Ekonomide ‘acı reçete’ nasıl uygulanacak?

19 Kasım 2020
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomideki sorunları çözmek için 'acı reçete' uygulamaktan kaçınılmayacağını söylemesi ve enflasyonla mücadeleye vurgu yapması, ekonomide yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.

ARAM EKİN DURAN
eduran@ekonomist.com.tr

Surprız bir kararla TCMB Başkanlığı'na Naci Ağbal'ın getirilmesinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı'nda Berat Albayrak'tan boşalan koltuğa Lütfi Elvan'ın atanması, ekonomi yönetiminde yeni bir dönem başlattı. Yeni atamalar sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomiye yönelik açıklamaları ise Türkiye ekonomisinin yaşadığı sıkıntıları aşmak konusunda umutları artırdı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ak Parti Grup toplantısında yaptığı konuşmada yeni ekonomi yönetiminin atacağı her adıma destek verileceğini dile getirmesi ve ilk kez "Acı da olsa doğru reçeteleri uygulamaktan kaçınmayacağız" şeklinde konuşması, ekonomide daha 'piyasa dostu' bir söylem ve yönteme geçiş mesajı olarak algılandı.

Ekonomi politikalarını fiyat istikrarı, dengeli büyüme ve makro ekonomik istikrar olmak üzere üç sac ayağı üzerinde inşa edeceklerini kaydeden Erdoğan, "Faizlerin enflasyon seviyesinde tutulması bu mücadeleyi zor kılıyor. Bu engeli aşarak enflasyonu daha da aşağı çekeceğiz. Bunun için en kısa sürede enflasyonu tek haneye düşürmekte kararlıyız" sözleri ile de enflasyonla mücadelenin ön planda olduğunu vurguladı.

YABANCI SERMAYE OLUMLU


Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarının ardından uluslararası bankaların Türk Lirası (TL) konusunda olumlu pozisyon almaya başlaması dikkat çekti. Yatırım bankalarından JPMorgan, açıklamalar sonrasında TL'deki 'ağırlığını azalt' pozisyonundan 'piyasa ağırlığı' pozisyonuna geçerken, Societe Generale de TL için hem dolar hem de Euro karşısında 'al' tavsiyesi verdi.

Ekonomi yönetiminde yaşanan değişimler sonrası piyasalara verilen mesajların olumlu karşılanması, Türkiye'nin kredi risk primlerine de yansıdı. Haberimizin hazırlandığı sırada, Türkiye'nin beş yıllık CDS'i 460 puana kadar gerileyerek son sekiz ayın en düşük seviyesini gördü.

Salgının başlamasıyla birlikte birçok dünya ekonomisi ile birlikte Türkiye'nin risk primi de hızla yükselerek nisan ayının ortasında 635 ile yıl içi en yüksek seviyeye çıkmıştı.

PARA-MALİYE POLİTİKASINDA UYUM


Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın altını çizdiği 'acı reçete' ne anlama geliyor? Yeni dönemde ekonomi yönetiminden ne tür adımlar bekleniyor?

Eski Merkez Bankası Başekonomisti ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara'ya göre, ekonomide 'acı ilaç', sıkılaştırıcı para politikaları anlamına geliyor. Parasal sıkılaşmanın her zaman büyümeyi daraltıcı bir etki yaratmadığını belirten Prof. Kara, "Enflasyon ve kur riskinin arttığı dönemlerde faiz artışı belirsizliği azaltarak ekonomide daralma riskini sınırlar" diyor.

Yeni dönemde ekonomiyi iyileştirmek için sıkı para politikası ve destekleyici maliye politikası bileşiminin en uygun seçenek olacağını vurgulayan Hakan Kara, şunları söylüyor: "Para politikasında acı ilacı içelim ama maliye politikası için bu iyi bir fikir olmayabilir.

Var olan mali alanı akıllıca, hedefli ve verimli şekilde kullanabilmek önemli. Hane halkı gelirini destekleyecek ve şirket bilançolarını ıslah edecek tasarımlara ihtiyaç var."

SORUNLAR DEVAM EDİYOR


Türkiye ekonomisinin pandemi ile birlikte daha da açığa çıkan çalkantılı bir dönemden geçtiğini dile getiren Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Murat Sağman'a göre ise ekonomi yönetiminde yeni dönem, önemli umutları içinde barındırıyor.

Sağman, "Bu yeniden güven inşası ortamında doğru adımların devam etmesi gerekiyor. Çünkü ekonomide sorunlar devam ediyor" diyor.

Yeni dönemde daha öngörülebilir bir ekonomi programına ihtiyaç olduğunun altını çizen Murat Sağman, şöyle konuşuyor: "Ekonomi bürokrasisi ve düzenlemelerinde sürekli değişiklikler yapmadan, daha rasyonel ve piyasaya güven veren bir yönetim tarzı beklentisi var. Sadece ekonomide değil, hukuk alanında da aynı şekilde güven veren bir atmosfer oluşturulması gerekiyor."

ALBAYRAK DÖNEMİNDE NELER YAŞANDI?



  • Göreve geldiği 9 Temmuz 2018'de 4,75 seviyesinde olan dolar/TL kuru, görevi bıraktığı 8 Kasım günü 8,55 seviyelerinden işlem görüyordu.

  • Albayrak'ın görevde olduğu süreçte yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatları 62 milyar dolar arttı.

  • Eylül 2018'de Merkez Bankası'nın politika faizi yüzde 24'e yükseltildi. Daha sonra art arda gelen faiz indirimleri ile politika faizi bir yıldan kısa bir sürede yüzde 8,25'e kadar çekildi.

  • Eylül 2018'de 2019-2021 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı'nı (YEP) açıkladı. Açıklanan plana göre, hükümetin dolar kuru varsayımı 2018 için 4,90, 2019 için 5,63, 2020 için 6,00 ve 2021 için 6,21 olarak belirlendi.

  • Haziran 2018'de enflasyon rakamı yıllık yüzde 15,39 iken, son açıklanan Ekim 2020 verisine göre yüzde 11,89 seviyesinde gerçekleşti. Albayrak'ın 2019'da açıkladığı YEP'te ise enflasyon hedefi 2019 için yüzde 15,9, 2020 için ise yüzde 8,5 idi.

  • Albayrak göreve gelmeden önce açıklanan son işsizlik verisine göre, Haziran 2018'de işsizlik yüzde 10,1 düzeyindeydi. Son verilere göre ise işsizlik oranı yüzde 13,4 seviyesine çıktı.

  • Albayrak döneminde Hazine, döviz cinsinden borçlanmayı tercih etti. 30 Haziran 2018 itibarıyla merkezi yönetimin borcu 969,8 milyar TL iken, borcun 408,6 milyar TL'sini döviz cinsi borçlanma oluşturuyordu.

  • Albayrak döneminde Merkez Bankası'nın döviz rezervleri yüzde 47 düştü. Merkez Bankası'nın brüt döviz rezervleri, 6 Temmuz 2018'de 79 milyar 95 milyon dolar seviyesindeyken, 30 Ekim itibarıyla bu rakam 42 milyar 259 milyon dolara indi.


PROF. DR. KAMİL YILMAZ KOÇ ÜNİVERSİTESİ “GÜVEN ADIMLARI KISA VADELİ OLMAMALI”


"Cumhurbaşkanı Erdoğan acı reçete diyerek, aslında faiz artışını kabul ettiği mesajını veriyor. Türkiye'nin pozitif faize döndüğü noktada, ekonominin başına gelen yeni kadro ile birlikte kaçırılan yabancı sermayenin bir kısmı hızla geri dönebilir. Unutmayalım ki cari açık sorunu gelecek yıl da devam edecek.

Bu ortamda atılacak güven verici adımlarla yabancı sermayenin çıkışı durdurulur, hatta bir miktar da yeni sermaye girişleri yaşanırsa, ödemeler dengesini rahatlatacak hatta Merkez Bankası rezervlerini artıracak bir etki yaratabilir. Burada asıl kritik nokta, bugün dile getirilen güven verici açıklamaların kısa vadeli olup olmayacağı.

Eğer işler biraz düzeldikten sonra erken seçim hattına girilirse, mevcut olumlu hava bunun için kullanılır ve uzun vadeli olmazsa, o zaman kısa süre içinde kötü tablo tekrar yaşanır. Çünkü Türkiye hala kırılgan bir noktada."