|
"AB, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkmaktan vazgeçmeli"
Haber : Kıvanç Özvardar / 25.12.2011
Uzun zamandır en çok kullanılan
ve yorumlanan kavramlarından
biri de BRIC. Dünyanın en hızlı
büyüyen ve dünya ekonomisindeki
payını artıran ülkeleri Brezilya,
Rusya, Hindistan ve Çin’i kapsayan BRIC
teriminin yaratıcısı ise Goldman Sachs
Varlık Yönetimi Başkanı Jim O’Neill.
10 yıl önce henüz bu ülkelerinin
dünya GSYİH’sindeki payı yüzde 8
iken kavramı yaratan O’Neill, bugün
bu oranın yüzde 18’i geçmesine kendisinin
bile şaşırdığını söylüyor. Kısa bir
süre önce “Büyüme Haritası: BRIC’de
Ekonomik Fırsatlar ve Ötesi” kitabını
yayınlayan O’Neill, “Bugün G8 (dünyanın en güçlü 8 ülkesi) kurulsa ve politik
etkinlik yerine ekonomik kriterler
öne çıksaydı, BRIC’in yanı sıra Meksika,
Endonezya, Güney Kore ve Türkiye’yi
önerirdim” açıklamalarıyla dikkat
çekiyor.
Türkiye’nin önümüzdeki önemde
dünyanın ilk 10 ekonomisinde olacağı
öngörüsünde bulunan ünlü ekonomist,
dünya ekonomi ve para sisteminin
içinden geçtiği dönemi “yeni ve
son derece heyecan verici” olarak tanımlıyor. O’Neill ile Ekonomist’in Almanak
sayısı için görüştük.
Ekonomist: Yüksek büyüme oranlarıyla dikkat çeken ülkeleri tanımlayan
BRIC terimini yaratmanızın üzerinden
10 yıl geçti. BRIC ülkelerindeki büyüme
oranları dünya ekonomisinin dengesini
önümüzdeki dönemde de koruyacak mı?
2012 ve 2025’te BRIC ülkelerini nerede
göreceğiz?
Jim O’Neill: Kısa süre önce yayınlanan
son kitabımda bahsettiğim gibi
BRIC’in ilk 10 yılı düşündüğümden de
çok daha iyi geçti. Bu dönemde 3 trilyon
dolar’dan 13 trilyon dolarlık bir
büyüklüğe ulaştılar, bu yeni bir ABD
demek. Dünya GSİYH’sindeki payları
yüzde 8’inden yüzde 18’e çıktı. Bu çok
etkileyici. Birkaç yıl içinde hepsi birlikte
ABD’den daha büyük olacaklar. Bu
durum, hepsinin jeopolitik olarak da
daha çok büyüyeceği ve dünya piyasaları
ve ekonomisinin yönetiminde yeni
yapısal değişikliklere neden olacağı
anlamına geliyor.
Merkez Bankaları 2008 krizinden ne
öğrendiler?
Merkez Bankaları 2008 krizinden
çok şey öğrendi. Çünkü özellikle Euro
krizinden kaynaklı bazı krizler var ve
yeniden tehdit edici olabilirler. Öğrendikleri
en önemli şey, oldukça büyük
ve derin olabilen finansal bulaşma tehlikesini
durdurmayı, ne kadar hızlı
olurlarsa o kadar iyi olacağını öğrendiler.
Bu, kesinlikle ABD ve Çin’in çıkardığı
bir ders, ancak Avrupalılardan henüz
emin değiliz.
Euro Bölgesi liderlerinin krizin uzun
süreli çözümü için nedenleriyle ilgilenmekte
geç kaldıkları yorumlarına katılıyor musunuz? AB anlaşmalarının değiştirilmesini
krizin çözümü konusunda ne
kadar etkili olacağını düşünüyorsunuz?
Bence Euro Bölgesi krizi, bir borç
krizi olmaktan ziyade Avrupa para birliğinin liderlik ve yönetimine ilişkin yapısal bir sorundur. Bazı ülkelerin borçları
kötü olduğu kadar ağırlıklı ortalama
durumları da İngiltere, ABD ve Japonya’dan
daha iyi durumdadır. Bu
gerçekten sadece bir borç sorunu ise
neden piyasalar baskı alında? Geriye
dönüp, muhtemelen Euro tahvili ve
daha çok açıklık içeren bir ortak mali
politika geliştirerek Avrupa mali birliğini güçlendirmek zorundalar.
1 | 2 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|