Hem kolay hem zor

08 Nisan 2019





Geçen pazar günü yerel seçimler için Türkiye sandık başına gitti. Oransal olarak olmasa da iktidar bloku, Türkiye'nin büyük kentlerindeki egemenliğini muhalefet blokuna kaptırdı.





TALAT YEŞİLOĞLU
tyesil@ekonomist.com.tr





Her ne kadar itiraz süreci devam ediyor olsa da, mevcut oranlara göre, muhalefet, İstanbul ve Ankara'nın yanı sıra turizmin başkenti Antalya ile komşu iki il olan Mersin ve Adana'yı da kazandı.





Beklenti neydi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimlerden ilk sonuçların alınmasından sonra pazar gecesi Ankara'da AKP Genel Merkezi Balkonu'ndan yaptığı konuşmada yaptığı vurgu gibi, 4,5 yıllık seçimsiz dönemin başlamasıydı.





Lakin, bir haftayı İstanbul ve Ankara'da seçim sonuçlarına itirazlarla geçirdik. Seçim sonuçlarına itirazlar tabii ki yasal bir haktır. Fakat, yasaların uygulanmasında iktidara tanınan saha avantajı, 'hukuk devleti' ilkesiyle maalesef örtüşmüyor.





Bundan sonra ekonomiye odaklanılacak mı? Aslında yerel seçimde ortaya çıkan sonuçlarda en büyük etkenin ekonomi olduğunu söyleyebiliriz. Son yıllarda top dolaştırma sürecinden kendi alanımıza sıkışma sürecine geçtiğimiz belliydi.





Kişisel gelirlerdeki reel düşüş, betona dayalı büyüme modelinin sekteye uğraması, ekonomideki kritik dengelere olumsuz yansıdı. Sonuçta, geçen temmuz ve ağustos aylarında döviz kurlarında ciddi bir dalgalanma yaşandı.





Enflasyondaki yükseliş, kamu maliyesindeki bozulma devam etti. Özellikle gıda fiyatlarındaki artışa getirilen palyatif çözümler, kitlelerin ekonomiye olan bakışlarına, beklentilerine negatif yansıdı ve yansımaya devam ediyor.





Bunun sonuçlarından birini döviz tevdiat hesaplarında (DTH) görüyoruz. Gerek kişiler gerekse şirketlerin döviz mevduatları 28 haftadan beri kesintisiz yükseliş eğiliminde. İnsanlar, şirketler ellerine TL geçtikçe döviz alıyor.





Bundan sonra ne olacak? 25 yıl önce olduğu gibi hükümetten yeni bir paket, hamle gelecek mi? Kişisel olarak ben bekliyorum. Anımsanacağı gibi Mart 1994 seçimlerinin hemen ardından 5 Nisan Kararları alınmıştı. 5 Nisan zaten geçti, 8 Nisan Kararları gelir mi? İçeriği ne olacak?





Ekonomiyi Dengeleme Programı gibi bir içerik mi, yoksa kamuda ciddi bir tasarrufla başlayan bir önlemler paketiyle mi karşı karşıya kalacağız? Hangi program olursa olsun, ekonomi programının yönetiminde, ekonominin dümeninde kim olacak? Mevcut yönetim mi, yoksa iş dünyasında kredibilitesi yüksek olan eski bir ekonomi bakanı mı? Dolayısıyla yapılabilecekler hem kolay hem de zor gibi görünüyor.





İçerik ne olursa olsun, ekonomi yönetiminin başında kim olursa olsun, Türkiye'nin reform sürecine girmek zorunda olduğu bir gerçek. Bu sürecin olmazsa olmazı da hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesidir. Hukuka olan saygı arttıkça, ekonomide güvenin daha yüksek olacağına emin olabilirsiniz.





Ya para piyasaları? Ona da Talip ve Gözde'nin hazırladığı kapak haberinde, uzmanların tahminleriyle, portföy önerileriyle birlikte yer verdik.





Demokratik değerlerin güçlendiği bir hafta diliyorum…