Türkiye ekonomisi son yıllarda sanayi üretimi, ihracat ve teknoloji yatırımları ekseninde yeni büyüme alanları arıyor. Bu arayışta dikkat çekici bir sektör giderek daha güçlü bir şekilde öne çıkıyor: biyoçözümler ve biyoteknoloji… Novonesis tarafından açıklanan “Biyoçözümlerin Değeri: 2035’e Kadar Büyüme ve Refah – Türkiye” raporu da bu anlamda Türkiye'nin önümüzdeki on yıl içinde hangi alanlarda küresel rekabet avantajı elde edebileceğine ilişkin önemli ipuçları veriyor.
Raporun en dikkat çekici verisi, bugün yaklaşık 4 milyar Euro büyüklüğe sahip olan biyoçözümler sektörünün doğru politika ve yatırım ortamıyla 2035 yılında 10,8 milyar Euro üretim değerine ulaşabilecek olması. Başka bir ifadeyle sektörün ekonomik ayak izi önümüzdeki on yılda yüzde 170 büyüme potansiyeli taşıyor.
Bu rakamın önemini anlamak için mevcut tabloya bakmak yeterli. Sektör bugün Türkiye ekonomisine 1,8 milyar Euro doğrudan üretim katkısı sağlarken, tedarik zinciri ve bağlantılı faaliyetler üzerinden 2,2 milyar Euro dolaylı katkı yaratıyor. Toplam ekonomik etki ise 4 milyar Euro seviyesinde.
47 bin yeni istihdam imkanı
Ancak asıl dikkat çekici olan istihdam tarafı. Bugün 28 bin 100 kişiye iş sağlayan sektörün, hedef odaklı politikalarla birlikte 2035 yılında 75 bin 300 kişilik istihdam kapasitesine ulaşabileceği öngörülüyor. Bu, yaklaşık 47 bin yeni istihdam anlamına geliyor.
Dahası, sektörün yüksek çarpan etkisi bulunuyor. Yaratılan her bir doğrudan istihdam, ekonomi genelinde 1,6 ek dolaylı istihdamı tetikliyor. Türkiye'nin iş gücü piyasasında yüksek katma değerli ve sürdürülebilir istihdam yaratma hedefi düşünüldüğünde bu oran oldukça dikkat çekici.
Biyoçözümlerin Türkiye açısından bir diğer stratejik yönü ise tarımla kurduğu güçlü bağ. Rapora göre sektörün oluşturduğu dolaylı istihdamın yüzde 55'i tarım sektöründe kümeleniyor. Bu durum biyoteknolojinin yalnızca laboratuvarlardan ve sanayi tesislerinden ibaret olmadığını gösteriyor. Tarımsal üretim, biyolojik hammaddeler ve atık yönetimi üzerinden kırsal kalkınmaya doğrudan katkı sağlayan bir ekonomik modelden söz ediyoruz.
Tarımın ardından yüzde 17 ile toptan ve perakende ticaret, yüzde 12 ile yiyecek-içecek sektörü, yüzde 5 ile kara taşımacılığı ve yüzde 11 ile diğer sanayi ve hizmet kolları geliyor. Yani biyoçözümler, ekonominin birçok alanına yayılan bir değer zinciri oluşturuyor.
Burada önemli olan nokta, biyoteknolojinin artık yalnızca çevresel sürdürülebilirlik başlığı altında değerlendirilemeyecek olmasıdır. Küresel rekabette verimlilik, enerji güvenliği, kaynak yönetimi ve ihracat kapasitesi açısından stratejik bir sanayi politikası aracına dönüşüyor.
Novonesis Türkiye Ülke Müdürü Pınar Tunçkol bu dönüşümü, “Dünyanın yedinci büyük, Avrupa’nın ise en büyük tarımsal üreticilerinden biri olan Türkiye; hem üretim kapasitesi hem de biyolojik kaynak çeşitliliği açısından çok önemli bir avantaja sahip. Giderek daha belirsiz hale gelen bir dünyada dayanıklılık, artık sadece dışarıdan sağlanan güvenlikle değil, içeride yaratılan kapasiteyle ölçülüyor” şeklinde anlatıyor.
Tunçkol'un işaret ettiği konu aslında Türkiye'nin önündeki en önemli ekonomik fırsatlardan biri. Enerjide olduğu gibi biyolojik kaynaklarda da yerli kapasiteyi artırmak, dışa bağımlılığı azaltırken ekonomik dayanıklılığı güçlendirebilir.
Sektörün küresel hacmi
Raporun dikkat çektiği bir başka nokta ise otomotiv sektörü benzetmesi.
Türkiye otomotiv sanayisi bugün yıllık 1,4 milyonun üzerinde araç üretimi ve 23 milyar doları aşan ihracatıyla ekonominin lokomotiflerinden biri konumunda. Biyoçözümler sektörünün de doğru düzenlemeler, güçlü yatırım ortamı ve etkin inovasyon politikalarıyla benzer bir büyüme hikayesi yazabileceği ifade ediliyor.
Bu benzetme abartılı görünmemeli. Çünkü küresel ölçekte biyoçözüm sektörünün 2035 yılında 877 milyar Euroyu aşan üretim değeri oluşturması ve 5 milyondan fazla kişiye istihdam sağlaması bekleniyor. Türkiye'nin bu büyüyen pastadan daha büyük pay alması için güçlü bir fırsat penceresi bulunuyor.
Ancak potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için teknoloji kadar politika da belirleyici olacak. Raporda; öngörülebilir mevzuat, kamu-özel sektör iş birlikleri, bakanlıklar arası koordinasyon ve biyoteknolojinin iklim politikalarına entegrasyonu kritik öncelikler arasında gösteriliyor.
Türkiye'nin önünde yeni bir büyüme alanı şekilleniyor. Tarım, sanayi, enerji ve ihracatı aynı potada buluşturan biyoçözümler; doğru stratejiyle çevreci bir dönüşümden öte, yüksek katma değerli üretimin ve sürdürülebilir kalkınmanın da taşıyıcı kolonlarından biri olabilir.