Kur artışına göz yummak iyi fikir değil

13 Ağustos 2018
Türkiye son iki haftadır tarihinin en büyük döviz kuru şoklarından birini yaşıyor. Daha 24 Temmuz'da 4,75 TL olan dolar kuru, biz bu yazıyı yazdığımız sırada 6,45 TL dolayındaydı.

DR. ORHAN KARACA
okaraca@ekonomist.com.tr

Özellikle cuma günü yaşanan dalgalanma o kadar baş döndürücü oldu ki güne 5,75 TL dolayında başlayan dolar kuru bir ara 6,75'in üzerini gördü. Buna karşılık son iki haftada Merkez Bankası'ndan 6 Ağustos'ta yaptığı cılız bir rezerv opsiyon mekanizması (ROM) hamlesi dışında hiçbir müdahale gelmedi.

Hükümet de bu konuda bir adım atmaya pek niyetli görünmüyordu. Sanki kurlardaki artış oluruna bırakılmış ve "Gittiği yere kadar gider, nasıl olsa bir yerden geri döner" anlayışı benimsenmiş gibiydi.

Açıkçası, ekonomi yönetiminin bu rahatlığının nereden geldiğini biz pek anlayabilmiş değiliz. Doğrusu, geçmişteki döviz krizlerini çok iyi hatırladığımız için biz o kadar rahat olamıyoruz.

Kur artışına göz yummanın pek iyi bir fikir olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü döviz kurlarındaki böyle artışlar hem enflasyonun yükselmesine hem de ekonominin küçülmesine yol açabiliyor. Bu da işsizliğin ve yoksulluğun artması anlamına geliyor.

İKİ KRİZİN DERSLERİ
Son yıllarda döviz kurlarının yükselmesine iyice alıştık. Dergimizin "giriş haberi"nde okuyabileceğiniz gibi, 2011 yılından bu yana döviz kurlarının hızla yükseldiği yedinci dönemi yaşıyoruz. Ancak bu yedincisi bundan öncekilerden çok daha şiddetli geçiyor. Bu artış 1994 ve 2001 yıllarında yaşadığımız krizleri hatırlatıyor.

Üç bankanın kapanmasına yol açan 1994 krizi, o zamanın henüz 6 sıfır atılmamış parasıyla 1993'te 11 bin 36 TL olan yıllık ortalama dolar kurunun 1994'te 29 bin 788 TL'ye çıkmasına neden olmuştu. Bu yüzde 169,9'luk artışa denk geliyordu ve o zaman için alışılmış yüzde 60 dolayındaki artışları neredeyse üçe katlıyordu.

Bunun sonucunda 1993 yılında yüzde 71,1 olan tüketici enflasyonu 1994 sonunda yüzde 125,5'i buldu. 1993 yılında yüzde 8 büyümüş olan ekonomi ise 1994 yılında yüzde 5,5 küçüldü. 5 Nisan Kararları ile yürürlüğe konulan istikrar programıyla 1995 yılında eski enflasyon ve büyüme oranlarına geri dönüldü ama esasında krizin yarattığı tahribat giderilemedi.

Çok geçmeden de ekonomi yeniden krize girdi. 2001 krizi, yine o dönemin henüz 6 sıfır atılmamış parasıyla 2000 yılında 623 bin 704 TL olan ortalama dolar kurunun 2001'de 1 milyon 225 bin 412 TL'ye çıkmasına yol açtı.

Yüzde 96,5'lik bu kur artışı da enflasyonun sıçramasına ve ekonominin küçülmesine neden oldu. 2000 yılı başında uygulamaya konulan "Enflasyonu Düşürme Programı" ile o yılın sonunda yüzde 39'a inmiş olan tüketici enflasyonu, 2001 yılı sonunda yüzde 68,5'i buldu.

2000 yılında yüzde 6,6 büyüyen ekonomi ise 2001'de yüzde 6 küçüldü. Bu durumdan ancak çok daha acı bir reçete içeren yeni bir istikrar programıyla çıkılabildi. "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" adı verilen bu program sayesinde de Türkiye 2000'li yıllarda gerçekten geçmişe göre epeyce güçlü bir ekonomiye sahip olabildi.



NEDEN BÖYLE OLUYOR?
Türkiye, ithalata aşırı bağımlı bir ekonomiye sahip. Bu nedenle döviz kurlarındaki artış üretimde kullanılan ithal girdilerin maliyetlerini yükselterek mutlaka enflasyona yansıyor. Enflasyondaki yükseliş ise halkın satın alma gücünü azaltarak iç talebin zayıflamasına yol açıyor.

Böylece hem enflasyon yükselmiş hem de ekonomi küçülmüş oluyor. 1994 ve 2001 krizlerinde bunları yaşadık. Üstelik bu kez özel sektörün büyük miktarda döviz cinsinden borcu da var. Döviz kurlarındaki artış bu borçların ödenmesi için gerekli TL miktarını yükseltiyor.

Bu borçları ödeyemeyecek duruma düşen şirketlerin iflas etmesi olasılığı da var. Bu kez ekonomiye bir darbe de buradan geleceğe benziyor. İşte bu nedenlerle biz kurlardaki artış karşısında endişelenmeden duramıyoruz.