Yılın ikinci yarısında toparlanma mümkün

Yılın ikinci yarısında toparlanma mümkün

Türkiye’deki ilk tüketici güven endeksini hazırlayan isim olan Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, tüketici güveninde en belirleyici unsurun döviz kurları olduğunu söylüyor. Aslanoğlu, “Ekonomide doğru adımlar atılırsa, ikinci yarıyılda büyüme artıya çevrilebilir” diyor.

ARAM EKİN DURAN
eduran@ekonomist.com.tr

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçen hafta açıkladığı tüketici güven endeksi verilerine göre, tüketicinin ekonomiye olan güveni dibe vurmuş durumda. Mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, şubat ayında önceki aya göre yüzde 0,7 geriledi.

Buna göre ocakta 58,2 olan endeks değeri, şubatta 57,8 olarak kayıtlara geçti. Bu endeksin değerinin 100’ün üzerinde olması tüketici güveninde iyimser duruma, 100’ün altına olması ise kötümser duruma işaret ediyor.

Biz de tüketici güvenindeki bozulmanın nedenlerini ve enflasyondan işsizliğe 2019’da neler yaşanabileceğini, Türkiye’nin ilk tüketici güven endeksini de hazırlayan isim olan Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ile konuştuk.

Aslanoğlu’na sorularımız ve aldığımız yanıtlar şöyle:

Siz Türkiye’deki ilk tüketici güven endeksini hazırlayan isimsiniz. Türkiye için bir tüketici güven endeksi hazırlamak nereden aklınıza geldi?
2001 krizi döneminde Marmara Üniversitesindeki meslektaşlarımla süreci konuşurken, talebin en büyük parçası olan iç tüketime ilişkin verilerin çok kıt olduğunu fark ettik. Oysa ABD ve Avrupa’da tüketici güven endeksleri vardı ve o ekonomiler için çok faydalı oluyordu. Bir süre sonra, CNBC-e kanalı ile birlikte Türkiye için bir endeks hazırlamaya karar verdik.

ABD’deki Michigan Üniversitesi’nin metodolojisini Türkiye’ye uyarlayarak çalışmaya başladık. Bizden üç yıl sonra, TÜİK de tüketici güven endeksi yayınlamaya başladı. Biz de hala Bloomberg HT’de güven endekslerimizi yayınlamaya devam ediyoruz. TÜİK anketiyle yüzde 90’lık bir korelasyonumuz var. Hatta biz daha erken açıkladığımız için çalışmamız tüketici güveninde öncü gösterge olarak değerlendiriliyor.

Bugüne baktığımızda, tüketici güveninde çok ciddi bir gerileme olduğunu görüyoruz. Bunun nedenleri ve ortaya çıkardığı tehlikeler nelerdir?
Dünya genelinde siyasi ve jeopolitik gelişmeler, seçim öncesi risk algısı gibi etkenler tüketici güvenini etkiliyor. Türkiye’de ise tüketici güvenini etkileyen bir numaralı faktör döviz kurları. Ardından faizler ve hisse senedi hareketleri, daha sonra da enflasyon ve işsizlik güven faktörünü etkiliyor.

Ağustos 2018 sonrası kurlardaki yükselişle birlikte güven endekslerindeki düşüş sert oldu. Son dönemde kurlarda önemli bir gerileme olmasına rağmen tüketici güveninde toparlanma olmadı. Kurların etkisi azalsa bile enflasyon ve işsizlikteki artış tüketici güveninde bozulmanın devam etmesine yol açıyor. Tüketici güvenindeki düşüş bir trend olmaya başlayınca, bu reel sektörün yeni yatırım kararlarını ertelemesine neden oluyor. Böylelikle zincirleme olarak ekonomideki büyüme duruyor.

2018 dördüncü çeyrek ve 2019 birinci çeyrek için ekonomide nasıl bir büyüme öngörüyorsunuz?
Sanayi üretimi büyüme açısından öncü bir gösterge ve aralık ayındaki daralma dördüncü çeyrekte ekonominin beklenenden daha fazla küçüleceğine işaret ediyor. Sanayi üretiminin daha öncülü olan bir de PMI endeksi ve kredi büyüme verileri var. PMI verisi dipten bir dönüş yaptı ama çok güçlenemedi.

Sanayi üretiminde ise en dip noktanın aralık ayında görüldüğünü düşünüyorum. Kredi büyüme hızı ise 2019’a eksi yüzde 10’lar civarında başladı. Ama son dönemde özellikle kamu bankalarının etkisiyle sıfıra doğru gidiyor. Dolayısıyla şubat ayının ortalarından itibaren pozitife dönebilir. Yani 2019 ilk çeyrek sonunda daralma hızının düşeceğini ve bir ihtimal artıya geçme ihtimalinin oluşabileceğini düşünüyorum.

Peki yılın geri kalanında toparlanma mümkün mü?
Evet, bir ekonomide iki çeyrek üst üste daralmaya resesyon, bu daralmanın iki yılı bulmasına ise depresyon diyoruz. Şu anda Türkiye’nin bir depresyona girme ihtimali bulunmuyor. Hatta bir ihtimal ilk çeyrek sıfırın çok az üstünde bir büyümeyle kapatılabilir. Ben 2019 ikinci çeyrekten itibaren ise kamu desteklerinde bir azalma olacağını ve bu nedenle yine bir daralma yaşanabileceğini düşünüyorum.

Yılın ikinci yarısında neler olacağını ise 31 Mart seçimleri sonrasında ekonomide beklenen adımların atılıp atılmayacağı ve dünyadaki gidişat belirleyecek. Teknik olarak yılın ortasında sıfır civarı büyümeye gelmemiz gerekiyor. Ekonomi politikasının gidişatı ikinci yarıda bu büyümeyi artıya çevirebilir. Yılın tamamı için net bir şey söylemek güç olsa da, 2019’da büyümenin eksi yüzde 0,5 ile artı yüzde 1,5 arasında bir yerde olacağını düşünüyorum.

Hükümetin tanzim noktaları kurarak sebze ve meyve satışına başlamış olması, enflasyon üzerinde olumlu etki yapar mı?
Tanzim satışlardaki fiyatların daha çok dolaylı etkisi olacak. Marketler tanzim satış fiyatları sonrasında kendi fiyatlarını aşağıya çekme eğilimine girdiler. Hortum, sel gibi doğal afetlerin de etkisi azalınca gıda enflasyonunda bir gerileme göreceğiz. Ben yıl genelinde enflasyonda piyasa tahminlerinin altında bir gerçekleşme olacağını düşünüyorum.

Piyasada yüzde 15-16 gibi bir enflasyon beklentisi var. Bense enflasyonun yüzde 13 seviyesine kadar düşebileceğini düşünüyorum. 2011’de de aynı şey olmuştu. Enflasyon yüzde 10’lara gidip sonra yüzde 4’e kadar inmişti. Benzer bir eğilimin olabileceğini düşünüyorum. Ama bu da yüksek bir enflasyon ve Türkiye’de hayat pahalı.

Önümüzdeki dönemde işsizlikte nasıl bir tablo bekliyorsunuz?
Türkiye’de enflasyon ve işsizlik zaten yüksekti. Şimdi daha da yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Ne yazık ki işsizlik bu yıl artmaya devam edecek. Zaten Türkiye’de yüzde 7’nin altındaki büyümelerde maalesef işsizlik artıyor. Yaz aylarıyla beraber bir miktar düşüş olsa da yıl sonunda yüzde 12’nin üzerinde bir işsizlik olması muhtemel.

“DEĞİŞİM PROGRAMI UYGULANMALI”
“Yeni ekonomi programında ‘dengelenme, disiplin, değişim’ başlığı kullanılmıştı. Ekonomi yavaşlıyor ve cari açık düşüyor, dolayısıyla nedenleri istediğimiz gibi olmasa da ekonomide bir ‘dengelenme’den söz edebiliriz. ‘Disiplin’ tarafını ise ekonomi yönetiminin bütçe ile ilgili çabalarından görebiliyoruz.

Bu noktada geriye kalan ‘değişim’ tarafı önemli olacak. Bu değişim de Türkiye’de sıkıntı yaratan ana yapısal nedeni, yani dışa bağımlılık ve katma değeri düşük ihracatı dönüştürecek bir programla olur.”



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap