İmalat sanayinde yüksek maliyet baskısına talepteki daralma eşlik ediyor. Erken sanayisizleşmeye doğru evrilen süreçte ekonomi analistleri; açıklanan genel kredi desteklerinden ziyade enerji verimliliğine ve ihracatçıya odaklanmış ne zaman biteceği başta bilinen programlar olması gerektiğine işaret ediyor.
Ekonomist’in 13 - 26 Eylül 2026 tarihli sayısından
İmalat sanayiindeki durumu net bir şekilde ortaya koyan İstanbul Sanayi Odası Türkiye Sektörel PMI Ağustos 2026 verilerine bakıldığında, 10 imalat sektörünün tamamında yeni siparişlerin gerilediği görülüyor. Böylece son beş ayda ilk kez yeni siparişlerdeki daralmanın bütün sektörlere yayıldığı görülüyor. Üstelik bu tablo, 10 sektörün beşinde yeni ihracat siparişlerinin artış göstermesine rağmen ortaya çıkıyor. Talepteki zayıflama doğrudan üretime yansıyor. Ağustos ayında izlenen sektörler arasında üretimini artırabilen tek sektör metalik olmayan mineral ürünler oldu. Buradaki üretim artışı üst üste ikinci aya taşınırken, Mayıs 2022’den bu yana en güçlü seviyeye ulaştı. Buna karşılık üretimde en sert gerileme kimyasal, plastik ve kauçuk ürünlerinde görüldü.

Baskı tüm sektörlere yayıldı
Maliyet baskısının en yüksek olduğu alan elektrikli ve elektronik ürünler sektörü. Bu sektörde girdi fiyatlarındaki artış son beş ayın en yüksek hızına ulaşıyor. Sektörlerin büyük bölümünde maliyet enflasyonu hızlanırken, ayrışan alan ağaç ve kağıt ürünleri oluyor. Bu sektörde maliyet artış hızı Kasım 2025’ten bu yana en düşük seviyeye geriliyor. Kocaeli Sanayi Kapasite Anketi ve Endeksi sonuçları da sanayide talep baskısını ortaya koyuyor. Bu sonuçlara göre son üç ayda talep sorunu yaşayan firmaların oranı artarak ağustosta yüzde 46,5’e ulaştı.
Finansman sorunu yaşayan firmaların oranı yüzde 29,3, hammadde sorunu yaşayanların oranı ise yüzde 8,1 seviyesinde bulunuyor. İmalat sanayisinde yüksek maliyetlerin fiyatlama ve rekabet gücünü olumsuz etkilediğini aktaran İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu bunun da kapasite kullanım oranlarına yansıdığını söylüyor. Sanayicinin maliyetlerini en fazla zorlayan üç başlığın yüksek faiz, işçilik maliyetleri ve enflasyonla paralel gitmeyen kur politikası olduğunu belirten Tecdelioğlu, yılbaşından bu yana kur artışı ile enflasyon arasındaki makasın açılmasının rekabet gücünü gerilettiğine dikkat çekiyor.

“İmalatçının en zorlandığı yıl”
İSO imalat PMI endeksi, Ağustos ayında 48,1’e çıkarak son üç ayın en yüksek düzeyine ulaşsa da, Mart 2024 seçimlerinden bu yana kesintisiz 29 aydır 50’nin, yani genişleme ile daralma beklentileri arasındaki sınırın altında kaldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretim endeksi ise Mart 2024-Haziran 2026 arasında sadece yüzde 2 arttı. Bu rakamların yaklaşık üç yıla yayılan dezenflasyon döneminde sanayi sektörünün ciddi bir darboğaza girdiğini gösterdiğini söyleyen Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, 2026’nın son 10 yılda imalat sanayinin en çok zorlandığı yıl olarak değerlendirilebileceğini söylüyor. Maliyet baskısının en çok enflasyonu gecikmeyle de olsa takip eden ücret artışları ve döviz kuru arasındaki makasın açılmaya devam etmesiyle hissedildiğini ifade eden Yılmaz “Son üç yıldır, TL enflasyonun belirgin biçimde altında değer kaybettiği için dolar bazında birim iş gücü maliyeti ciddi biçimde yükseldi. Ücretler gecikmeli de olsa enflasyonu takip ediyor ancak döviz kuru daha yavaş artıyor. Aradaki fark doğrudan ihracatçının kâr marjının düşmesine yol açıyor” diyor.
İkinci baskı unsuru finansman maliyeti. Gecelik borçlanma faizi ağustos ortasına kadar yüzde 40’tı, şimdi yüzde 37. Kredi faizleri ise yüzde 50-55 aralığında. Ağustos enflasyonu ise yüzde 31,51. Kamil Yılmaz, işletme sermayesini krediyle döndüren bir firmada reel faizin bu kadar yüksek olması üretim ve stok kararlarını olumsuz etkileyeceğine işaret ediyor. Üçüncü baskı unsurunun ise enerji olduğuna dikkat çeken Yılmaz, “Sanayinin kullandığı elektrik ve doğal gaz tarifelerindeki artışlar demir-çelik, çimento, cam, seramik ve kimyada marjı görünür biçimde daraltıyor. Ham madde ve ara girdiler ise bugün en az sorunlu başlık: Kurun yavaş seyri, ithal girdiyi ucuzlattığı için girdi maliyetlerinin kontrol altında olduğu söylenebilir. Ancak kurun yavaş seyri, ithal nihai malları da ucuzlattığı için sanayici ithal ürünlerle rekabette de zorlanıyor” diye konuşuyor.
İstihdamda kayıp
Öte yandan istihdam tarafındaki gelişmeler de sanayideki tablonun bir yansıması. Temmuzda istihdam 388 bin kişi azalırken, işsizlik oranı yüzde 8,1’e, geniş tanımlı atıl iş gücü oranı da yüzde 30,6’ya yükseldi. Kamil Yılmaz, “İmalatta gördüğümüz yalnızca işten çıkarma değil; çalışma sürelerinin kısaltılması ve kayıt dışına kayış da söz konusu. Özetle, en sert hissedilen baskı, kur ile ücret makasından doğan iş gücü maliyeti ve yüksek reel faizle finanse edilen işletme sermayesidir” diye konuşuyor.
İş dünyası temsilcileri de içinden geçtikleri dönemin zorluklarına işaret ediyor. Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, 2026 yılında imalat sanayinin küresel korumacılık, Çin kaynaklı rekabet, yüksek finansman ve iş gücü maliyetleri ile enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların oluşturduğu zorlu bir ortamda faaliyet gösterdiğini söylüyor. ABD ve AB başta olmak üzere büyük ekonomilerin kendi sanayilerini korumaya yönelik politikalarını güçlendirdiğine dikkat çeken Zeytinoğlu, Çinli üreticilerin artan fiyat rekabetinin de birçok ülkede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde baskı oluşturduğunu belirtiyor. Türkiye’de ise imalat sanayi üretimi ve kapasitelerde yatay bir seyir görülürken sanayide çalışan sayısının azaldığına işaret eden Zeytinoğlu, Kocaeli özelinde de küresel talepteki yavaşlamanın talep daralmasına yansıdığını ifade ediyor. Buna karşın Kocaeli Gümrük verilerine göre yılın sekiz ayında 28,7 milyar dolar ihracat ve 57,1 milyar dolar ithalat olmak üzere 85,8 milyar dolarlık dış ticaret hacmine ulaşıldığını dile getiriyor.
İşçilik maliyetleri
Sanayicinin en önemli sorunları arasında finansman ve iş gücü maliyetlerinin bulunduğunu vurgulayan Zeytinoğlu, döviz kurunun enflasyonun altında seyretmesinin artan girdi maliyetleriyle birlikte ihracatçıların rekabet gücünü olumsuz etkilediğini söylüyor. Türkiye’deki işçilik maliyetlerinin Yunanistan’ın yaklaşık iki katına çıktığını, İtalya ile aynı düzeye geldiğini ve Fransa’ya yaklaştığını belirten Zeytinoğlu, son dönemde kurda parite kaynaklı yaşanan hareketlenmenin enflasyon artış hızına yaklaşmasını ise olumlu değerlendiriyor.
Çin kaynaklı rekabet baskısının giderek güçlendiğine de dikkat çeken Zeytinoğlu, ölçek farkını otomotiv sektörü üzerinden ortaya koyuyor: “Çin’in aylık otomobil ihracatı 1 milyon barajını aşmış durumda. Türkiye’nin geçen yıl toplam otomobil ihracatı 1 milyon 57 bin adet. Yani Türkiye’nin bir yıllık otomobil ihracatını Çin bir ayda yapabilir durumda.” Zeytinoğlu, küresel raporlara göre Çinli üreticilerin OECD ülkelerindeki üreticilere kıyasla üç ila sekiz kat daha fazla sübvansiyon aldığını belirterek, Türkiye’de ihracatçıya sağlanan yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10-15 seviyesine çıkarılması gerektiğini savunuyor.
“Enflasyonu düşürürken sanayiyi baskılamamalıyız”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de imalat sanayiinin öncelikli gündemlerinden birinin KOBİ tarafında finansmana erişimi olduğunu belirtiyor. Yatırım yapmak veya faaliyetlerini geliştirmek isteyen KOBİ ve şirketlerin önünü açacak seçici bir finansman modeline geçilmesi gerektiğini vurgulayan Avdagiç, yatırım ve üretim bazlı finansman ihtiyaçlarına pozitif ayrımcılık yapılmasının önem taşıdığını söylüyor.
KOBİ’lere yönelik kredi kısıtlamalarının daha makul seviyelere taşınması gerektiğine dikkat çeken Avdagiç, özellikle kredi ve ticari kredi kartı limitlerindeki kısıtlamaların gevşetilmesinin piyasadaki değer ve ödeme zincirini olumlu etkileyeceğini ifade ediyor. Orta Vadeli Program’da (OVP) üretim ve ihracatın yanı sıra küresel yatırımların ve yeteneklerin teşvik edilmesine yönelik düzenlemelere kapsamlı şekilde yer verilmesini olumlu bulduklarını belirten Avdagiç, üreten ve ihracat yapan işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştıracak somut ve kalıcı mekanizmaların OVP hedeflerine ulaşılmasına katkı sağlayacağını kaydediyor.

Adnan Dalgakıran / MAKFED
“Çok farklı bir tablo beklemiyorum”
Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, imalat sanayisinde özellikle ihracatçı şirketlerin ciddi maliyet ve rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. Maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtabilen şirketlerin görece daha rahat olduğunu, uluslararası rekabete açık firmaların ise zorlandığını belirtiyor. Döviz kurundaki değerlenmenin ihracatçı sanayicinin rekabet gücünü olumsuz etkilediğini vurgulayan Dalgakıran, ham madde ve iş gücü maliyetlerinin de sanayicinin yükünü artırdığını söylüyor. İş gücü maliyetlerinin Avrupa düzeyine ulaştığına işaret ederken, enerji maliyetlerinde Türkiye’nin daha avantajlı olduğunu belirtiyor. Kapasite kullanımındaki gerilemenin imalat sanayisindeki küçülmeyi ortaya koyduğunu, sanayide istihdam kaybının da yaşandığını ifade ediyor. Dalgakıran’a göre rekabet gücünü koruyabilmek için sanayinin daha az insanla daha fazla üretim yapabilecek bir yapıya geçmesi gerekiyor. Mevcut kur ve ekonomik koşullar sürdüğü sürece 2026’da geçen yıldan çok farklı bir tablo beklenmiyor.

Şekib Avdagiç / İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı
“Dezenflasyon ile üretim kabiliyeti çelişmemeli”
“Dezenflasyon programının kararlı biçimde uygulanması ve oluşacak alanın kademeli bir faiz normalizasyonuna dönüştürülmesi önem taşımaktadır. Şu anda iş dünyasında birkaç ana başlık var. Türkiye, enflasyonu düşürme ile sanayisini baskılama arasında bir ikilem yaşamamalı. Dolayısıyla bir taraftan şu çok açık ve net: İstanbul iş dünyası olarak enflasyonun aşağı doğru, tek haneliye doğru makul bir sürede inmesi konusunda açık ve net bir şekilde hemfikiriz. Bunu hayata geçirirken Türkiye’nin üretim kabiliyetini ve onunla bağlı olarak iç ve dış ticaret kabiliyetini aşağı doğru çeken politikalara izin vermememiz lazım. Bu ikisinin birbiriyle çelişmemesi lazım.”

Prof. Dr. Kamil Yılmaz / Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi
“Erken sanayisizleşme riski var”
2023-2025 arasında sanayi üzerindeki baskı artarken hizmet sektörleri görece daha hızlı büyümeye devam ediyordu. Ancak 2026’da hizmetler de çok iyi durumda değil. Hürmüz krizinin ardından yüzde 40’a çıkan gecelik borçlanma faizleri ve TL’nin üç yılda aşırı değerlenmiş olması artık sadece sanayiyi değil, hizmet sektörünü de olumsuz etkiliyor. Nitekim, ikinci çeyrekte sanayi katma değeri yüzde 2,4 artarken hizmetler de yüzde 2,1 arttı. Ama eğilime ve son 10 yılın birikimine baktığımızda tespit doğru; imalatın hem milli gelir hem de istihdam içindeki payı geriliyor. Literatürdeki adı erken sanayisizleşme: Türkiye, sanayileşmiş ülkelerin imalat payını zirveye taşıdığı kişi başı gelir düzeyine ulaşmadan hizmetlere kayıyor.

Dr. Ayhan Zeytinoğlu / Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
“Talep yetersizliği kapasiteleri etkiledi”
“Türkiye genelinde kapasite kullanım oranı ağustos ayında 0,4 puan düşüşle yüzde 73,5’e geriledi. Kocaeli’de ise kapasite kullanım oranının geçen yılın aynı ayı ve temmuz ayıyla aynı kalarak yüzde 70,2 oldu. Kapasite kullanımındaki kaybın temel nedenlerinden biri talep yetersizliğidir. Sektörel bazda Kocaeli’de kapasite kullanım oranının otomotivde yüzde 71,6, metalde yüzde 72,5, makinede yüzde 70,3 ve kimyada yüzde 70,1 oldu. Ağustos ayında bir önceki aya göre makine, metal ve kimya sektörlerinde kapasite kullanımı daha da gerilerken otomotivde bir miktar arttı.”

Çetin Tecdelioğlu / İDDMİB Yönetim Kurulu Başkanı
“Faiz indirimi doğru fiyatlama yapmamızı sağlayacak”
“Maliyetlerimizi en çok zorlayan üç ana başlık var: Birincisi yüksek faiz, ikincisi yüksek işçilik maliyetleri, üçüncüsü ise enflasyonla paralel gitmeyen kur politikası. Giderlerimizin maliyetler içindeki payı her geçen gün yüzdesel olarak artıyor. Ancak kur aynı paralellikte yükselmediği için bu yıl rekabet gücünde geriye düşüyoruz. Yılbaşından bu yana kurdaki artış ile enflasyondaki artışa bakıldığında arada ciddi bir makas olduğu görülüyor. Bu nedenlerden dolayı kapasite kullanım oranları düşüşte, çünkü rekabet gücümüzü sağlayamıyoruz. Çözüm için faiz indirimleri büyük önem taşıyor. Faiz indirimleriyle sağlanacak maliyet düşüşü, doğru fiyatlandırma yapmamızı pozitif yönde etkileyecektir. Kur politikası ve faiz indirimleri, rekabet gücümüzü doğrudan artıracak en önemli iki temel unsurdur. Bunların ardından gelen üçüncü önemli başlık ise işçilik maliyetleridir.”