Yurtdışına beyin göçü özgürlükle önlenebilir

Yurtdışına beyin göçü özgürlükle önlenebilir

Beyin göçü, önemli sorunlarımızdan biri. Bir süredir yurtdışına çıkmak isteyen profesyonel sayısında artış olduğu da biliniyor. İnsan kaynakları ve tesis yönetimi şirketi Trenkwalder’ın CEO’su Oktay Erciyaz, beyin göçünün özgürlükle önlenebileceğini söylüyor. Erciyaz, “Beyin göçünün önlenmesi için, özgürlüklerin daha fazla önemsendiği, katma değerli iş alanları olması gerekiyor” diyor.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir konuşmasında yeteneklerin yurtdışına çıkışına dikkat çekmiş ve “Beyinlerimizi kaybediyoruz” demişti. Bir süreden beri yurtdışına çıkmak isteyen profesyonel sayısında artış olduğu biliniyor. Ekonomist olarak buna ilişkin haberlere imza attık. İş dünyası yetenek arayışında, yetenekler de kendilerine uygun iş arayışında.

Sadece Türkiye’de değil, Almanya’dan Doğu Avrupa ülkelerine kadar 17 farklı ülkede faaliyet gösteren Trenkwalder şirketinin CEO’su Oktay Erciyaz ile bu konuyu ele aldık. Erciyaz, Almanya’ya ilk giden Türk işçi ailelerinden birinin ferdi. Almanya eğitimli ve farklı sektörlerde üst düzey yöneticilik yaptı.

Nisan ayından bu yana da 800 milyon Euro cirolu, insan kaynakları ve tesis yönetimi alanında faaliyet gösteren şirketin CEO’su. Şirketin Viyana merkezindeki tanıtım toplantısına Ekonomist de davetliydi.

Biz de Erciyaz ile Türkiye başta olmak üzere Avrupa’daki iş piyasasını, yeni döneme ilişkin trendleri, beyin göçünün nasıl önlenebileceği gibi konuları konuştuk.

Anadolu 500 şirketlerinin dışarıya açılmak için kurumsallaşması gerektiğini söylediniz. Bu nasıl olacak?
Büyümenin kalıcı olması gerekiyor. Bir şirket sadece kurucuya, yanındaki 1-2 yöneticiye dayanarak ayakta kala-
maz. Bunun en güzel örneği Avrupa’daki, özellikle de Almanya’daki aile şirketleri. Almanya ve Orta Avrupa ülkelerindeki, kurumsallaşma süreçlerini yaşamış aile şirketleriyle Türk şirketlerini bir araya getirmeyi çok isterim. Bu şirketlerin nasıl kurumsallaştıklarını, profesyonel yönetime nasıl geçildiğine dair süreçleri konuşsunlar isterim.

Nasıl olacak?
Öncelikle bir öz model olacak. Ardından bunu yerel motiflerle süslemek ve bilinçlendirmek gerekiyor. Almanya’da Şturgart’ta büyüyen bir şirketi siz kolay kolay Berlin’e, Frankfurt’a taşımazsınız. Çünkü oraya yerleşmiş ve o kültürün, o dokunun bir parçası olmuştur. Türkiye’de öyle bir hava var ki, cironuz 150 milyonu geçti mi merkezi İstanbul’a taşımak istiyorlar. Bence buna hiç gerek yok. Özellikle lojistik ve altyapı oturduğu sürece, şirket profesyonellere iyi bir gelecek sunduğu takdirde, taşınmaya gerek olmadığı görüşündeyim.

Sorun da burada. Çünkü Anadolu’ya yeterli kalifiyede yönetici bulmakta zorluklar olabiliyor.
Kaliteli yönetici ne bekler? Öncelikle kendini geliştirecek bir ortam bekler. Türkiye ve uluslararası standartlara yakın ücret almak ister. Üçün-cüsü, dünyaya yakın bir pencere ister. Ailesiyle birlikte sosyalleşme, eğitim ortamı ister. Türkiye’yi çok gezdim. Bunu büyük kentler dışında, Bursa, Gaziantep, İzmir gibi kentlerde sağlayabilecek durumdasınız. Anadolu 500 şirketlerinin kendilerini yurtiçindeki yöneticilere daha iyi sunması gerekiyor. Stutgart’ın bir köyüne Oxford mezunu bir yönetici gidip çalışıyorsa, bu yönetici Kayseri’ye de gidebilir.

Türkiye’deki şirket yönetimlerini, kültürünü nasıl tanımlarsınız?
Türkiye’de edindiğim deneyimlerden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: “Kervanı yolda düzelim” anlayışı var. En büyük sıkıntı bu. Çünkü bu kervanı en az beş defa düzeltmek zorunda kalıyorsunuz. Kervanı yolda düzme maliyetleri şirketlere çok büyük sıkıntı yaratıyor. “Başlayalım da ileride konuşuruz. Bunu uzatmayalım, zaman bizim için çok önemli” deniliyor. Türkiye’de planlamaya çok az zaman harcanıyor. Çünkü insanlarımız aşırı tez canlı. Ama bir şeyi unutuyoruz. Özellikle iş dünyası birey ve kurumsal bazda olsa da bir maraton. Türkiye’de maratonu 100 metre gibi belki de 500 kez koşuyoruz. Türkiye’de ortaklıkların en çok bozulma nedeni, baştan ayrıntılı bir şekilde konuşulmaması. Ortaklık sürecinde bir hafta daha konuşulsa, daha çok danışmandan yararlanılsa, belki bu sıkıntılar olmayacak. Bunlara da önleyici yatırım diyoruz. Ayrıca çok fazla ön güvenle işe giriyoruz. Başkasına fazlasıyla güveniyoruz, kendi özgüvenimiz de çok yüksek oluyor. Özgüven patlaması, güç zehirlenmesi oluyor. Türkiye enlerin dünyası… Sonra bu enler o kadar genişliyor ki, hiçbir kapıdan giremiyor!

Sadece Türkiye’de değil dünyada da yetenek sıkıntısı yaşandığını söylediniz. Eldeki yeteneklerimizi nasıl koruyup çoğaltacağız?
Yetişmiş insan takdir gördüğü ortam içinde çalışmak ister. Bunu da iki yönden alırsınız: Para ve işten aldığınız haz. Gelire bakacak olursak, kişi başına gelirin 10-11 bin dolar olduğu bir yerde çok az insanın gelir seviyesi 60, 80, 100 bin dolar olur. Yetişmiş bir mühendis 2 bin liraya çalışırken, benzer işin bir başka ülkede 5 bin Euro’ya yapıldığını görünce, doğal olarak yurt-dışına gitme eğilimi doğar. İkincisi, sorgulayan çalışan özgür bir ortam ister. Üniversitelerde özgür bir akademik ortam aranır. Sosyal ortam da böyledir. Sürekli biat etme laflarını duyuyoruz. Sorgulayan, özgürlük ortamı arayan insanları böyle bir ortamda tutmak kolay olmuyor. Buna maaş seviyesini de eklerseniz, çalkantıyı da eklerseniz, insanlar daha rahat çalışacağı ortama yönelir. Beyin göçünün önlenmesi için Türkiye’de, özgürlüklerin daha fazla önemsendiği, katma değerli iş alanları olması gerekiyor. Sadece ücretleri yükseltmek bu kaybı engellemez. Aksi takdirde beyinler değer gördükleri yerlere gidecektir.

Türkiye’ye yatırım yaptınız. Ne bekliyorsunuz?
Türkiye’nin geleceğine güveniyoruz. Birçok sorunun aşılacağını görüyoruz. Yatırımlarımıza güveniyoruz. Aile şirketi olduğu için yıllık çeyrek raporlarına bakmıyoruz. Üç yıl zarar, üç yıl kâr ederiz. O açıdan bizim perspektifimiz uzun vadeli. 1-2 yıllık çalkantılar bizi ürkütmez. Sıcak para yatıranları ürkütür ama biz stratejik yatırımcıyız. İK artık bir teknoloji. İleride bu sektör kazananı kaybedeni belirleyecek. Biz teknolojiye yatırım yapıyoruz. En kısıtlı olan nokta piyasada şu anda insan kaynağı. Nitelikli insanları bulmak için şirketler binlerce Euro harcıyor. Zaman kritik olduğu için hızlı ve doğru olana ulaşmamız lazım. Doğru adayı doğru şirketle buluşturmak lazım. Bu adayı işe direkt yerleştirmekten tutun da geçici bir süre için yerleştirmeye kadar her alan için geçerli.

Hangi mesleklere sahip insanlara ihtiyaç var?
Almanya’da işsizlik yüzde 3,5 civarında. Çek Cumhuriyeti yüzde 1, Polonya yüzde 1,5. Bunun içinde tembeli, alkoliği, hastası var. Almanya’da işsizlik yüzde 4’ün altına düştüğünde zaten çalışan bulamıyorsunuz. Bizdeki sorun büyüyoruz ama işsizlik düşmüyor. Almanya’ya, Çek Cumhuriyeti’ne, Polonya’ya baktığımızda ne tür çalışana ihtiyaç var? Örneğin teknisyene ihtiyaç var. Otomotiv sanayiinde bir şirkete 5 bin Euro maaşla 40 eleman doldurabilirim ama eleman yok. AB vatandaşı olsanız, Türkiye’de Almanca biliyor olsanız buradan da alınır. Ben Türkiye’de yaşıyor olsaydım çocuklarıma İngilizce değil Almanca öğretirdim.

Türkiye’de son dönemde beyaz yakalılar yurtdışında çalışmaya daha istekli. Bunu neye yoruyorsunuz?
İş piyasasının darlığı, maaş seviyesi, insanların çeşitli nedenlerden dolayı huzursuzluğu olabilir. Ekonomik, siyasi gibi. Tek bir şeye bağlamak zor. Türkiye çok rahat bir ortam değil. İnsanların daha iyi bir gelecek için bir yol araması çok doğal. Bunu sadece Türkiye özeline yorumlamamak gerekiyor. Golden Visa diye bir olay var. Mesela Lizbon’da 500 bin dolara ev alsanız size oturma izni verilir. 1 milyon dolara bir tane dönerci açarsanız iki kişiye iş verirsiniz. Almanya’ya iki yıldır 10 binlerce Çinli bu tür yollarla başvurdu ve çalışma izni aldı.



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap