Küçük güzeldir!

Küçük güzeldir!

İstatistikler, konut satışlarındaki artışın geçen yıla göre çift haneli olduğunu gösteriyor. Sokaktaki insanlara sorarsanız, “Kim alıyor?” diye soruyor. Proje geliştiren şirketlerin patronları, “Fiyatlar uygun, hiç kimse balon var, fiyatlar düşecek diye beklemesin” mesajı veriyor.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Finans kuruluşları, sorunlu kredi oranı en düşük olan bu segmentte daha çok kredi kullandırma taraftarı. Ne de olsa, bir müşteriyle ortalama sekiz yıllık kalıcı bir ilişki kurulmuş oluyor. Aynı zamanda çapraz satışla farklı ürünlerini pazarlayabilmek için yeni bir fırsat yakalıyorlar.

Konut satın alanlar metrekare birim fiyatının yüksekliğinden, müteahhit firmalar uygun arazi bulamamaktan ve bulunan arazinin yüksek değerinden yakınıyor. Arazi sahipleri ise “Eyvah düşük değerlerle, oranlarla mı protokol yapıyorum” endişesiyle hareket ediyor. Tarafların bu endişelerini haklı çıkartacak bir sürü örnek saymak mümkün.

Ders alıyor muyuz? Levent’in hazırladığı kapak haberinde okuyacağınız gibi, öyle olduğu söylenebilir. Örneğin, gerek E-5, gerek TEM güzergahlarında yükselen dev projelere bakıp, “Kim bu kadar yüksek, beton yığını projelere dünyanın parasını döküyor?” sorusunu yöneltmeyen var mı?

Bu projelere nasıl izin alındığına dair sitem etmeyen? Dev projelerin devamı geliyor mu? Kapak haberinde size aktardığımız 72 proje ve piyasa oyuncularıyla yaptığımız görüşmelerde ortaya çıkan sonuca göre, artık büyük projeler yerine daha çok küçük, butik niteliğindeki projeler tercih ediliyor.

Böylece hem finansal olarak projeyi yönetmek kolaylaşıyor, hem de tüketicinin tercihi bu yöne doğru ağırlık kazanıyor.

Ayrıca, insanlarımız artık kendilerinin ve çocuklarının daha çok sosyalleştiği, mahalle tarzını yansıtan projeleri tercih ediyor. Sosyal tesislerin sayısal çokluğu değil, kullanım sıklığı dikkate alınıyor. Aylık kira düzeyine ulaşan aidatlar, ciddi bir sorun haline dönüşmüş durumda.

Ev sahibi olmanın getirdiği heyecanın yerine hemen olumsuz duygular gelebiliyor. Anladığım kadarıyla şirketler de bu uyarı ve gözlemlerden epey ders çıkarmış görünüyor.

Günümüz için geçerli olan bu tabloda iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Şirketler geçmişte ciddi bir üretim yaptı. Stokların bir bölümü, kampanyalarla eritildi. Ancak kampanyalar sürdürülebilir olmaktan çıktı. Şirketler de ciddi bir finansal yükün altına girmiş durumda.

İnşaat şirketlerinin ‘banka’, ‘finansal kuruluş’ olmadıklarını arada bir anımsamaları gerektiğini düşünüyorum. İkincisi, pazarlama yapılan kitlelerin birbiriyle kültürel uyumuna özen gösterilmesi gerekiyor. Körfez ülkelerine yapılan ağırlıklı pazarlamanın içteki pazarlama etkinlikleriyle uyumlu olup olmaması büyük önem taşıyor.

Dolayısıyla ‘hesap’ların daha ince yapılmasının hem şirketlerin finansal sağlığı hem de sektörün algısı ve geleceği açısından önemli olduğunu anımsatmak istiyorum.

Yeni başlangıçların yapıldığı bir hafta diliyorum…



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap