Cumhuriyet ekonomisi 100 yaşında

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken ekonomideki yapısal sorunların çözülmesi, gelir dağılımı, işsizlik, nitelikli eğitim ve hukukun üstünlüğü gibi alanlarda atılacak adımlar, Türkiye’nin yakın geleceği açısından belirleyici olacak.

12 Kasım 2023

Türkiye Cumhuriyeti 100. yaşını kutlarken, ülke ekonomisi üretim ve kalkınmadaki pek çok başarı hikayesine rağmen hala 'gelişmiş ülke' seviyesine ulaşabilmiş değil. 

29 Ekim -11 Kasım 2023 tarihli sayıdan

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken ise ekonomideki yapısal sorunların çözülmesi, gelir dağılımı, işsizlik, nitelikli eğitim ve hukukun üstünlüğü gibi alanlarda atilacak adımlar, Türkiye'nin yakın geleceği açısından belirleyici olacak.

"Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmazsa devamlılığı sağlanamaz."

Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ait...

17 Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi'ni toplayan Atatürk, henüz Cumhuriyeti ilan etmeden önce, yeni devletin en önemli gündeminin zenginleşme ve kalkınma olması gerektiğinin işaretini vermiş ve güçlü bir ekonomi yaratmanın önemini vurgulamıştı.

DÖNÜM NOKTALARI

Geçmişten bugüne uzanan ekonomik tarihimizde Osmanlı'dan kalan 160 milyon liralık borcun yüzde 67'sinidevralarak yola çıkan Türkiye'nin 100 yıllık geçmişinde siyasi ve ekonomik gelişimin dönüm noktası Lozan Anlaşması oldu. İktisadi alanda yeni devletin önüne çıkan ilk önemli konu olan Lozan Barış Konferansı'nda varılan anlaşma gereği yabancılara sağlanan bazı imtiyazları sona erdirildi. 

Osmanlı'nın kapitülasyonları her anlamda kalktı ve denizlerde Türkiye'ye kabotaj hakkı tanındı. Osmanlı'nın gümrük vergisi tarifesinin de 1929 yılına kadar devamı, sonrasında yeni hükümetin gümrük tarifelerini kendi belirleyebileceği kabul edildi.

Henüz Lozan görüşmeleri imzalanmadan, tarihler 17 Şubat 1923'ü gösterdiğinde bir diğer önemli dönüm noktası yaşandı ve yeni devletin benimsediği ekonomi modelinin de temellerinin atıldığı İzmir İktisat Kongresi toplandı. Çiftçi, işçi, tüccar, sanayicinin temsil edildiği geniş katılımlı bu platformda yeni devletin iktisat politikaları da şekillendi denebilir. 

Genç Cumhuriyetin ekonomideki ilk hamlelerinden biri 1924 yılında aşar ve ağnam vergisinin kaldırılması oldu. Özellikle aşar vergisinin kaldırılması ile küçük ölçekli mülkiyet sahibi aile işletmelerinin güçlenmesinin yolu açıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren devlet eliyle ulusal sanayileşme hamlesi de başlatılarak; tekstil, şeker, madencilik, çelik, havacılık ve savunma sanayi başta olmak üzere birçok sektörde fabrikalar inşa edildi.

İKTİSADİ MİLLİYETÇİLİK

1920'lerde Birinci Dünya Savaşı'nın da etkisiyle iktisadi milliyetçilik, bir başka deyişle ülkelerin ekonomik açıdan kendi kendine yetmesi ön plana çıkmıştı. Ankara hükümetinin temel amacı da bu dönemde 'milli ekonomi' oluşturmaktı. 

Borçlar, dağılan nüfus, sermaye yetersizliği gibi sorunlar aşılmaya çalışılırken, 1929 krizine kadar geçen zaman Türkiye için hızlı toparlanma süreci oldu. Savaşlar sonrası kırsal nüfus evlerine döndü ve boş kalan toprakların tekrar ekilmesiyle tarımsal üretim arttı. Milli ekonomi ilkesi çerçevesinde devletin desteğiyle sanayileşme ve girişimd bir sınıfın oluşması sağlandı.

Sermaye için 1924 yılından bugüne uzanan Türkiye iş M Bankası kuruldu. Özel girişimciliği teşvik etmek için yasal düzenlemeler yapıldı. 1927 yılında meclisten geçen Teşvik-i Sanayi Yasası ile gıda, tekstil, ve yapı malzemeleri alanında sanayi kuruluşlarına destekler başladı.

TARIMDAN SANAYİYE GEÇİŞ

Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomi esas olarak tarıma dayalıydı. Bu dönemde tarımın GSYİH içindeki payı yüzde 45'ti. Ancak devlet eliyle bir sanayileşmenin de ilk adımları atılıyordu. 1924 yılına gelindiğinde Ankara'da ilk fişek fabrikası kuruldu, ardından Gölcük Tersanesi, Türkiye'nin ilk şeker fabrikası Uşak Şeker, Nazilli'de dokuma tesisi gibi bir dizi tesisin temelleri atıldı ve sanayileşme hızlandı. 

1934 yılında Sovyet danışmanların da katkılarıyla Birinci Beş yıllık Sanayi Planı yürürlüğe girdi. Plan, devlet kesiminin yapacağı sanayi yatırımları düzenleyecekti. Sümerbank, Etibank ve diğer kuruluşların devreye girmesiyle devlet kesimi demir ve çelik, tekstil, şeker, cam, çimento, madencilikte adımlar atıldı. İkinci Sanayi Planı ise 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle yarım kaldı.

KARMA EKONOMİ DÖNEMİ

Devlet eliyle özel sektör yaratma gayreti tüm hızıyla sürüyordu. Tek partili dönemin bitip 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidar olduğu yıllarda ise devletin yaptırdığı inşaatlar, bu amaçla açılan ihalelere uzanan bir yolculuk başladı. Bu süreçte Müslüman-Türk kesimden özel sektör yaratmak amacıyla bugün hala tartışılan 'Varlık Vergisi' uygulamalar hayata geçirildi. 

50'li yıllarda artık 20 milyonu aşan nüfusa ulaşılmıştı. Kentleşme oranı yüzde 24'lerde iken, tarımın işgücü içindeki payı yüzde 75'leri aşıyordu. GSYH içinde ihracatın payı yüzde 7,6, ithalatın payı ise yüzde 8,3 olmuştu. 

Alt yapı yatırım ve tarımda makineleşme adımlarının ardından 1953'te ülkede döviz sıkıntısı yaşanmaya başladı. Döviz sıkıntısı için dış kredi kuruluşlarından kredi almak yerine "Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu", "Petrol Kanunu" gibi liberal yasalar ile çözüm yolları arandı.

ÖZEL SEKTÖRÜN YÜKSELİŞİ

1960'lı yıllar gelindiğinde ise iktisadi model devletçilikten özel sektöründe yer aldığı karma ekonomiye doğru evrilmişti. Vehbi Koç tarafından kurulan Arçelik ile, Türkiye'de ilk defa çamaşır makine ve buzdolabı üretimi başlamıştı. Türkiye, bu dönemde Uluslararası Para Fonu (IMF) ile ilk stand by anlaşmasını da imzalamıştı. 

Vehbi Koç, sahibi olduğu Otosan'da Ford ile ortaklığa gitmiş ve 1960'ta ilk kamyon üretimi de gerçekleşirken, 1966'da Anadol isimli yerli otomobil tanıtılmıştı. Kırsaldan kentlere göçün hızlandığı 1970'li yıllarda ise zor bir döneme girilmişti. Yaşanan siyasal istikrarsızlıklar 1970'li yıllarda ekonomiyi de zorlu koşullara sürükledi. 

1980'li yıllara gelindiğinde ise dışa açılımda önemli adımlar atıldı. Devreye giren 24 Ocak kararları liberalleşme adımlarını hızlandırdı. Müdahaleci ve içe dönük ekonominin daha dışa dönük noktaya gelmesi hedefti. Yabancı sermaye girişlerini özendirmek için ek önemler alınıyordu. 

Özellikle ihracata yönelen bir ekonomi yaratılmak isteniyordu. Döviz kurları günlük olarak belirlenmeye başlanmış, 1990'a gelindiğinde ihracat 13 milyar dolara ulaşmıştı. Türkiye'nin en büyük ihracat pazarını ise Avrupa Birliği ülkeleri oluşturuyordu.

YÜKSEK ENFLASYONLU YILLAR

1923'lü yıllarda sıfır olan enflasyon, 90'lı yıllardan itibaren ekonomiye damga vurmaya başladı. Son yıllarda yeniden ekonomideki en büyük sorun haline gelen yüksek enflasyonlu yıllarda bütçe açıkları, yüksek dış borç yükleriyle mücadele edildi.

1994 yılında döviz kurunda yaşanan hızlı yükselişle yaşanan kriz süreci iflasları beraberinde getirdi. Bu dönemde enflasyon savaş yılları hariç tüm zamanların rekoru kırdı ve yüzde 100'leri aştı. Kurumsal anlamda en büyük dönüşüm ise AB ile 1996 yılından itibaren hayata geçirilen Gümrük Birliği Anlaşması oldu. 

Bu anlaşma ile o tarihlerde Türkiye'nin AB'ye üye olacağı düşünülmüştü. 1999 yılında IMF'den destek alınarak yeni bir istikrar programı devreye girdi. Bu program yeterli olmadı ve 2001'de özel ve kamu bankalarının sorunları krizle sonuçlandı. O günlerde 20 milyar doları bulan bir sermaye çıkışı söz konusu oldu.

ORTA GELİR TUZAĞI

2002 yılında yapılan genel seçimlerde halk krizin sorumlusu gördüğü bütün partilere cezayı kesti ve Cumhuriyet tarihinde yeni bir dönem başladı. Bu süreçte öncelik mali disiplin oldu. AB üyelik görüşmeleri yeniden başladı. 2008 yılındaki küresel krize kadar sıkı bir para politikası uygulandı. 

Makroekonomik istikrar ve ihracatın da katkısıyla ekonomide hızlı büyüme süreci yaşandı. Fakat sanayi üretiminden ziyade büyük çaplı alt yapı projeleri ve inşaattaki büyümenin ardından 2012'den sonra ekonomide zorlu sürecin sinyalleri gelmeye başladı. 

Ardından 2020'de yaşanan pandemi süreci ve beraberinde küresel ekonomide yaşanan daralma sinyalleriyle 2022 yılında en büyük sorun enflasyon tekrar başa oturdu. 28 Mayıs 2023 genel seçimi sonuçlarından AKP iktidarının devamına onay çıkınca Merkez Bankası ve Hazine Bakanlığı başta olmak üzere kurulan yeni kabinenin ilk adımlarından biri enflasyon etkisini azaltacak adımlar oldu. 

Enflasyonlu yılların geri döndüğü Türkiye ekonomisinin bugün toplumsal gelişim açından da en önemli sorunu gelir dağılımındaki adaletsizlik ve 10 bin dolar seviyesinde takılı kalan kişi başı milli gelir oldu. Bu durum Türkiye'yi 'orta gelir tuzağı' olarak tarif edilen sürecin içine sokmuş oldu.

YENİ YÜZYILIN ROTASI

Bugün gelinen noktada, 100 yılı deviren Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi için hala en önemli hedef gelişmiş ülkelerden biri haline gelebilmek. Ancak 100 yıl boyunca hem bölgesel ve küresel çapta yaşanan krizler ve savaşlar, hem Türkiye'nin iç dinamiklerinde yaşanan pek çok gerilim ekonomideki potansiyelin tam olarak ortaya çıkmasını engelledi. 

Türkiye bugün iyi işleyen sermaye piyasalarıyla, Avrupa standartlarında üretim yapabilen sanayi kollarıyla, dünyanın sayılı turizm ülkelerinden biri ve yakın coğrafyasında bir cazibe merkezi olmasıyla gelişmekte olan ülkeler içerisinde en çok takip edilen ülkelerden biri. 

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken ise ekonomideki yapısal sorunların çözülmesi, gelir dağılımı, işsizlik, nitelikli eğitim ve hukukun üstünlüğü gibi alanlarda atılacak adımlar, Türkiye'nin yakın geleceği açısından belirleyici olacak.

TÜRKİYE İHRACATÇILAR MECLİSİ (TİM) BAŞKANI MUSTAFA GÜLTEPE

“İKİNCİ YÜZYILA ÇOK DAHA GÜÇLÜ BAŞLIYORUZ”
"Geride bıraktığımız bir asırda ülkemiz siyasi ve ekonomik anlamda çok zor zamanlardan geçmiş olsa da Atatürk'ün mücadeleci ve kararlılığını yansıtan ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır' sözleri bizlerin düsturu oldu. Bugün ülke sanayimizin iyi bir noktada olduğunu düşünüyorum. 

Hiç şüphesiz daha iyi olabilirdi, içinde bulunduğumuz bu güzel coğrafyanın sahip olduğu jeopolitik riskler nedeniyle hayal ettiğimiz yere gelemedik. Fakat bu, hedefe doğru yol alamayacağımız anlamına gelmiyor. İkinci yüzyıla daha güçlü başlıyoruz. İhracatçılarımızın 220 ülke ve bölgeye uzanan coğrafi bir ağı var. 

Teknolojik gelişimi de üretim süreçlerine entegre ederek küresel şirketlerle rekabet edebilecek kaliteli ürünler üretmeye başladık. Cumhuriyetimizi kuranların ruhuna yakışır bir mücadele ile iktisadi anlamda ülkenin kalkınmasına katkı sunmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Ve inanıyorum ki ikinci yüzyılda mutlaka hayal ettiğimiz Türkiye'ye kavuşacağız.”

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER KURULU (DEİK) BAŞKANI NAİL OLPAK
“ÖNÜMÜZDE DAHA BÜYÜK HEDEFLER VAR”

“Cumhuriyetimizin 100. yaşını büyük bir gurur ve coşkuyla kutlarken, çok daha güçlü şekilde yeni bir döneme adım atıyoruz. Geçtiğimiz yüzyıla baktığımızda önemli altyapı, üst yapı ve sosyal hizmet yatırımlarının tamamlanması, gelişmiş ve çeşitlenmiş bir sanayi yapısının kurulması ve küresel ticaretten aldığımız payın yüzde l'in üzerine çıkarılması gibi başarıları yakalamamız, ülkemizin gelişmesi ve kalkınması adına son derece önemli eşiklerdi. 

Bugün, gelişmiş sanayisi ile 250 milyar dolar ihracat seviyesini aşan, küresel ticarette öne çıkan 5 bin ürünün 4 binden fazlasını üretebilen ve 200'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan ve yeni dünya düzeninde etkin rol oynayacak yüksek potansiyele sahip güçlü bir Türkiye'den söz ediyoruz. Ne mutlu ki; 100 yıllık köklü Cumhuriyet tarihimizin değerli kazanımları ile ekonomik açıdan büyümeye, gelişmeye ve üretmeye devam ederken, artık önümüzde daha büyük hedefler ve değişen küresel ticaret ortamının sunduğu yeni fırsatlar var.”
 

DÜNYANIN 17. BÜYÜK EKONOMİSİ

100 yaşına basan Türkiye Cumhuriyeti, uzun yıllardır dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hedefliyor. Bu hedefe en çok yaklaşıldığı dönem ise 2013-15 yılları arası oldu. Bu yıllarda Türkiye ekonomisi, dünyanın en büyük 20 ekonomisi içinde 16. sıraya kadar yükseldi. 

Türkiye ilk 20 ekonomi içerisine ilk kez 1990 yılında girmişti.
O yıl milli gelir anlamında 19. büyük ekonomi olmayı başaran Türkiye, aradan geçen 33 yılda önemli bir sıçrama yapmayı başaramadı. 90'lı yıllarda yaşanan ekonomik krizlerin etkisi ile ilk 20'nin dışında kalan Türkiye, 2003-2019 yılları boyunca ilk 20'de yer almayı başardı. 

Ancak 2020-2021 yıllarında 21. sıraya gerileyen Türkiye ekonomisi, 2022'de tekrar 19. sıraya yükseldi. 2023 yılı için ise, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünümü (World Economic Outlook) Ekim-2023 raporunda, Türkiye'nin sırasına ilişkin tahminini 2 basamak yükselterek 17'ncilik olarak belirledi. Türkiye'nin 2028 yılına kadar 17 sırada yer alacağı öngörülüyor. 

Türkiye, 2023 yılında GSYH'de ilk kez 1 trilyon dolar çıtasını aşmayı başarmıştı. IMF projeksiyonlarına göre Türkiye, 2024 yılında 1 trilyon 340,7 milyar, 2025'te 1 trilyon 402,1 milyar, 2026'da 1 trilyon 454,2 milyar, 2027'de 1 trilyon 515,5 milyar ve 2028'de 1 trilyon 576 milyar dolarlık milli gelire ulaşacak.

ANKARA TİCARET ODASI (ATO) BAŞKANI GÜRSEL BARAN

“BAŞKENTTE TİCARET İLE TEKNOLOJİYİ BULUŞTURUYORUZ”
"Cumhuriyet, Türk milletinin yokluklar içinde gösterdiği azim ve inancın, şanlı mücadelesi ile yeniden dirilişinin sembolüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bıraktığı mirasa sahip çıkan Türk milleti, milli mücadele ruhunu ülkenin kalkınması ve gelişmesi için de harekete geçirerek, azmiyle, birlik ve beraberliğiyle 100 yılda Türkiye Cumhuriyeti'ni gelişmiş, bölgesinde ve dünyada söz sahibi bir ülke durumuna getirmiştir. 

Cumhuriyetimiz ile yaşıt, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başkenti'nin Ticaret Odası olmanın sorumluluğu içinde, asırlık geçmişimizin geleneğiyle ticaretin mührünü gelecek yüzyıllarımıza da vurmak için çalışıyoruz. Milli Mücadelemizin son kalesi, Cumhuriyetimizin Başkenti Ankara'da teknolojiyi ticaretle buluşturuyor, dünyadaki her bir yeniliğin ülkemize ve şehrimize taşınmasına öncülük ediyoruz. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ve vatanımız için milli mücadeleden bu yana can veren tüm şehitlerimize minnetimizi unutmuyor, bu toprakların canla kanla vatan haline getirildiğini bir an için aklımızdan çıkarmadan Cumhuriyet'e sahip çıkıyoruz.”