Madeni paraların kaderi bazen ekonominin en çarpıcı göstergesi olur. Türkiye’de bugün yaşadığımız tablo da tam olarak bu… 1 kuruş, 5 kuruş ve daha önce üretimi durdurulan 25 kuruş artık yok. Darphane, üretim maliyetleri nominal değeri aştığı için bu küçük paraları basmayı bıraktı.
Ekonomist’in 01-14 Mart 2026 tarihli sayısından
Türkiye de bazı madeni paralar fiilen tedavülden kalkarken sadece 1 TL ve 5 TL’lik madeni paralar tedavülde tutulmaya devam ediyor. Peki tedavülden çekilen bu paraların akıbeti ne oluyor? Eritiliyor, hammaddeye dönüştürülüyor ve metal stoklarına katılıyor. Nikel, bakır, alüminyum… Hepsi yeniden işlenip elektrik kablolarında, alaşımlarda, makine parçalarında hayat buluyor. Ama bir yanıyla da koleksiyoncular için nostaljik bir değer taşıyor; küçük kuruşlar artık birer hatıra.
Paranın ikinci hayatı
Türkiye’de kullanılan madeni paraların alaşımlarına gelirsek; 1 TL çift metalden oluşuyor. Dış halkası nikel kaplı pirinç (bakır + çinko + nikel), iç göbeği ise nikel kaplı çelik. Cumhuriyet’in 100. Yılı için basılan 5 TL de çift metal yapıda. Dış halkası nikel kaplı çelik, iç göbeği ise bakır-nikel alaşımı. Türk lirasının değer kaybı da bu maliyetleri daha da artırdı. Örneğin, 1 TL’lik madeni paranın üretim maliyeti 4 TL’nin üzerine çıktı. Yani devlet her 1 TL basarken aslında zarar ediyor. Darphanenin maliyeti azaltmak için gramaj düşürme çabaları ise (1 TL’nin ağırlığını 2023’te 8,2 gramdan 6,6 grama indirilmişti) sonuçsuz kalmıştı.
ABD Penny'e veda etti
Dünyadaki metal paralardaki değer kaybı ise bir tek Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşandı. 2026 başında 1 sent (penny) üretimi tamamen durduruldu. Zira üretim maliyeti nominal değerini aşıyordu ki yılda yaklaşık 56 milyon dolar tasarruf sağlanacağı varsayılıyor. Sonuçta ABD’de nakit ödemelerde artık en küçük birim 5 sent oldu. İşletmeler fiyatları en yakın 5 sente yuvarlayacak. Avrupa Birliği Euro Bölgesi’nde ise madeni paralar hâlâ 1 sent ’ten 2 Euro’ya kadar basılıyor. Bu paraların kaldırılması uzun süredir gündemde çünkü üretim maliyetleri yüksek ve kullanım oranı düşük. Japonya’da ise nakit hâlâ kültürel olarak çok güçlü.
Rögar kapaklarına yolculuk
Benim merak ettiğim konu ise eritilip ham maddeye dönüştürülen madeni paralarımızın tam olarak nerede kullanılacağı, zira 25 yıl önceki gibi bir akıbete uğrarsa çok üzülürüm. Bu mesele bana yıllar önce yaptığım bir sohbeti hatırlatıyor. TBMM’de 1983–1991 arasında Manisa milletvekilliği yapan Gürbüz Şakranlı ile karşılaşmıştım. Kendisi metalürji yüksek mühendisiydi. Parlamentodan sonra fabrikasında hurda demire hayat vermeye devam etmişti. 1980’lerin ortasında enflasyon nedeniyle 1 TL’nin altındaki paralar birer birer tedavülden kalkmıştı. 1984 yılında 1 kuruş, 2,5 kuruş ve 5 kuruşluk madeni paralar tedavülden kaldırılmıştı. Takip eden yıllarda, 1989’da 10 kuruşluklar, 1991 yılında 25 kuruşluklar, 1994 yılında 50 kuruşluklar tedavülden kaldırılmıştı. Kısacası enflasyon nedeniyle alım gücü çok düşük olduğundan 1980’lerin ortasından itibaren 1 TL’nin altındaki birçok madeni para günlük hayatta kullanılmaz hale gelmişti. Gürbüz Bey o dönemde 40 ton metal parayı hurda fiyatına satın almıştı. Depolayacak yer bulamayınca fabrikasının yanındaki boş arazide “demir dağlar” oluşturmuştu. İnsanlar bu dağlardan avuç avuç para alıp ceplerine atıyordu.
Sonunda bu paraların Fransa’ya satıldığını, sokak ve caddelerde kullanılan kanalizasyon ızgaralarına dönüştüğünü anlatmıştı. “Bizim paralar eriye eriye Fransızlara rögar kapağı oldu” demişti. Şimdi benzer bir sürecin içindeyiz. Küçük kuruşlar tarihe karışıyor, metale dönüşüyor. Umarım bu kez akıbetleri yalnızca hurda olmakla kalmaz; ülke içinde sanayiye, üretime, yeni bir değere dönüşür. Çünkü paranın sembolik gücü kadar, ikinci hayatı da önemlidir.
Türkiye yıllardır “genç nüfusuyla” övünüyor. Ancak bu genç nüfus sağlıksız bir geleceğe sürüklenirse, övünç yerini utanca bırakacak. Bugün Avrupa’nın göbeğinde üretilen sentetik uyuşturucular, Türkiye için en büyük tehdidi oluşturuyor. 2025 yılı verilerine göre yasa dışı uyuşturucu ticaretinin küresel ekonomik büyüklüğü yaklaşık 2 trilyon dolar seviyesine ulaştığı tahmin ediliyor. Bu rakam, dünya GSYİH’sinin yüzde 2’sine yakın bir paya denk geliyor. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin 2025 raporuna göre dünyada uyuşturucu kullanan kişi sayısı 316 milyona ulaştı. Bunun 244 milyonu esrar, 61 milyonu opioid, 31 milyonu amfetamin, 25 milyonu kokain, 21 milyonu ise ekstazi kullanıyor. Küresel uyuşturucu pazarının parasal boyutu 1,7 trilyon doları buluyor; bu rakam orta büyüklükteki 10 ülkenin ekonomisinden daha büyük.

Sokak çocukları ile sosyetenin ortak noktası
Eroin trafiğinde Asya’dan Avrupa’ya uzanan yolların yüzde 70’i Türkiye üzerinden geçerken, Batı ülkeleri bizi “yeterince mücadele etmiyor” diye suçluyor. Oysa tablo çok daha karmaşık: Avrupa’da üretilen sentetik uyuşturucular tersine bir akışla Türkiye’ye geliyor. Ekstazi metamfetamin, ucuz kimyasallar… Hepsi birkaç metrekarelik odalarda üretilebiliyor, aspirin kutusunda taşınabiliyor.
Hollanda, Belçika ve Almanya’nın sınır komşusu küçük bir bölge, dünyanın en büyük sentetik uyuşturucu üretim merkezi. Konya’dan küçük bir yüzölçümünde milyonlarca hap üretiliyor. 1 dolara da bulabiliyorsunuz, 20 dolara da. Parası olan “kalitelisini” kullanıyor, olmayan ucuzunu. Parası hiç olmayan ise tinerle hayatta kalmaya çalışıyor. Sokak çocuklarıyla sosyetenin ekstazi kullanıcıları arasında aslında hiçbir fark yok.
Afganistan'dan altın üçgen'e
Afganistan’da Taliban’ın haşhaş yasağı sonrası afyon üretimi 2025’te yüzde 32 azalarak 296 tona düştü. Bu düşüş, eroin üretiminde yeni rotaların oluşmasına yol açtı. Myanmar ve “Altın Üçgen” ülkeleri yeniden öne çıkarken, Avrupa’dan Güneydoğu Asya’ya gönderilen asetik anhidrit hâlâ eroin üretiminin en kritik ham maddesi. Avrupa’ya giden eroinin hâlâ büyük kısmı Türkiye üzerinden geçiyor. 2025 Türkiye Uyuşturucu Raporu’na göre Balkan Rotası canlılığını koruyor ve Türkiye hem transit hem de hedef ülke konumunda. Yılda 1,5 milyon tır ülkemizden geçiyor; hepsini aramak imkânsız. İstihbarat olmadan bu trafiği durdurmak mümkün değil. Uyuşturucu artık bir “kitle imha silahı” olarak kabul ediliyor. Seri ölümler başlamadan harekete geçmek zorundayız. Çünkü bağımlılığın farkına vardığınızda iş işten geçmiş oluyor. Bugün uyuşturucu trafiği sadece eroin ve kokainle sınırlı değil. Kokain, Güney Amerika’dan deniz ve havayolu ile Avrupa’ya ulaşıyor. Eroin ise Afganistan ve Güneydoğu Asya’da üretiliyor, Avrupa’dan gönderilen asetik anhidrit ile işleniyor. Bu kimyasalın yasal ticareti var ama denetim eksikliği, yasa dışı üretime kapı aralıyor.
Kokain ve yeni rotalar
Kokain, Güney Amerika’dan Avrupa’ya deniz ve havayolu ile taşınıyor. 2025’te Türkiye, kokain sevkiyatında yeni yöntemlerle kritik bir koridor haline geldi. Bu durum, Türkiye’nin sadece eroin değil, kokain rotalarında da merkezleştiğini gösteriyor. Ancak asıl tehlike sentetik uyuşturucular.
Türkiye'nin sosyo-ekonomik zafiyeti
Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Milyonlarca genç üniversiteye giremiyor, iş bulamıyor, mutsuz ailelerin oranı yüksek. Tacirler için bundan daha cazip bir pazar olabilir mi? 7-8 milyon mutsuz gencin olduğu bir ülke, Avrupa’daki küçük nüfuslu ülkelerden çok daha büyük bir hedef. Sonuç uyuşturucu artık bir “kitle imha silahı” olarak kabul ediliyor. Seri ölümler başlamadan harekete geçmek zorundayız. Çünkü bağımlılığın farkına vardığınızda iş işten geçmiş oluyor. Artık sadece kaçakçılıkla değil, bağımlılıkla da mücadele etmeliyiz. Bu yüzden bir an önce Uyuşturucu ile Mücadele Üst Kurulu kurulmalı. Çünkü mesele sadece sınırdan geçen maddeler değil; mesele, geleceğimizi kaybetmek.
“Ucuz hap, pahalı gelecek”