Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) raporuna göre, yalnızca inşaat sektöründeki kum talebinin 2060 yılına kadar yüzde 45 artması bekleniyor.
UNEP/GRID-Geneva programı direktörü Pascal Peduzzi, kumu "kalkınmanın göz ardı edilen kahramanı" olarak tanımlarken, biyolojik çeşitliliğin korunması ve kırılgan kıyı topluluklarını korumadaki rolünün sıklıkla göz ardı edildiğini de ekledi.
"Deniz seviyelerinin yükselmesine karşı ilk savunma hattı"
Mongabay’de yer alan habere göre kumun, deniz seviyelerinin yükselmesi, fırtına dalgaları ve kıyı akiferlerinin tuzlanmasına karşı ilk savunma hattı olduğuna vurgu yapan Peduzzi, söz konusu tehlikelerin hepsinin iklim krizi nedeniyle daha da şiddetlendiğini belirtti.
Sürdürülebilir olmayan bu kum çıkarım işlemlerinin etkileri arz ve talebin küresel merkezi konumundaki Güneydoğu Asya’da daha net bir şekilde görülüyor.
Yerel halkın geçim kaynaklarının kaybetmesine yol açıyor
Rapor, büyük ölçekli arazi ıslahı (deniz doldurma) ve kentsel dönüşüm projelerinin geri dönülemez nehir erozyonlarına, kıyı bozulmalarına ve yerel halkın geçim kaynaklarını kaybetmesine nasıl yol açtığını gözler önüne seriyor.
Örneğin Filipinler’de, yeni bir havaalanı için yapılan tarama çalışmaları 700 ailenin yerinden edilmesine ve önemli balıkçılık alanlarının zarar görmesine neden olmuştu.
Benzer şekilde Mekong Nehri'ndeki kum madenciliği faaliyetleri, nehir kıyılarında çökmelere neden olurken Kamboçya'daki Tonle Sap Gölü'ne yağışlı dönemde ulaşan su miktarını da azalttı.
Bu sonuçlara rağmen, UNEP raporunda kum kaynaklarının yönetiminin hâlâ parçalı bir yapıya sahip olduğu ve kısa vadeli ekonomik kazançlar odaklı yürütüldüğü, buna karşın uzun vadeli çevresel ve sosyal maliyetlerin giderek arttığı belirtildi.
"Sektörün işleyişinde kapsamlı değişikliklere ihtiyaç var"
Raporda, sektörün işleyişinde kapsamlı değişikliklere ihtiyaç duyulduğu vurgulanırken, hükümetlere "sorumlu kum yönetimi için ulusal ve sektörel yol haritaları" hazırlamaları çağrısında bulunuldu.
Raporun yazarları, kalkınma ihtiyaçları ile çevrenin korunması arasında denge kurulabilmesi için karar vericilerin koordineli yönetim anlayışına, daha güçlü denetim mekanizmalarına ve uzun vadeli planlamaya öncelik vermesi gerektiğini belirtti.