Fatura kime çıkacak?

13 Ağustos 2018
Meslek yaşamımın en zor haftasını geride bıraktığımı söyleyebilirim. Bir taraftan şiddetli bir kur artışının yarattığı hasarlar, bir taraftan ne tür önlemler gelebileceğine ilişkin bilgi arayışı... İçerik üretmekte bu kadar zorlandığımı anımsamıyorum.

TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr

Üstelik, 31 yıllık meslek yaşamımda 1988'deki faiz krizinden başlayıp Körfez Krizi'ne, 1994 krizine, 1997 Uzakdoğu krizine, 1998'de Rusya'nın moratoryum ilan etmesine, 1999 17 Ağustos depremine, Kasım 2000'de Demirbank'ın batmasına, Şubat 2001 krizine ve 2008 global krizine kadarki dalgalanmaların tanığı oldum, haberler yazdım.

Yılbaşından bu yana gelen kur artışını bir tarafa bırakıyorum, aylık, haftalık, hatta günlük olarak tahminlerin ötesinde dalgalanma ve artışlar yaşadık. İyi de gelecek için ne diyebiliriz? Sizlere nasıl bir içerik hazırlamamız gerekiyordu?

İş dünyası ve finans çevrelerinde büyük bir şaşkınlık var. Üstelik, bugün banka üst yönetimlerinde bulunanların neredeyse tamamı, 1994, 1997, 2000 ve 2001 krizlerini birebir yaşadı. Dolayısıyla hepsi kriz deneyimine sahip. Ancak kimse tahmin yapamaz duruma geldi. Uluslararası arenada defalarca ödül almış bir portföy yöneticisi, "Doların 6 TL'yi bulacağını tahmin etmiyordum" diyor.

İyi de yangını söndürme görevi taşıyan kurumlardaki yönetim ne ölçüde deneyimli? Hiçbir kurumdan ne yazılı ne de sözlü bir açıklama göremedik. Bu da gösteriyor ki, devletin ekonomik kurumlarında kriz dönemlerine ait 'kurumsal hafıza' neredeyse kaybolmuş durumda.

Bundan sonra ne olacak? Kimsenin bildiği görüşünde değilim. Zaten tahmin eden de yok. ABD ile ilişkiler siyasi olduğu kadar ekonomik tarafta da sıkıntılı. Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin'in de hafta başında yer verdiği gibi, döviz kurları ABD ile müzakerelerin bir parçası haline geldi maalesef.

Üstelik müzakere süreci sadece 'Rahip Brunson' ile sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Sırada diğer siyasi sorunlar var. Rusya'dan alınacak S400 füzeleri, Suriye'nin kuzeyindeki yapılanma, İran'a konulan ambargoya uyulması gibi.

Bankaların risk bölümlerinin kredi müşterileri için hazırladığı 'felaket senaryosu' çalışmaları da çöpe gitti! Çünkü konuşulan seviyeler maalesef aşıldı.

Ne olacak? Bir bankacının sözleriyle aktarıyorum: "Bütün bankalar, kredi müşterilerini elden geldiği kadar ayakta tutmaya, alacaklarını yaşatmaya çalışacak." Ama hiç hasar olmayacağı anlamı da çıkartmayalım lütfen.

Enseyi karartalım mı? Tabii ki hayır. Ama bugünkü yöntemlerin çalışmadığının ve çalışmayacağının farkına varmamız gerekiyor.

Sağduyunun egemen olduğu bir hafta diliyorum.