|
Türkiye girişimcileri balıkçılığı yeniden keşfediyor.
Haber : Levent Gökmen / 30.01.2011
Anadolu Yarımadası’nda balıkçılığın
geçmişi yüzyıllar öncesine
dayanıyor. Balıkçılık denilince
Gelibolu’nun sardalyası,
Karadeniz’in hamsisi ilk akla gelenler…
Evliya Çelebi seyahatnamesinde Osmanlı
döneminde Boğaz’daki yalıların
balkonundan sarkıtılan sepetlerle balık
yakalandığını anlatır...
Ancak Türkiye’de balıkçılığın sektör
haline gelmesinin tarihi hiç eski değil.
Her ne kadar Balıkçılık Faslı, Kıbrıs’a
malların serbest dolaşımı nedeniyle askıya
alınan sekiz fasıldan biri olsa da, bazı
alanlarda AB ile sektör arasında resmi
olmayan bir teknik işbirkliğinden sözetmek
gerekiyor. Tarım Bakanlığı’ndan
aldığımız bilgilere göre bu işbirliğinin
sektörün ufkunu açtığını söylemek gerekiyor.
Özellikle bu sürecin başlamasından
bu yana geçen beş yıllık sürede sektörün
standartları değişti. Marmara’da çıkan
palamut, lüfer önceleri Yunanistan’a giderken
şimdi bunlara ek olarak çiftliklerde
yetiştirilen çipura, levrek ve alabalık
AB ülkelerine ihraç ediliyor.
En büyük üreticiler
Dünya genelinde tüketilen 130 milyon
ton balığın yüzde 33'ü çiftliklerden
temin ediliyor. Beklentiler, 20 yıl içinde
tüketimin yüzde 50'sinin çiftlik kaynaklı
olacağı yönünde.
130 milyon tonluk dünya balık pastasının
yüzde 30’unun Avrupa’da tüketildiği
tahmin ediliyor. Çin, 25 milyon
tonluk kapasitesiyle dünyanın en büyük
kültür balığı üreticisi. Avrupa’da ise en
büyük üretici, yıllık 350 bin tonluk üretim
kapasitesiyle İspanya. İtalya 259 bin
ton/yıllık üretim ile ikinci sırayı alırken,
Türkiye 159 bin tonluk üretim ile üçüncü
sırada. Büyük üreticilerden Yunanistan’da
ise yılda 140 bin tonluk üretim
var.
Kriz Türkiye’yi öne çıkardı
Avrupa’da saydığımız bu en büyük
üreticilerden Türkiye dışında kalanların
ekonomilerinde ciddi bir kriz dalgası
mevcut. Bu durum, her sektöre olduğu
gibi balıkçılık sahasına da olumsuz yansıyor.
Küresel krizde finansman sıkıntısına
girmeleri ile birçok balıkçının üretimi
bırakmak zorunda kalması bu ülkelerin
üretimlerini yüzde 30-40 oranında
daralttı. Bu gelişme Türk balıkçılık
sektörünün önündeki en büyük
avantajlardan biri olduğu vurgusu yapılıyor.
Türk üreticilerin, AB pazarına yaptıkları
ihracatı 2011 yılında yüzde 20-30
oranında artırması bekleniyor.
2009 yılında 318 milyon dolarlık ihracata
karşın 31.2 milyon dolarlık ithalat
yapan balıkçılık sektörü, 2010 yılının
11 aylık döneminde 270.5 milyon dolarlık
ihracata karşın 29 milyon dolarlık
ithalat gerçekleştirdi.
Türkiye bir deniz ülkesi olmasına
karşın uskumru, somon gibi balık çeşitlerinin
de ithalatçısı. Yine de balık Avrupa’ya
ihraç edebildiğimiz tek hayvansal
ürün olurken, toplam ihracatın da
yüzde 60'ı AB ülkelerine yapılıyor. Türkiye’deki
balık çiftliklerin büyük bir kısmı
Muğla ve İzmir'de yer alıyor. Deniz
ve göllerdeki kafeslerde orkinos, levrek
ve çipura başta olmak üzere, alabalık,
sivri burun karagöz, sinarit, eşkina, çizgili
mercan ve midye gibi türler yetiştiriliyor.
Türkiye, deniz balıkları lavrası üretiminde
de uluslararası pazarlarda söz
sahibi.
Kültür Balıkçılığı üzerine yazılı kitabı
olan, İzmir’in duayen işadamı Selçuk
Yaşar, bu alanda büyük bir potansiyel
görüyor. Yaşar, “AB’ye ihraç edilebilen
en önemli hayvansal ürünümüz balıktır.
Ülkemiz alabalık yetiştiriciliğinde Avrupa’da
birinci sıraya yükseldi. Çipura ve
levrek üretiminde de ikinciyiz. Sektör 25
bin kişiye istihdam sağlıyor” diyor.
İşlenmiş ürün aktörleri
Türkiye’de balıkçılık alanında iç pazarda
da son yıllarda gözle görülür bir
büyüme söz konusu. Balıkçılık alanında
en eski markalardan olan Dardanel, işlenmiş
balık konusunda hem iç pazarda
hem dış pazarda Türkiye’ye önemli bir
ivme kazandırdı.
Sektördeki boşluğu gören Alarko
Leröy, Iglo ve Pınar gibi markalar da işlenmiş
balık alanına ürün çeşidi konusunda
yatırım yaparak pazarı büyütüyorlar.
Süperfresh markası ile pazarda
yer alan Ülker’in de önümüzdeki dönemde
işlenmiş deniz ürünleri yelpazesini
genişletme planları yaptığı da belirtiliyor.
1 | 2 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|