İstanbul'un geleceği Uluslararası Yeşil Binalar ve Şehirler Zirvesi’nde masaya yatırılacak

Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği’nin (ÇEDBİK) ev sahipliğinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı desteğiyle her yıl sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekmek için düzenlenen ‘Uluslararası Yeşil Binalar ve Şehirler Zirvesi’, bu yıl 8 Kasım 2023 tarihinde Hilton Bosphorus İstanbul'da gerçekleşecek.

25 Ekim 2023

Zirve, ülkemizde yaşanan Kahramanmaraş depremlerinin yarattığı yıkımın ardından ‘kentsel ve mekânsal dirençlilik’ kavramının önemine dikkat çekmek üzere ‘Sıfırın İnşası: Dirençli Şehirler’ temasıyla düzenlenecek. ’Afet - Dirençli Şehirler’, ‘Karbonsuzlaşma ama Nasıl?’, ‘Binalarımızın Geleceği’, ‘Yeniden Yaşam’, ‘Dönüşümün Kaynağı Nerede?’ ve ‘İstanbul'un Geleceği’ gibi 6 kritik konu zirvede masaya yatırılacak. 

Türkiye ve dünyadan önemli isimlerin katılacağı panellerde alanlarında uzman 41 konuşmacı, 8 oturum, 100’e yakın kurum ve kuruluşun yanında toplam 450’ye yakın katılımcıyla birlikte ses getirecek bir organizasyon gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sami Kılıç ile zirveyi konuştuk.

Bu yıl gerçekleştireceğiniz Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi’nde konuşulacak konulardan bahseder misiniz?
Zirvemizde ’Afet- Dirençli Şehirler’, ‘Karbonsuzlaşma ama Nasıl?’, ‘Binalarımızın Geleceği’, ‘Yeniden Yaşam’, ‘Dönüşümün Kaynağı Nerede?’ ve ‘İstanbul'un Geleceği’ gibi sektörde önem arz eden ve dünya gündemini yansıtan 6 önemli konuyu, panel ve oturumlarla masaya yatıracağız. Afet öncesi, esnası ve sonrasını bütüncül bir süreç olarak ele alan ‘kentsel ve mekansal dirençlilik’ kavramı ve afet uyumlu mekânsal tasarımları merkezine alacak olan zirvemizde, gelecekte yaşanabilir bir çevre ve sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmak adına yeşil bina sistemlerinin önemi, inşaat ve bankacılık sektörlerinin yeşil binalar için sunduğu finansal ürünler ve sertifika sistemleri ele alınacak. Sıfır enerjili, sıfır karbonlu binalar gibi yeşil bina sistemlerinin mimari yaklaşımlarının, bu binaların inşası, yönetimi ve sürdürülebilirliğinin konuşulacağı zirvemizde, ‘karbonsuzlaşma’ alanında uluslararası stratejilerin Türkiye'de uygulanmasına yönelik imkân ve engeller, binalarda enerji verimliliğin artışı ve potansiyeli ile yenilenebilir enerji üretiminde Türkiye'nin durumu ve ulusal enerji politikaları da incelenecek. Bu yılki en önemli konu başlıklarından biri de İstanbul’un geleceğinin ele alındığı özel bir oturumda ele alınacak.

Zirveye kimler katılacak?
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin katılımının öngörüldüğü zirvemizde; Dünya Yeşil Bina Konseyi (WGBC) CEO’su Cristina Gamboa, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz ve Grundfos Yöneticisi Murat Emir açılış konuşmalarını yapacak. Alanında uzman 41 konuşmacı gün boyu düzenlenecek 8 oturumda yer alırken, kapanış panelinde ünlü şovmen Okan Bayülgen’in moderatörlüğünde Prof. Dr. Naci Görür, Prof Dr. Celal Abdi Güzer ve Akademisyen Anna Maria Beylunioğlu afetin nedenleri, oluşumu, deprem özelindeki yerleşkelerin durumları ve yaşayanların beklentilerinin yanında şehirlerin geleceğini tartışacak.

10 ilimizi derinden etkileyen Kahramanmaraş depremlerinin yarattığı büyük yıkımın ardından sektörün dikkatini ‘kentsel ve mekansal dirençlilik’ kavramının önemine çekmeyi hedefliyorsunuz…  

Evet. Kentsel ve mekansal dirençlilik; şehirlerin ve onların fiziksel mekanlarının, değişen koşullar ve potansiyel tehditler karşısında adaptasyon ve iyileşme yeteneğini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle şehir planlama ve kentsel tasarım odağında yaygın olarak kullanılan bu terimin sıklıkla sosyal, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlikle ilişkilendirildiğini görüyoruz.

Diğer yandan şehirlerin ve toplulukların gelecekteki belirsizliklere ve zorluklara karşı daha hazırlıklı ve dirençli olmalarını sağlamak için çok disiplinli bir yaklaşım gerektiği unutulmamalı. Şehirlerin altyapısının (ulaşım, enerji, su vb.) değişen koşullara ve afetlere karşı dirençli olmalarının yanı sıra binalar, meydanlar ve diğer yapıların da çeşitli doğal ve insan kaynaklı tehditlere karşı dayanıklı olması gerekir. Doğal kaynaklar ve ekosistemler korunurken sürdürülebilir bir şekilde yönetilmelidir. Şehirlerde ise daha fazla yeşil alan ve ağaçlandırmanın, çevresel stres faktörlerine karşı bir tampon görevi görebilir. Teknoloji ve veri yönetimi, şehirlerin değişen koşullara daha hızlı yanıt vermesine yardımcı olabilir. Şu anda yeniden şehirleşme çalışmalarının bu detaylar dikkate alınarak yapılması takibimizde olan bir çalışma. Zira ilgili bakanlıkların veya yerel yönetimlerin; kanun, yönetmelik ve genelgeler kapsamında bu konuda gayet etkin olduğunu belirtmekte yarar görüyorum. Ancak uygulama eksikleri ve bunların kontrolü konusu beklenen performansta olmadığı için geldiğimiz nokta net anlaşılmıyor.

Son dönemde öne çıkan yeşil binaların afet dirençliliği nasıl?
Binalar insanlar için sağlıklı bir geleceğin ancak sürdürülebilir bir çevre politikasını temel almış bina tasarımları ve uygulamaları ile mümkün. Bu noktada insanın ve tüm canlıların güvenli barınma imkanlarını sağlayacak sistemlerin bir an önce uygulamaya alınması gerekiyor ki bu da ancak yeşil bina sistemleri ile hayata geçebilir. Yeşil bina sistemlerinin temelinde insanın sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir bir yaşama sahip olması yer alır. Sürdürülebilir olması için enerjinin, suyun verimli kullanılması, karbon salımının en düşük seviyede olması, sağlıklı olabilmesi için iç ortam yaşam mahallinin kaliteli, yaşanabilir konfora sahip olması, güvenli olabilmesi içinse tüm afet ve doğal etkilere karşı dayanıklı olması gerekir. Bu sistemlerin sahip olduğu tasarım ve uygulama detayları; insan yaşamının kalitesini arttırmanın yanında enerji, su, ısınma gibi harcamaları en verimli biçimde kullandırmak ve elbette binanın inşası, hayata geçtikten sonraki kullanımı ve tüm yaşamı boyunca en az karbon salınımını sağlar. Yeşil binalarda ve yerleşimlerde öncelikle afete dayanıklı binalar ve yerleşimler inşa etmek esas alınıyor. Bu kapsamda kent ölçeğinden bina ölçeğine doğru ilişki kurarak dirençli kentler inşa etmek zorundayız. Özellikle deprem riski bulunan alanlarda yerleşime uygunluk analizlerinin yapılması, fay hatları ve yakın çevresi için doğru arazi kullanım kararlarının verilmesi, sosyal ve teknik altyapı açısından kapasitesi yeterli afet toplanma alanlarının belirlenmesi, ulaşım ve altyapı bağlantılarının jeofizik ve şehir planlama açısından iyileştirilmesi oldukça önemli. Tüm kent makro formunun afete dayanıklı bir planlama yaklaşımı ile ortaya konulmasından sonra binalar için zemin etütlerinin tamamlanması, statik uygulamaların yapılması, alana özgü doğru malzeme ve kaynakların kullanılması gibi yapı dayanıklılığını artıracak kriterlerin kontrol ve denetleme sistemi ile birlikte ilerletilmesi gerekiyor. Yaşadığımız şehirler ile binalar ancak bu şekilde yaşanılabilir ve sürdürülebilir kılınabilir.

Afet sonrası yeni şehirleşmede karbonsuzlaşma ve çevreye duyarlılık hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dünyanın çevre, çevresel faktörler ve hatta gelecekte yaşanabilir bir dünya eksenindeki ana konularının en önemli detayı bence karbonsuzlaşma! Birçok Avrupa ülkesinin bu konuda çok katı kurallar koyduğunu, karbonsuzlaşmaya dair belirledikleri hedef tarihleri öne çekecek çalışmalar yaptıklarını görüyoruz. Türkiye bu rüzgarı arkasına alırken, tüm genel yönetimler kendi konularında karbonsuzlaşmayı dikkate alan kararlar almaya ve projler yapmaya başladılar. İşte tam da bu noktada yeniden şehirleşmede karbonsuzlaşmayı ilk madde olarak konumlandırmak bizim için hayati önemde. Kentsel dönüşüm ile kentlerimizi yenilerken ya da çok acı bir şekilde kaybettiğimiz kadim şehirlerimizi yeniden tasarlamaya başlamışken, yapılacak ilk ve en önemli şeyin karbonu düşüren, karbonsuzlaşmayı hedef alan binalar yapmak olduğunu düşünüyorum. Yeşil Binaların karbonsuzlaşma hedefine en hızlı ulaşmanın yolu olduğunu söylemek gerekir. Kyoto protokolü ile başlayan ve daha sonra Paris İklim anlaşması ile detaylandırılan karbonsuzlaşma hedeflerine Türkiye olarak karbon sıfır şehirler ile öncülük etmemiz ve bunun için kadim illerimizi yeniden tasarlarken bu noktaya dikkat etmemiz oldukça önemli olacaktır.