|
Yeldan, bundan kurtulmak için Brezilya örneğini veriyor.
Haber : Ekonomist Online / 12.09.2010
Global krizin yaraları sarıldı,
sarılacak denirken, dünya
ekonomileri yeni tedirginliklerle
yüzleşiyor. Giriş haberimizde
de ayrıntıları ile belirttiğimiz gibi ‘yavaşlayan büyüme’, ‘uzayan
resesyon’ ‘ikinci dip’ gibi kavramlar
dünya ekonomi çevrelerini fazlası
ile meşgul etmeyi sürdürüyor. Kuşkusuz
bu kriz ve geleceği ile ilgili söyleyecek
sözü olan etkin ekonomistlerden
biri de Prof. Dr. Erinç Yeldan. Kriz öncesinde,
sırasında ve sonrasında
ABD’de bulunarak (çok sıklıkla
ABD’nin değişik üniversitelerinde
dersler veriyor) merkez üssünü yerinde
gözlemleyen Prof. Yeldan ile krizin
yeni rotası ve Türkiye ekonomisinin
görünümünü konuştuk.
Ekonomist: 2008 krizi sonrası “Küreselleşme
ve neoliberalizmden başka alternatif
yok” söyleminden çıkıldığı söylenebilir
mi?
Yeldan: Bu durum, krizden son derece
doğal bir çıkarsamadır. Fakat buna
karşı büyük bir direnç var. Her şeyin
“eskisi gibi” 2007 öncesinde olması
beklentisi ve arzusu büyük direnç gösteriyor.
Bu krizin aslında ısrarla sadece
finansal bir kriz olmadığını vurguluyorum.
Krizin özünde İkinci Dünya Savaşı
sonrası kurgulanan Bretton Woods
para sisteminin yarattığı baskıların daha
fazla ötelenmesinin olanaksızlığı yatıyor. Bütün bu süreçte dünya adeta
bir ‘kumarhane kapitalizmi’ne dönmüş
bulunuyor.
Bu kriz, Türkiye’ye neyi gösterdi size
göre? Krizin Türkiye’yi teğet geçtiği
söylemi gerçekçi mi?
Yeldan: Türkiye’nin neredeyse tüm
2000’li yılları kapsayan birikim şeması,
yurt dışından gelen finansman akımlarına bağımlılık gösteriyor. Bütün dünyada
görülen finansal şişkinlik ve finansallaşmadan Türkiye de nemalanıyordu.
Dış borçlanmaya dayalı finansal akımlar neticesinde ihracat ve yatırımlarımızı finanse edebiliyorduk. Bu finansal
akımların sürdürülmesi için de
uluslararası kuruluşların önerdiği merkez
bankacılığı, döviz kuru rejimi ve
kamu maliyesi rejimi yapısal reformlar
diye adlandırılan dönüşümleri yerine
getiriyordu. Bu da tıkanmalara yol açılıyor.
Bunu Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasının önündeki en büyük engel olarak
mı görüyorsunuz?
Yeldan: Türkiye’de aşırı bir ithalata
bağımlılık, döviz kurunda aşırı bir
ucuzlama, dolayısıyla dikey ve yatay
yan sanayilerin tahribatına ve yapısal
olarak kalıcı bir işsizliğe yol açan bir
birikim rejimine tekabül ediyor. Sadece
sürdürülebilir, sürdürülemez olmasının ötesinde düşük katma değerli,
enformalleştirilmiş bir işgücü yapısı
doğuyor. O bakımdan bu tür kriz dönemlerini
ben bu tür yapıları dönüştürmek,
ulusal tasarruflara ve ulusal
teknoloji birikimine ve daha gerçekçi
bir döviz kuru rejimine dayalı bir sanayi
hamlesinin başlayabileceği dönemler
olarak nitelendiriyorum. Bu krizden
de bizim aslında en büyük sıkıntımız bu.
1 | 2 | Sonraki Sayfa ► | Son Sayfa ►►
|
|