den gidiyordu. Ayrıca sınır ticareti vardı.
Urfa, Antep ve Hatay’daki sınır ticareti yılda 2 milyar dolara yaklaşmıştı. Hatta sınırlar ticaret anlamında fiilen ortadan kalkmıştı. Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak’ın kuzeyi ekonomik açıdan Türkiye’nin arka bahçesiydi. Şu an maalesef böyle bir tablo söz konusu değil.”

Ortadoğu’da ABD ve Rusya’nın yeni bir paylaşım mücadelesine girdiği görülüyor. Bu durum bölgedeki enerji politikalarını nasıl etkiliyor?
Doğu Akdeniz, Rusya için her zaman önemli oldu. Soğuk savaş yıllarından itibaren Rusya’nın Akdeniz’de bir filosu vardı. Şimdi Tartus’taki limana Humeymin hava üssü de eklendi ve Rusya bölgedeki konumunu güçlendirdi ve hakim olduğu alanları genişletti. ABD’nin ise Ortadoğu politikasının 3 ana ekseni vardır: İsrail’in güvenliği, enerji kaynaklarının kontrolü ve İran’ın frenlenmesi. Şimdi hem Irak ve Suriye’deki petrol ve doğalgaz kaynakları hem de Doğu Akdeniz’de bulunan büyük hidrokarbon kaynakları, iki büyük gücün bölgedeki rekabetinin temeli oldu.

Önümüzdeki beş yıllık dönemde bölgede nasıl bir tablo şekillenecek?
Maalesef küresel güçler istemediği sürece, Suriye’de barış olmayacak. Bununla birlikte kapsamlı çözüm için ÖSO, Esad’ın gitmesini şart koşarsa, çözüm olmayacak. Şimdi Birleşmiş Milletler himayesinde Viyana’da bir zirve toplanması gündemde. Ama daha önceki zirvelerde yaşanan fikir ayrılıkları devam ederse, ne yazık ki bir şey değişmeyecek. O zaman da tek çözüm savaş olacak. Bu senaryo, Türkiye için de iyi bir sonuç olmaz.

“HERKESİN GÖZÜ DOĞU AKDENİZ GAZINDA”
“Doğu Akdeniz’deki hidro karbon kaynakları tüm dünyanın ilgisini çekiyor. İsrail hem Leviathan hem de Tamar sahalarını keşfetti. Bu keşifleri yapan şirket ise ABD’li Noble şirketi.

En önemlisi ise Zohr sahası. Çünkü dünya çapında son 20 yılın en büyük doğalgaz keşfi. Burası Mısır kıta sahanlığı içinde yer alıyor. Burayı da İtalyan Eni şirketi keşfetti. Bu sahalarda üretim çalışmaları hızla devam ediyor. İsrail ve Mısır’ı çok zenginleştirecek keşifler bunlar.

Türkiye’nin rolü ise şurada ortaya çıkıyor: İsrail henüz Leviathan’dan çıkaracağı doğalgazı piyasalara nereden dağıtacağına karar vermiş değil. En makul yol İskenderun ancak ilişkilerdeki iniş çıkışlar, bu konuda işbirliği yapmaya pek müsaade etmiyor. Dolayısıyla enerji hub’ı olarak



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap