Müşteri olmaktan çıkıp oyun kurucu olmalıyız

17 Ekim 2019

Aramco ve Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin Türkiye'nin enerji faturasını artırması bekleniyor. Boğaziçi Üniversitesi EPAM Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, "Enerji diplomasisinde zayıf kalıyoruz. Sadece müşteri değil, oyun kurucu da olmalıyız" diyor.





ARAM EKİN DURAN
eduran@ekonomist.com.tr





Küresel çapta enerji ihtiyacı her geçen gün artıyor. Türkiye'nin yakın coğrafyasındaki çatışmalar yanında, Doğu Akdeniz'deki doğalgaz savaşları da giderek daha fazla gündeme geliyor.





Geçen ay Suudi Arabistan'ın petrol şirketi Aramco tesislerine gerçekleştirilen saldırı ile birlikte, enerji arz güvenliği de yeniden tartışmalı hale geldi. Boğaziçi Üniversitesi Enerji Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu ile enerjide yeni dönemin şifrelerini ve Türkiye'nin bölgesel rolünü konuştuk.





Kumbaroğlu, Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği'nin (IAEE) 2016 Dönem Başkanlığı'nı yürüttü ve şu anda da IAEE Türkiye temsilciliği olan Enerji Ekonomisi Derneği'nin yönetim kurulu başkanlığını sürdürüyor.





Prof. Kumbaroğlu, "Türkiye enerji diplomasisinde zayıf kalıyor. Enerjide sadece müşteri olmaktan çıkıp, oyun kurucu olmamız gerekiyor" diyor.





Bundan tam 1 ay önce, 13 Eylül'de Suudi Arabistan devletine ait Aramco petrol rafinerisi drone saldırısına uğradı. Bu saldırı enerji politikaları açısından nasıl bir değişim yarattı?
Saldırıdan hemen sonra ham petrol fiyatları yaklaşık 10 dolar yükseldi. Daha sonra Suudi Arabistan'dan petrol arzının hızla düzeleceği yönündeki açıklamalar ve atılan adımlar sonrasında fiyatlardaki yükseliş 4-5 dolar civarına geriledi.





Dolayısıyla saldırı öncesine göre fiyatlar 4-5 dolar artmış oldu ve biz bunu artık petrol fiyatlarında yeni 'jeopolitik risk primi' olarak görebiliriz. Yani artık kolay kolay petrol fiyatları Aramco saldırısı öncesindeki seviyelerine inmeyecektir.









Türkiye açısından nasıl bir önemi var Aramco saldırısının?
Türkiye ekonomisi enerjide ithalata bağımlı olduğu için petrol fiyatlarındaki artışlara çok duyarlı.





Aynı zamanda dolar kurundaki artışlarda da enerji faturasını artıran bir diğer etken konumunda.





Petrol fiyatları tüm sanayi üretiminde, hizmet sektöründe maliyetleri doğrudan etkileyecek bir unsur. Yani üreticiden tüketiciye yansıyacak bir olumsuzluk var. Ayrıca Türkiye'de farklı bir durum var, o da şu: Türkiye'de doğalgaz fiyatları petrol fiyatlarına endeksli hesaplanıyor.





Bu nedenle petroldeki artışlar, doğalgaza da zam gelmesine neden olacak. Türkiye'de kontratlar 6 aylık sürelerle yapıldığı için, en geç ocak ayında hem petrol hem de doğalgaz faturalarımızın kabardığını göreceğiz.





Türkiye neden doğalgaz ithal ederken, petrol fiyatlarını baz alıyor?
Bu doğalgazın yaygın olmadığı zamanlardan kalma ve Türkiye'ye zarar veren bir alışkanlık. Eskiden bu yöntemi Avrupa ülkeleri de kullanıyordu. Ancak son yıllarda spot piyasa gelişti, sıvılaştırılmış doğalgaz yani LNG gelişti.





Avrupa ülkeleri doğalgaz ithalat sözleşmelerini petrol fiyatlarına endekslemeyi bıraktı. Türkiye ise Rusya'dan aldığı doğalgazda hala bu formülü uyguluyor maalesef. Tabi siyasal pek çok gerilim sonrasında, Türkiye'nin Rusya ile enerjideki işbirliği ilişkilerin düzelmesinde çok etkili oldu.





Doğu Akdeniz'de çok ciddi bir enerji oyunu kurulmuş gibi gözüküyor. Bir tarafta Güney Kıbrıs, İsrail, Mısır, Yunanistan var; diğer tarafta ise Türkiye ve KKTC… Bu tabloyu nasıl yorumlamak gerekiyor?
Bu bölgede İsrail'in gaz çıkarmaya başladığı Leviathan yatağı, şu andaki en büyük yatak.





Mısır karasuları içerisinde daha büyük bir gaz yatağı var ancak henüz oradan gaz çıkarılmaya başlamadı. Türkiye ise Yavuz sondaj gemisi ile Magosa Körfezi Karpaz Yarımadası açıklarında Türkiye Petrolleri'nin KKTC'den ruhsat aldığı bölgede sondaj yapıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin kıta sahanlığı ile çakışan 7 numara sözde ruhsat sahası için anlaşma imzalayan İtalyan ENI ve Fransız TOTAL şirketlerinin 3 numaralı sahada da ruhsatları var.





Hem Rum tarafının hem de Türk tarafının ruhsat verdiği bu sahanın neredeyse tamamı ihtilaflı. Akdeniz'de gerginliğin zirve yaptığı bir dönemde Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Doğu Akdeniz enerji kaynaklarına ilişkin meşru davasını uluslararası topluma anlatacak ve diyaloğu geliştirecek girişimlerin geliştirilmesi gerekiyor.





Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kaynaklar konusunda oyuna girme şansı var mı?
Henüz bölgeden Avrupa'ya gaz sevkiyatı konusunda ticari bir formül oluşmuş değil. Çünkü dünyanın en uzun ve en derin denizaltı petrol, doğalgaz boru hattından bahsediyoruz.





Maliyeti çok yüksek ve birçok belirsizlik var. Bunun fizibilitesi yapıldı ama açıklanmadı. Bu nedenle şu dönemde taraf ülkeler biraz sessiz kalıyor. Bu doğalgazın Avrupa pazarlarına ulaştırmanın en ekonomik yolu Türkiye üzerinden geçiyor.





Aslında en ideal yöntem KKTC üzerinden Türkiye'ye ve buradan da Avrupa'ya gitmesi. Ama Türkiye'ye doğrudan da getirmek mümkün. Malesef şu an için bu projede ilerleme sağlanamıyor.





Türkiye bölgedeki enerji politikalara ne kadar etki edebiliyor?
Türkiye ne yazık ki genel olarak hep reaktif davranıyor. Yani örneğin Avrupa Birliği Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmalarına karşı karar alıyor, biz de açıklama yapıp bu kararı kınıyoruz. Oysa ki proaktif bir siyasetle bu kararların alınmaması sağlanabilirdi.





Enerji diplomasisinde yürümeyen veya eksik olan bir şeyler var. Çünkü Türkiye haklı ve meşru tezlerini savunmakta zayıf kalıyor. Örneğin Rum tarafının reddettiği Annan Planı'na Türkiye ve KKTC'nin 'evet' demiş olmasını, diplomatik alanda kullanamadık.





Türkiye enerjide oyun kurucu değil, müşteri olarak davranıyor. Halbuki oyun kurucu olabilir. Ama bunun için başka ülkelerin karar alma süreçlerinin içinde olmak gerekiyor.