Markalar sürdürülebilirliği odağına aldı

09 Şubat 2021
Dünya, önümüzdeki yıllarda 10 milyar insanın nasıl besleneceği sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. Bu tabloya kayıtsız kalamayan markalar ise sürdürülebilirliği işlerinin merkezine koymuş durumda.

ÖZLEM BAY YILMAZ
obay@ekonomist.com.tr

Global gıda sisteminde ciddi aksaklıklar söz konusu ve bu durum herkesi değişim için zorluyor. Dünyada 2 milyar insan fazla kilolu, buna karşın 1 milyar insansa açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, dünyada hala 2 milyar insan vitamin ve mineral eksikliği yaşıyor.

Gıda sistemi çevreye büyük zarar veriyor. Küresel sera gazı salımının yüzde 20'sinden fazlası gıda endüstrisi tarafından gerçekleştiriliyor. Buna karşılık üretilen tüm gıdaların üçte biri çöpe gidiyor. Dünya genelinde yiyeceklerimizin yüzde 75'i, 12 bitki ve beş hayvan türünden geliyor.

Bitkisel gıda tüketiminin yüzde 60'ı sadece buğday, pirinç ve mısırdan elde ediliyor. Dünya, önümüzdeki yıllarda 10 milyar insanın nasıl besleneceğine sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor.

YENİ İŞ KOLU


Bu tabloya kayıtsız kalamayan şirketlerden Unilever, sürdürülebilirliği işinin merkezine koydu. Şirket, 1 milyardan fazla insanın sağlık ve esenliğini iyileştirmek, çevresel etkisini yarıya indirmek ve milyonlarca insanın geçim kaynaklarını iyileştirmek için uzun dönemli bir plana odaklandı.

Bu kapsamda 'Yarının Gıdaları İnisiyatifini başlattıklarını kaydeden Unilever Türkiye Gıdadan Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Kölükfakı, "Dört temel taahhütte bulunuyoruz.

Bunlar, ürünlerimizde sürdürülebilir tarımsal ham maddeler kullanımını ve bitkisel temelli gıda seçeneklerini artırmak, besleyici gıdaları herkes için erişilebilir kılmak, tüm ürün gruplarımızda kalori, tuz ve şeker miktarını azaltmak ve gıda atığını yarıya indirmek olarak sıralanabilir" diyor.

2 TRİLYON EURO'LUK KATKI


Sürdürülebilir bir gıda sistemine geçiş için ölçekler, markalar ve yetenekleri kullanacaklarını belirten Kölükfakı, "Ayrıca, önümüzdeki beş ila yedi yıl içinde, et ve süt ürünlerine seçenek olarak bitkisel temelli gıdalardan oluşan global büyüklüğü 1 milyar Euro'ya ulaşacak yeni bir gıda iş kolu geliştirmeyi planlıyoruz" diye ekliyor.

Gıda sistemini değiştirmenin ekonomik büyüme açısından da önemli olduğuna vurgu yapan Kölükfakı, şunları anlatıyor: "Dünya genelinde 80 milyon istihdam yaratabilir ve üretimdeki büyümeye 2030 yılı itibarıyla 2 trilyon Euro oranında bir katkı sağlayabilir.

Çalışmalar, beslenmeye harcanan her 1 dolar karşılığında ekonomik fayda açısından en az 16 dolar oranında geri dönüş sağlandığını gösteriyor."

YEREL KAYNAKLAR


Türkiye'de sürdürülebilirlik adımları hakkında da bilgi veren Kölükfakı, 2010'dan bu yana sürdürülebilir kaynaklar kullanan tarımsal ham maddelerin miktarını yüzde 14'ten yüzde 62'ye yükselttiklerini, öncelikli 13 sebze ve baharatın yüzde 86'sını sürdürülebilir kaynaklardan elde etmeyi başardıklarını söylüyor.

Birlikte çalıştıkları 4 bin çiftçiye geleceğe dost tarım uygulamaları konusunda eğitimler verdiklerine de değinen Kölükfakı, "Türkiye, Lipton çayın hem üretilip hem tüketildiği ilk ve tek Yağmur Ormanları Birliği Sertifikası (RA) alan ülke oldu.

Türkiye'de gıda, içecek ve dondurma işimizde, hammadde ve ambalaj malzemelerinin yüzde 72'sini sürdürülebilir kaynaklardan elde ediyoruz, harcamalarımızın yüzde 81'ini yerel kaynaklara yapıyoruz." Öte yandan Knorr ve WWF, 'Geleceğin Gıdası' olarak tanımlanan 50 ham maddenin yer aldığı bir rapor hazırladı. Bu 50 gıdası listesinde; Türkiye'de kolayca bulanabilen gıdalar da var.