Yıllık 32 milyon tonluk üretim kapasitesine sahip olmasına rağmen 15 milyon ton un üretimi gerçekleştiren Türkiye, küresel un ticaretinden yüzde 23 pay alıyor ve 10 yıldır dünyanın un ihracat şampiyonu olma özelliğini taşıyor. 2024 yılında 3 milyon 60 bin ton ihracat gerçekleştiren un sektörü, 2025 yılını ise 2,4 milyon tonluk ihracatla kapatarak, ‘dünyanın un ihracat şampiyonu ülkesi’ olmaya devam edecek. Sektör, 2026 yılında da 2,7 milyon tonluk un ihraç etmeyi hedefliyor.
Ekonomist’in 04 - 17 Ocak 2026 tarihli sayısından
Son üç yıldır 3 milyon tonun üzerinde gerçekleşen un ihracatı ile Türkiye’nin rekor yıllara imza attığını söyleyen Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçılar Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı Dr. Eren Günhan Ulusoy, “Ancak 2025’te ithalat kısıtlaması, Irak’ta yaşanan gelişmeler, Kızıldeniz’deki olaylar, konteyner krizi gibi pek çok olumsuz faktör ihracatımıza da olumsuz yansıdı. Geçtiğimiz yıllara göre daha düşük bir performans sergiliyor olsak da bu yıl yine dünya un ihracat şampiyonu olmayı hedefliyoruz” diyor. Ulusoy, 2026’da ise daha yüksek bir ihracat performansı beklediklerinin altını çiziyor.

SURİYE, IRAK’IN TAHTINA OTURDU
Türkiye 160’tan fazla ülkeye un ihraç ediyor. Dünya nüfusunun yüzde 90’ı Türk unu tüketiyor. Ortadoğu, Afrika ülkeleri sektörün ağırlıklı pazarlarını oluşturuyor. Temmuz ayı itibarıyla 15 yıl sonra ilk kez Irak pazarının birinci sıradaki konumunu kaybettiğini belirten Ulusoy, “Suriye, Türkiye’nin en çok un ihracatı yaptığı ülke haline geldi. Irak’ta un sanayisine artan yatırımlar ve uygulanan vergi tarifesi nedeniyle 10 aylık ortalama 1 milyon tonluk ihracatlarımız 350 bin tona geriledi. Hedef pazarlardan ziyade pazarlarımızı derinleştirmek üzerine çalışmalarımız bulunuyor” diye anlatıyor.

DR. EREN G. ULUSOY / IAOM
HANGİ RİSKLER VAR?
Öte yandan son dönemde küresel ölçekte buğdaya erişimin kolaylaşması ve ithalatçı ülkelerin yerel üretimi teşvik etmesi, bu ülkelerin giderek un üreticisi konumuna geçmesine yol açıyor. Irak ve Angola bunun en güncel örnekleri. Geçmişte Endonezya’da benzer bir dönüşümün yaşandığını hatırlatan Ulusoy, sektörün önündeki riskleri şöyle anlatıyor: “Bu durum ihracat rakamlarımızda düşüşe neden oluyor. Hindistan halen un ihracatında kısıtlamalarla karşı karşıya olduğundan, Türkiye Hindistan’ın pazarlarına ihracat yapıyor. Benzer şekilde, geçen yıl rekor ihracat gerçekleştiren Mısır bu yıl bazı kısıtlamalar getirdi. Ancak bu rakip ülkelerdeki kısıtlamaların kaldırılması durumunda Türkiye’nin ihracat pazarları ve rakamlarında bazı değişimler olacak.”
Ayrıca lojistik sorunlar ve iç piyasada artan hammadde maliyetleri de Türkiye’nin bu alandaki rekabet gücünü zayıflatıyor. Dolayısıyla un sektöründe, uzun vadede; pazar çeşitlendirme, katma değerli ürün geliştirme ve maliyet optimizasyonu stratejilerinin kritik hale geldiği üzerinde duruluyor.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN ETKİSİ
Doğu Karadeniz Bölgesi hariç Türkiye’nin hemen hemen tüm bölgelerinde buğday yetiştiriciliği yapılıyor. Bu yaygın üretim yapısı, bölgesel kuraklıkların etkisinin ülke genelinde daha sınırlı hissedilmesini sağlıyor. Böylece belirli bölgelerde yaşanan olumsuzluklar, toplam üretimde sert düşüşlere yol açmıyor. Ancak iklim değişikliğiyle yeterince mücadele edilmemesi durumunda risklerin artacağına dikkat çekiliyor.
Artan sıcaklıklar ve bozulan yağış rejiminin tarımsal üretimde dalgalanmalara neden olabileceğine, bu durumun da hububatta daha yüksek ithalat ihtiyacını beraberinde getirebileceğe dikkat çeken Ulusoy, “Küresel ölçekte de stok korumacılığı, üretim düşüşleri ve ihracat kısıtları görülebileceğinden, ithalat yapılan ülkelerde arz daralması ve fiyat artışları riski de bulunur. Türkiye’de TMO piyasayı stoklarıyla regüle ederek piyasa dengelerini koruyor” diye ekliyor.
‘YEŞİL DEĞİRMEN’ HEDEFİ
Herkesin beslenme ihtiyacının ve kullanım amacının farklılaşması, katma değerli ve özel amaçlı unlara olan talebi hızla artırıyor. Tam buğday, yüksek proteinli, özel karışımlar, endüstriyel kullanıma yönelik fonksiyonel unlar ve horeca kanalına özel ürünler bu dönüşümün en somut örnekleri arasında yer alıyor ve sektörde önemli bir büyüme potansiyeli yaratıyor. Sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik de sektörün önünü açan başlıca fırsat alanları arasında bulunuyor.

VOLKAN AKIN / SÖKE UN
Söke Un, bu fırsatları doğru okuyan şirketlerden. Aydın ve Ankara’daki iki tesisinde faaliyet gösteren ve 2025 yılını yaklaşık 6,5 milyar TL ciro ile kapatmayı hedefleyen şirket, ev ve profesyonel kullanıma uygun ürünler sunuyor. Ürün çeşitliliğini artırmak için 2024’te Samsun’da tesis kiraladıklarını, böylece hem kendi markaları ‘Hello Cookie’ hem de private label ürün satışlarını artırdıklarını belirten Söke Genel Müdürü Volkan Akın, yurt dışında ise ABD’deki iştirakleri aracığıyla hizmet verdiklerini söylüyor. Akın, “Sürdürülebilirlik alanında ‘yeşil değirmen’ düşüncesiyle tüm işletmelerimizin enerji ihtiyacını karşılayan güneş enerjisi santrali yatırımlarımızı tamamladık. Rüzgar enerjisi yatırımlarımıza da hızla devam ediyoruz” diye ekliyor.

ZAHİT ÇETİN / ULUSOY UN
EN BÜYÜK ÜRETİCİ VE İHRACATÇI
Ulusoy Un da bugün Türkiye’nin en büyük un üreticisi ve en büyük ihracatçı firması konumunda. Kuruluşundan günümüze kadar toplam 108 ülkeye ihracat gerçekleştiren şirketin hedef pazarları arasında Ortadoğu, Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkeleri var. Buğdayın ham madde olarak kullanıldığı sektörlerde dikey büyüme stratejisi kapsamında yatırımlarını sürdürdüklerini ifade eden Ulusoy Un CEO’su Zahit Çetin, “Samsun 50’nci Yıl” üretim tesislerinin yanında bulunan makarna üretim fabrikasını 2027’de faaliyete geçirmeyi planladıklarını kaydediyor.

BUSE TELLİOĞLU ALTINDİŞ / TELLİOĞLU GIDA
ENERJİSİNİ KENDİ ÜRETİYOR
Tellioğlu Gıda ise üretiminin yaklaşık yüzde 35’ini ihraç ediyor. Şirket 40’tan fazla ülkeye düzenli satış gerçekleştiriyor. Ortadoğu, Afrika ve Asya ana pazarlar arasında yer alırken, önümüzdeki dönemde katma değerli niş pazarlara odaklanılması ve yeni unlu mamuller üretilmesi planlanıyor. Ürün portföylerinde standart ekmeklik unların yanı sıra pizzalık, böreklik üretimleri için yüksek proteinli, kruvasan ve donuk unlu mamuller gibi endüstriyel kullanıma yönelik ve aynı zamanda organik sertifikalı ürünlerin öne çıktığını belirten Tellioğlu Gıda Yönetim Kurulu Başkan Vekili Buse Tellioğlu Altındiş, güneş enerjisi yatırımları yaparak, enerjilerinin yüzde 100’ünü güneşten elde ettiklerini de söylüyor.
SEKTÖRDE HANGİ SORUNLAR YAŞANIYOR?
- 2025 yılının ilk yarısında buğday ithalatına yönelik kısıtlamalar devam ediyor ve bu durum sektör üzerinde belirgin etkiler yaratıyor. Kısıtlamalar hem fiyatlama süreçlerinde hem de kaliteli buğdaya erişimde ciddi dezavantajlar doğuruyor. Söz konusu gelişmeler, un ve hububat bazlı ürünlerde ihracat performansının zayıflamasına yol açıyor.
- Öte yandan Doğu Afrika ve Asya pazarlarına yapılan ihracatta kullanılan konteyner hatları, Kızıldeniz’de süren güvenlik sorunları nedeniyle rotalarını uzatıyor ve daha fazla aktarma yapıyor. Bu durum, navlun maliyetlerini artırıyor ve transit sürelerin belirgin şekilde uzamasına neden oluyor.
- Lojistik hatlarda yaşanan bir diğer sorun ise bazı bölgelerde 20 feet konteyner ekipmanı yetersizliği olarak öne çıkıyor. Gemilerde yeterli alan bulunmasına rağmen uygun konteyner temin edilememesi, sevkiyatlarda gecikmelere ve ciddi maliyet artışlarına yol açıyor.
- Irak pazarında yaşanan ciddi kayıplar ise bu ülkeye ihracat yapan sanayicilerde önemli kapasite boşlukları oluşturuyor. Sektör oyuncuları, oluşan bu boşluğu telafi edebilmek için alternatif pazar arayışlarını hızlandırıyor.
BUĞDAY EKİM ALANLARI DARALIYOR
Türkiye, buğday verimi açısından küresel eğilimleri yakından takip ediyor. Ancak ekim alanları cephesinde daralma yaşanıyor. Buna rağmen üretim miktarı, 2021/22 sezonunun ardından toparlanma sürecine giriyor. Son 10 yılda Türkiye yıllık 18-22 milyon ton arasında buğday üretim rekoltesine sahip. Buğday üretiminin daha da artırılabilmesi için mevcut tarımsal desteklerin devam etmesi, finansal desteklerin güçlendirilmesi, verimlilik artışına odaklanılması ve özellikle su yönetiminin iyileştirilmesi gerektiğini vurgulanıyor. Resmi verilere göre Türkiye’de buğday ekim alanlarının yaklaşık yüzde 25’i sulanan alanlardan, yüzde 75’i ise kıraç ve susuz arazilerden oluşuyor. Bu tablo, üretimi iklim koşullarına ve kuraklık riskine daha açık hale getiriyor.