USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla

Longevity ekonomisi ve Türkiye’nin yeni fırsatı

6,8 trilyon dolarlık wellness ekonomisinin 2029’da 9,8 trilyon dolara ulaşması beklenirken, 894 milyar dolarlık wellness turizmi de yılda yüzde 9’un üzerinde büyüyor. Türkiye’nin 1,5 milyon sağlık turisti ve 3 milyar dolarlık sağlık hizmeti ihracatıyla bu dev ekonomideki payını büyütme fırsatı ise ‘longevity’ ile yeniden şekilleniyor.

Longevity ekonomisi ve Türkiye’nin yeni fırsatı

Bir zamanlar sağlık denildiğinde akla daha çok hastalıkların tedavisi gelirdi. Bugün ise sağlık anlayışı sessiz ama köklü bir dönüşüm geçiriyor. İnsanlar artık sadece hastalandıklarında sağlık hizmetine başvurmuyor. Hastalanmadan önce kendi biyolojilerini anlamak, fiziksel ve zihinsel kapasitelerini korumak ve yaşam kalitelerini mümkün olduğunca uzun süre yüksek tutmak istiyor.

Bu noktada da ‘longevity’ kavramı hayatımıza giriyor.

Longevity, basitçe daha uzun yaşamak anlamına gelmiyor. Asıl mesele, geçirilen yılların niteliği. Yani ömrü uzatmanın ötesinde; sağlıklı, aktif, üretken ve yüksek yaşam kalitesiyle geçirilen yılları artırmak.

Bu nedenle longevity, bugün yalnızca tıp dünyasının konuştuğu bir kavram olmaktan çıktı. Sağlık teknolojilerinden kişiselleştirilmiş hizmetlere, wellness’tan turizme, veri analizinden konaklama ve gastronomiye kadar uzanan geniş bir ekonomik alanın da parçası haline geldi. 

Rakamlar da bu dönüşümün geçici bir trend olmadığını gösteriyor.

Global Wellness Institute verilerine göre küresel wellness ekonomisi 2024 yılında 6,8 trilyon dolara ulaştı. Beklenti, bu rakamın 2029 yılında yaklaşık 9,8 trilyon dolara çıkması. Wellness turizmi ise bugün yaklaşık 894 milyar dolarlık küresel bir pazar oluşturuyor ve önümüzdeki yıllarda yıllık ortalama yüzde 9’un üzerinde büyümesi öngörülüyor.

Bu rakamları salt bir pazar büyüklüğü olarak okumamak gerekiyor. Aslında değişen tüketici davranışının ekonomik karşılığından da söz ediyoruz. İnsanlar artık bedenleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak, performanslarını artırmak, yaş alma süreçlerini daha iyi yönetmek ve yaşam kalitelerini korumak için sağlıklarına yatırım yapıyor.

RİTA Clinic Yönetim Kurulu Başkanı Cansu Safi’nin dikkat çektiği dönüşüm de burada başlıyor. Safi’ye göre günümüzde insanların sağlık algısı değişiyor, beklenti genç görünmenin ötesine geçiyor. “İnsanlar, fiziksel ve zihinsel kapasitelerini korumak, kendi biyolojilerini daha iyi anlamak ve yaşam kalitelerini uzun yıllar sürdürebilmek için sağlıklarına yatırım yapıyor” diye konuşan Safi,   longevity’nin giderek daha önemli bir ekonomik ve sosyal başlık haline geldiğini söylüyor. 

Türkiye bu hikayenin neresinde?

Küresel ölçekte büyüyen bu ekonominin Türkiye açısından da önemli bir karşılığı var.

Türkiye, sağlık turizminde zaten güçlü bir konuma sahip. 2024 yılında yaklaşık 1,5 milyon sağlık turistinin Türkiye’yi ziyaret ettiği ve sağlık hizmeti ihracatından 3 milyar dolar gelir elde edildiği ifade ediliyor. Ancak asıl fırsat belki de bundan sonraki aşamada.

Türkiye’nin sağlık turizmi yalnızca tedavi amacıyla ülkeye gelen kişiler üzerinden düşünülmediğinde, önümüzde çok daha geniş bir alan açılıyor. Sağlığını korumak, kendi biyolojisini anlamak, performansını ve yaşam kalitesini artırmak isteyen uluslararası bir kitle söz konusu. Safi’nin yaklaşımı da Türkiye’nin burada yeni bir pozisyon geliştirebileceği yönünde. Ona göre bir sonraki fırsat, yalnızca tedavi amacıyla ülkeye gelen sağlık turistlerinin ötesinde, sağlığını korumak ve yaşam kalitesini artırmak isteyen uluslararası kitleye yönelik hizmetler geliştirmek.

Bu model yalnızca kliniklerin büyümesi anlamına da gelmiyor. Sağlık teknolojileri, veri analizi, nitelikli insan kaynağı, konaklama, gastronomi ve turizm gibi farklı sektörlerde de ekonomik değer yaratabilecek bir ekosistemden söz ediyoruz. Üstelik İstanbul’un bu denklemde doğal bir avantajı bulunuyor. Türkiye’nin sağlık altyapısı, nitelikli uzman kadrosu ve sağlık turizmindeki deneyiminin yanı sıra İstanbul’un uluslararası ulaşılabilirliği; sağlık hizmetlerini konaklama, gastronomi, kültür ve turizmle bir araya getirebilme kapasitesi, ‘longevity turizmi’ açısından önemli bir potansiyel yaratıyor. Ancak burada önemli bir ayrım var… 

Türkiye’nin yalnızca fiyat avantajıyla rekabet eden bir sağlık turizmi ülkesi olarak kalmaması gerektiğinin altını çizen Safi, “ Türkiye, teknoloji, veri, kişiselleştirilmiş sağlık, araştırma ve yüksek nitelikli insan kaynağını bir araya getiren daha yüksek katma değerli bir modele geçmesi gerekiyor” diyor.

‘Tek işlem’ dönemi geride kalıyor

Longevity yaklaşımının sağlık hizmetlerinde yarattığı en önemli değişimlerden biri, hizmetin kendisinden çok ilişki biçimini değiştirmesi. Geleneksel klinik modelinde çoğu zaman belirli bir ihtiyaç, belirli bir işlem ve ardından tamamlanan bir hizmet döngüsü vardır. Oysa longevity yaklaşımının kişiyi bir bütün olarak ele aldığını belirten Safi, “Longevity’de kişinin ihtiyacını ve hedefini anlamak, farklı uzmanlıkları ve teknolojileri bir araya getirmek, kişiye özel bir yol haritası oluşturmak ve zaman içerisinde ölçüm ve takiplerle bu yol haritasını güncellemek söz konusu” diye anlatıyor. 

Yeni yatırımlar gündeminde

Türkiye’de longevity ve wellness alanında yeni bir model oluşturma iddiasıyla yola çıktıklarını dile getiren Safi, şöyle devam ediyor: “Kuruluş aşamasında yaklaşık 3 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdik.  Bugün ziyaretçi sayımız 10 binin üzerine çıkmış durumda.  7 binin üzerinde danışana toplam 20 binin üzerinde işlem gerçekleştirmiş durumdayız. Longevity alanındaki büyüme stratejimiz doğrultusunda önümüzdeki dönemde yaklaşık 350 bin dolarlık yeni bir longevity teknoloji yatırımı planlıyoruz.”

Bugün Avrupa ülkeleri, Birleşik Krallık ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere farklı uluslararası pazarlardan danışan kabul ettiklerine değinen Safi, “Hedefimiz uluslararası danışanlarımızın toplam içerisindeki payını artırmak ve özellikle Avrupa, Birleşik Krallık ve Körfez pazarlarında bilinirliğimiz daha da güçlendirmek” diye ekliyor.

0

EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL