USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla

Gençlik Parkı'ndan koylara: Ankaralıların yat sevdası

Son yıllarda yat sahibi Ankaralıların sayısı öyle arttı ki koylarda dolaşırken insan kendini Gençlik Parkı’nda sandal sefası yapıyor sanıyor. Meğer bozkırın bağrından kopup gelen Ankaralılar denizciliğe ne çok meraklıymış…

Gençlik Parkı'ndan koylara: Ankaralıların yat sevdası

Özellikle temmuz ve ağustos aylarında Ankara, sel olup tatil yörelerine akıyor. Kimi yazlıklarına, kimi otellere, kimi de tekneye kapağı atıp sahillerin tadını çıkarıyor. Son yıllarda yat sahibi Ankaralıların sayısı öyle arttı ki koylarda dolaşırken insan kendini Gençlik Parkı’nda sandal sefası yapıyor sanıyor. Meğer bozkırın bağrından kopup gelen Ankaralılar denizciliğe ne çok meraklıymış! Bir de yüzme bilmeyip can simidiyle denize girenler olmasa…

Ekonomist’in 19 Temmuz - 01 Ağustos 2026 tarihli sayısından

Dikkat ettim, Ankara’daki inşaat şirketleri ile AVM sahiplerinin yarısı yat sahibi olmuş, çoluk çocuk teknenin üzerinde keyif çatıyor. Dahası en az altı siyasi isme rastladım ki “en iyi tekne arkadaşının teknesidir” diyerek mavi suların tadını çıkarıyor. Elbette kimsenin dünya nimetlerinden faydalanmasına karşı değilim; hatta yat gezilerinin ufuk açtığını düşünüyorum. Ancak bazılarının sonradan görme tavırlarla ahkâm kesmesine de fena halde ifrit oluyorum.

Gençlik Parkı'ndan koylara: Ankaralıların yat sevdası-1

Bozkırda tekne eğitimi

Asıl ilginç olan şu: Ankara, ülkemizde en çok amatör kaptan ehliyetine sahip şehir. Bunun nedeni, 1991’de ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Esen Özsan’ın denizi olmayan Ankara’da amatör kaptan yetiştirmek için başlattığı kurs. Bir aylık eğitim sonunda kursiyerler sertifika alıyordu. İşin en ilginç yanı, bu eğitimlerin bozkırda yapılmasıydı. Kışın donan Mogan Gölü yüzünden kursiyerler tarlada tekne yönetmeyi öğreniyordu. O yıllarda uygulamalı eğitim veren tek kurum ODTÜ idi; motorlu ve yelkenli tekne eğitimleri Ankara Yelken Kulübü bünyesinde sertifikaya dönüşüyordu. Türkiye Yelken Federasyonu ise 5 Aralık 2022’de “Bir Milyon Amatör Denizci” projesi kapsamında 1 milyonuncu belgeyi teslim ettiğini açıklamıştı.

Gençlik Parkı'ndan koylara: Ankaralıların yat sevdası-2

Mizahın denizle buluşması

Kaptanlık eğitimi alan en ilginç kişi ise rahmetli Bekir Coşkun’du. Urfa’dan çıkıp engin sulara açılması bir sürü komik olayı beraberinde getirmişti. Kursa başvururken hemen bir kayık alıp Ankara’daki evinin önüne koymuştu. Yağmurlu bir gece komşusu Mehmet Yazar’ın esprisine maruz kalmıştı: “Milletin teknesi suyun üzerinde, oysa şu hale bak su senin teknenin içinde.” İsmi bende saklı bir başka bozkır kaptanı ise yüzme bilmediği için teknesini sürekli sığ sularda yüzdürmüş, kıçtaki pervaneyi defalarca kırmıştı. Şimdilerde otomobil ile tekne arasındaki farkı öğrenmiş olsa da zaman zaman el frenine uzanıyor!

Gençlik Parkı'ndan koylara: Ankaralıların yat sevdası-3

Sessiz servet gösterisi

Deniz kıyısında olmayan Ankara’nın bir başka ilginç özelliği de şu: Türkiye’deki en güçlü yatların sahipleri Ankara kökenli aileler. Savunma, enerji, inşaat ve sağlık sektöründeki büyük ailelerin 20-40 metre arası motor yatları var. Üstelik ülkemizin en büyük üç yatı da Başkent kökenli isimlere ait… Birincilik, yaklaşık 109 metrelik Queen K ile Kazancı Ailesi’nde. İkincilik, Rönesans Holding’in sahibi Erman Ilıcak’ın 80 metrelik Dragon’una ait. Rahmi Koç’un Halas 71’i ise ülkemizin en tanınmış özel yatlarından biri; Koç ailesi tüm yatlarına “Halas” ismini vermeyi gelenek hâline getirmiş durumda.

Vergiden kaçışın mavi versiyonu
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre, Türkiye’de 135 bin civarında kayıtlı küçük tekne bulunuyor. Yaklaşık 65 yat limanı ve 26 bin civarında bağlama kapasitesi var; tekneler özellikle Muğla, İstanbul, İzmir ve Antalya’da yoğunlaşıyor. Ancak büyük ve lüks yatlarda Türk sahiplerin önemli kısmı Malta, Cayman Adaları, Marshall Adaları, Jersey gibi yabancı sicilleri tercih ediyor. Vergi, finansman, sigorta ve hukuki avantajlar nedeniyle yabancı bayrak yaygın; bu yüzden Türkiye’nin kayıtlı tekne istatistiklerinde görünmüyorlar.

Gençlik Parkı'ndan koylara: Ankaralıların yat sevdası-4

Didim’de tarih nasıl satıldı?

Hazır söz sahillerden açılmışken, başta İngilizler olmak üzere yabancıların Didim’e akınına ve beraberinde getirdiği sorunlara da değineyim. Bu tatil yöresinde, özellikle İngilizlere emlak satma furyası öyle bir boyuta ulaşmış ki şehit mezarlarının üzerine bile ev yapılır olmuş. Kurtuluş Savaşı’nın ilk şehitlerinin bulunduğu özel mülkiyet içindeki mezarlık, hafriyat çalışmaları sırasında yok edilmiş; kemikler torbalara doldurularak ilçe mezarlığına taşınmış. Bakımsız, birkaç kırık dökük taşla ayakta duran şehitlik böylece tamamen ortadan kaldırılmış.

Araştırmacı-Yazar Sabahattin Burhan, bu durumu üzüntüyle dile getiriyor: “Didim’de imar çalışmaları başlayınca hepsi yok edildi. Eski Rum evlerinin bir tek taşına dokunamayanlar, bizim şehit mezarlarını kaldırabiliyor.”

Gençlik Parkı'ndan koylara: Ankaralıların yat sevdası-5

Unutulan şehitlerin hikayesi

Peki bu mezarların hikâyesi neydi? 19 Şubat 1919’da adalardan gelen Rumlar ile yerli Rumlar, Yoran’da (Didim’in eski adı) isyan çıkarıp asayiş karakoluna saldırmıştı. 900 kişiye ulaşan saldırganlar, karakol komutanı çavuş ve yedi Mehmetçiği şehit etmiş, silahları alarak köyde terör estirmişti. Önce bir Türk çobanı öldürmüşler, ardından Yoran ‘da yaşayan tek Türk aile olan gümrük memuru Abdülkadir Efendi ile eşini köy meydanında çırılçıplak dolaştırıp işkenceyle şehit etmişlerdi.

Bugün baktığımızda, İngilizlere kızmak yerine asıl sorgulanması gereken şey, böylesine manevi değeri yüksek bir araziyi paraya tahvil edenlerin hırsıdır. Çünkü mesele sadece yabancıların ev sahibi olması değil; bizim kendi değerlerimizi koruyamayıp yok etmemizdir.

0

EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL