|
Teknokentler, ülke ekonomisinin en büyük dinamosu oldu.
Haber : Ekonomist Online / 10.07.2011
1950'li yılların sonuydu. ABD’de Stanford Üniversitesi,
mali çıkmaza girmişti. Tek çare özel
sektörle işbirliği yapmaktı. İşte o dönem üretilen
işbirliği, bugünkü Silikon Vadisi’nin temelini
attı. Diğer yandan soğuk savaş dönemi özellikle
ABD'de Ar-Ge yani araştırma-geliştirme
projelerinde üniversitelerin rolünü önemli ölçüde
artırmıştı. Bu da ‘MIT Route 128’ gibi pek çok yeni araştırma parkının kurulmasına neden oldu. Bu araştırma parklarının bugünkü anılan adıyla teknokent ya da teknoparkların
Avrupa’da yayılması ise 1980'li yıllarda başlayacaktı.
Teknokentler, özellikle Avrupa Birliği'nin bölgesel planlama
unsurlarından birisi olarak dikkati çekti. Yaşanan politik ve
ekonomik değişimler Ar-Ge faaliyetlerini hızlandırdı. 1990'lı
yıllarda girişimciliğe verilen önem kuluçka merkezleri gibi yeni
oluşumları gündeme getirdi. 2000'li yıllarda ise artık bu bölgeler
teknolojik rekabetin olmazsa olmazları arasına girdi.
Teknokentlere çok şey borçlular
Günümüzde, birçok sanayileşmiş ülke, teknoparkları teknolojik
ve ekonomik gelişmenin en önemli aracı olarak görüyor.
ABD, İngiltere, Fransa, Japonya, Çin, Güney Kore, Hindistan,
İsrail, Finlandiya gibi birçok ülke, yaratmış olduğu katma
değerin önemli bölümünü teknoparklar bünyesinde yürütülen
Ar-Ge çalışmalarına borçlu. Türkiye’nin ise teknoparklarla tanışması 1990’lı yıllara denk geliyor. Türkiye’nin ilk bilim ve
araştırma parkı olan ODTÜ-Teknokent için çalışmalara 1980’li
yılların sonunda başlandı. 1991 yılında ise teknoloji geliştirmeye
yönelik kuluçka merkezleri kurmak ana hedefi altında KOSGEB
ile işbirliği içinde ODTÜ-TEKMER hizmete açıldı.
Bugün çoğu üniversitenin bünyesinde teknoloji bölgeleri
mevcut. Üniversite-sanayi işbirliğine de güzel bir rol modeli
oluşturan bu bölgeler girişimciler tarafından oldukça rağbet
görüyor.
2023’e kadar vergi muafiyeti var
Geçen Mart ayında ‘Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nda
çok önemli değişiklikler yapıldı. Kanun değişikliği
teknokentteki genç ve yeni işletmelere ofis, teknik destek hizmetleri
sağlıyor. Ancak asıl değişikliğin ise teknokentlerde
‘Ar-Ge çalışması yapan şirketleri, Ar-Ge çalışmalarından elde
ettikleri gelirlerden 2023 yılına kadar gelir vergisi, kurumlar
vergisi ve KDV’den muaf tutuyor olması’ diyebiliriz.
Teknoparklara olan talepteki bu artış, teknoloji bölgelerini
de bir yeniden yapılandırma sürecine götürmüş durumda.
Birçok teknopark, ya yeni bir bina yapıyor ya da arazisini genişletiyor.
Bunun yanı sıra çok kısa zamanda gıda, tarım,
enerji gibi alanlarda yeni teknoparkların devreye girmesi bekleniyor. Aslında teknoparklar, üniversite-sanayi ilişkilerinin işbirliğine dönüşmesinin somut bir örneği. Yüksek teknoloji
kökenli yeni şirketlerin kurulması ve küçük şirketlerin büyümesi
açısından teknoparklar büyük önem taşıyor. Üniversitelerdeki
akademik bilginin teknolojik ürünlere dönüşmesi ve
teknoloji transferi üniversitelerin içerisinde kurulan teknoparklarda
gerçekleştiriliyor.
Beyin göçünü tersine çevirecekler
İşte bu teknoparklar tıpkı ABD, Avrupa ve Uzakdoğu’da
olduğu gibi artık güçlü, ticari hayatla entegre olabilmiş etkin
şirket öykülerine ev sahipliği yapmaya başladı. Geliştirdikleri
teknolojiler, Ar-Ge çalışmaları ve yazılımlarla bu küçük şirketler
artık ABD’li Skorsky firmasının helikopterlerine bilgisayar
yazılımı geliştirebiliyor. Ya da İngiltere’ye Kanada’ya Almanya’ya
bilgisayar oyunu ihraç ediyor. Geleceğin teknoloji ve bilim
dünyasına damgasını vuracak fikirler işte bu bölgelerden
çıkıyor. Kapak haberimizde girişimcilere de ilham vereceğini
düşündüğümüz Türkiye’nin çeşitli teknoparklarında faaliyet
gösteren 27 başarılı şirketin hikayelerini kaleme aldık.
1 | 2 | 3 | 4 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|