Turizmde eski günlere 2020’de dönebiliriz

Turizmde eski günlere 2020’de dönebiliriz

2015 ve 2016’yı çok kötü geçiren turizm son bir yıldır toparlanıyor. Ancak eski günlere dönüş zaman alacak gibi. Turizm Yatırımcıları Derneği Başkanı Oya Narin, “Çıkış 2017’de başlamıştı, 2018’de pekişecek. 2020’de de eski özlediğimiz günlere kavuşabiliriz” diyor.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Turizm sektörü 2015 ve 2016 yıllarını çok kötü geçirmişti. Türkiye’ye gelen turist sayısında düşüş olurken, gelen turist başına harcama da 800 dolardan 550 dolara kadar geriledi. Ancak son bir yıldır sektör yeniden toparlanma eğiliminde.

Gelen turist sayısında düzenli artış olurken oda fiyatları da yükseliyor. Ayrıca döviz kurlarının yükselişi de sektöre bir miktar nefes aldırdı. Bu gelişmelerin aslını öğrenmek için Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD) Başkanı Oya Narin ile buluştuk. Narin, sektörün son durumunu ve derneğin geliştirdiği projeleri anlattı.

Son dönemde turizmde pozitif gelişmeler var. Dip yapıldı da şimdi çıkış zamanı mı?
Evet, bir çıkış trendine girdik. Dip noktadan yukarı doğru gidiyoruz. Çıkış 2017’de başlamıştı, 2018’de pekişecek. 2020’de de eski özlediğimiz günlere kavuşacağımızı düşünüyoruz. Bu yıl oda fiyatları geçen yıla göre yüzde 10-15 arttı. Geçen yıl 32 milyonda kalan turist sayısının da 38-40 milyon civarında olmasını bekliyoruz. Sezona başlangıç beklediğimiz kadar hızlı olmadı ama özellikle temmuz, ağustos ve eylül aylarında artışlar olmasını öngörüyoruz. İyi bir yıl olacak ama en iyi yıl mı? Hayır, daha yolumuz var.

Kişi başına turist harcamasında 800 dolarlara kadar yaklaşmışken şimdi 550 dolara düştük. 2020’de 800 dolar seviyesi yakalanır mı?
Ümidimiz ve amacımız o. 2020’de bunu görürüz ama 2019’da göremeyebiliriz. Turizm ulaşımsız olamaz. Çin, Hindistan gibi pazarların oluşması için 2020’yi görmemiz gerekecek. O adım adım artacak. Bir anda 300 binden 3 milyona çıkmak mümkün değil. Bu süreçte fiyatları arttırma imkanımız da olacak. Avrupa pazarı için vazgeçilmez bir ülke olduğumuzu bu yıl tekrar görüyoruz. Gerek Kuzey Avrupa gerek Alman pazarı Türkiye’ye ilgi gösteriyor ve ciddi bir talep var.

Son dönemde döviz kurlarında ciddi bir yükseliş oldu. Bu size nasıl yansıyor?
Dövize dayalı bir gelirimiz olduğu için ilk başta iyi gibi gözüküyor. Ama tabi bu kârlılığımıza ne kadar etki eder onu bilemiyoruz. Turizm olarak 52 sektörle ilişkimiz var. Bunların da birçoğu dövize dayalı olduğu için sadece gelirlerde değil giderlerde de etki ediyor. Sektör 2014-2015’te iyi gelir elde ettiği için bir miktar yeni yatırıma girdi ve çoğu da dövizle borçlandı. Sektörün kullandığı krediler her ne kadar uzun vadeli olsa da önümüzdeki dönemde şirketlerin nakit dengesini sağlamaları gerekiyor.

Oda fiyatları bütün kategorilerde mi yükseliyor, sadece belirli alanlarda mı?
Genelde sektörde çok sert bir düşüş yaşandı. Kontrolde olmayan bir krizdi. O sert düşüşten sonra tekrar toparlanıyoruz. İstanbul, fiyatlarda daha fazla toparlanmaya başladı. Antalya, belli oranda toparlandı. Bodrum iyi gidiyor. Fakat çok düşük fiyatlar da var. Bunların hepsini biz geçen yıl sunduğumuz ‘turizmde dönüşüm’ adlı bir programla dönüştürmeyi önerdik. Bu program üzerinde çalışıyoruz. Yeni pazarlar açılsın diye uğraşıyoruz. Yeni uçak seferleri, hatlar üzerinde çalışıyoruz. Bunları doğru şekilde yapabilirsek 2020’den sonra çok doğru yerlere gelebileceğiz.

Burada örnek bir model var mı?
Turespana diye bir model var. Ispanya’nın 2008 krizinden etkilenip arayışlar sonucu ortaya çıkardığı bir sistem. Komple bir model ve İspanya bugün 84 milyon turistten 87 milyar dolar döviz girdisi sağlıyor. Turizmin sadece uçağa binmek, otele gelerek bir hafta kalmak ve iki ören yeri görmek olarak tanımlanmaması gerekiyor. İstanbul da, Kapadokya’da böyle değil ama diğer yerlerde biraz modelimiz böyle. Turistler, Türkiye deneyimlerini yaşamak için dışarı çıkıp, gerek kültürel, gerek eğlence, gerek sosyal yapıyı hissetmek, tanımak istiyor. Programlarımızı bu şekilde oluşturmamız gerekiyor. Bu modelin ana hedeflerinden biri de 150-180 gün çalışan güney destinasyonlarını 365 gün yaşar hale getirmek. Bunu yapabilmemiz için oradaki imar durumunu toparlamamız lazım. Birçok yerde kıyı şeridi var ama arkada hiçbir şey yok. Bunların hepsi kışın ölü destinasyonlar. Bizim önerimiz, bölgelerdeki otel, AVM, kongre salonları gibi bütün ihtiyaçların planlanması. Aynı zamanda bölgelerdeki tarihi eserleri de ayağa kaldırmalıyız. Çevreye duyarlı bir program oluşturmalıyız. Bunların yanı sıra sağlık turizm paketleri getiriyoruz ki, otellerimizde birtakım bakım ve tıbbi destekler verebileceğiz.

En uygun pilot bölge neresi?
Her turizm kategorisi için farklı yerler var. Örneğin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri. Kars, mutlaka olması gereken bir ilimiz. Safranbolu, Mardin… Bir de Çanakkale ve çevresi gibi yeni gelişmekte olan bölgelerimiz var. Şehirden uzakta olmak isteyenler için Silivri, Kumburgaz gibi yerlerimiz olacak. Mersin, Tarsus, Hatay, İskenderun tarafları ihmal edilmemeli. Özetle, Türkiye’nin şu anda kapasitesini düşük olarak kullandığı yerleri daha fazla katma değer yaratacak ve döviz kazandıracak hale getirmek istiyoruz.

Anadolu’da bakir alanlar var. Onlara ne önerirsiniz?
Yatırım yapmak isteyenlerin çağdaş olmakla birlikte yöresinin değerlerinden uzaklaşmayan mimari ve standartlar oluşturması lazım. Neden özgün, çünkü artık herkes tecrübe yaşamak istiyor. Özgün olunca maliyeti daha düşük oluyor. Yeni konseptler götürmüyorsunuz. O yörenin malzemesini kullanıyorsunuz. Sedir varsa sedir kullanıyorsunuz. Onu çağdaşlaştırmanız lazım. Bunu ne kadar çok yaparsak turizm Anadolu’dao kadar gelişecektir. Nitekim Kars gibi Mardin gibi yerlerin arkasında bu var. Kimse oraya beton görmeye gitmiyor. Özgün yapıyı koruyarak, dikkatli hesap yaparak ve lüks peşinde koşmayarak yatırım yapmalı. Yöre yemekleri ve doğal hayatla Gaziantep gibi müthiş bir yer yaratıldı. Hatay’da da bu performans çok yüksek.

“GENÇLERİ TURİZME YENİDEN ÖZENDİRMELİYİZ”
Sektör son dört yılda insan kaynağı konusunda epey kayba uğradı. Buna ilişkin ne diyeceksiniz?
Hakikaten son dönemde sıkıntısını çektiğimiz bir konu. Yeniden bir planlama yapmaya ihtiyaç var gibi gözüküyor. Sektörümüzdeki kontrolsüz düşüş bizi tasarruf yapmaya zorladı. Giderlerimiz içinde personelin yüzde 40-50 gibi bir payı var. Sistem sezonluk döndüğü, 365 gün turizm yapamadığımız için personeli kış aylarında tutmak çok zor oluyor. Bu da aile kuran, istikrarlı gelir ihtiyacı olan kişilerin sektörden kaçmasına neden oluyor. Önemli olan gençlere cazibe yaratmak, onları özendirmek ve üniversitede okurken çalışmalarını sağlamak. Bizim hedefimiz sadece turizm fakültesi değil bütün fakültelerin turizm destinasyonlarında kurulması ve öğrencilerin kendine harçlık çıkarmak için oralarda çalışması.



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap