Türkiye’nin geçen yıl 38,1 milyon ton çelik üreterek Avrupa’da Almanya’yı geride bırakıp birinci, dünyada ise yedinci sıraya yerleştiğine dikkat çeken Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, buna karşın dış ticarette çelik ithalatının giderek daha önemli bir sorun haline geldiğini ifade etti.
Belirli ürün grupları dikkate alındığında Türkiye’nin geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton çelik ihraç ederken toplam ithalatının 23 milyon ton civarında gerçekleştiğini belirten Dalbeler, “Bir süredir aslında ticarette açık veriyoruz. Altı aylık rakamlara baktığımızda 9,8 milyon ton ithalat, yedi aylık ihracatta ise 11,3 milyon ton seviyesindeyiz.” diye konuştu.
“Mesele serbest ticaret değil, eşit rekabet"
Türkiye’de çelik tüketimi içerisinde ithalatın payının birçok ülkeye kıyasla oldukça yüksek olduğuna işaret eden Dalbeler, sektörün ithalata karşı olmadığına, asıl meselenin eşit rekabet koşullarının oluşturulması olduğuna dikkat çekti.
Birçok ülkede ithalatın toplam tüketimin yüzde 10-20’si seviyesinde kaldığını belirten Dalbeler, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 50’ye yaklaştığını söyledi. Özellikle devlet destekleri ve farklı maliyet avantajlarına sahip ülkelerden gelen ürünlerin yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Dalbeler, “Serbest olması noktasında bir sıkıntımız yok. Mesele rekabet ederken, bizde olmayan imkanların karşı tarafta olması ve onların maliyet endişesi taşımadan piyasaya göre istedikleri fiyatı verebilmeleri.” dedi.
Dalbeler, Çin’den gelen düşük fiyatlı ürünlerin yarattığı baskıya da dikkat çekerek, Avrupa’da ithalat kotaları sonrasında çelik fiyatlarının 600 dolardan 800-850 dolarlar seviyelerine çıktığını, ABD’de ise yüzde 50’lik vergi nedeniyle fiyatların yaklaşık 1.200 dolara ulaştığını belirtti. Buna karşılık Çin’in hâlâ yaklaşık 550 dolar seviyesinde teklif verebildiğini ifade eden Dalbeler, “Siz 650 dolara mal ettiğiniz ürünü Çinli gelip 550 dolara teklif ettiği zaman yaşama şansınız kalmaz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çeliği dışarıdan alarak sanayinin rekabet gücünü artıramayız”
Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin yeterli kapasiteye sahip olmadığı için ithalata ihtiyaç duyduğu yönündeki eleştirilerin zaman içerisinde değiştiğini belirten Dalbeler, Türkiye’nin önemli yatırımlarla üretim kapasitesini artırdığını söyledi.
Çeliğin yalnızca bir ham madde değil, sanayinin devamlılığı açısından stratejik bir ürün olduğunun altını çizen Dalbeler, “Sen oradan malzemeyi alarak ürettiğin ürünün aynısını Çinli de üretiyor. Bizim bir fark yaratmamız lazım. O yarattığımız farkın içerisinde çeliğin girdi maliyeti minimal. Ama sen malzemen var olduğu sürece buradaki sanayiyi ayakta tutma şansına sahipsin. Taşıma suyuyla da değirmen dönmez.” ifadelerini kullandı.
Küresel ticarette yaşanan gelişmelerin bu yaklaşımın önemini daha da ortaya koyduğunu belirten Dalbeler, otomotivden beyaz eşyaya kadar pek çok sektörde Çin kaynaklı rekabetin artık üreticileri ve kullanıcıları aynı noktada buluşturduğunu söyledi. Pandemi döneminde ve sonrasında yaşanan savaşlarla birlikte tedarik zincirlerinin güvenliğinin de ülkeler açısından stratejik öncelik haline geldiğini ifade eden Dalbeler, yakın coğrafyada güvenilir üretim kaynaklarının öneminin arttığını vurguladı.
Küresel çelik sektörü İstanbul'da buluşacak
Çelik sektöründeki problemleri aşmak noktasında ciddi çaba sarf ettiklerini ve bu anlamda uluslararası iş birliklerinin de büyük önem taşıdığını belirten Dalbeler, 25-27 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek Steel Networking Summits 2026’nın sektöre damga vuracak çok önemli bir platform olacağını söyledi.
Çelik İhracatçıları Birliği’nin iş birliği ve desteğiyle Swissôtel The Bosphorus’ta düzenlenecek organizasyonda 400’ün üzerinde sektör temsilcisi, 200’ün üzerinde uluslararası katılımcı ve 80’den fazla ülkeden delegasyon bir araya gelecek. 30’un üzerinde üst düzey konuşmacının yer alacağı zirvede küresel çelik piyasaları, ticaret politikaları, korumacılık önlemleri, uluslararası rekabet, yatırım fırsatları, yeşil dönüşüm ve sektörün geleceği ele alınacak.
30 saati aşan hedefli networking programları, B2B görüşmeleri ve alım heyetleriyle Steel Networking Summits 2026’nın yalnızca bir konferans değil, doğrudan ticari iş birliklerine odaklanan bir platform olarak kurgulandığını belirten Dalbeler, “İstanbul’u yalnızca bölgesel değil, küresel çelik ticaretinin en önemli buluşma merkezlerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz.” dedi.
Dalbeler, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika’nın kesişim noktasındaki İstanbul’un bu organizasyonla küresel çelik ticaretindeki rolünü daha da güçlendirebileceğini belirterek, kurulacak yeni ticari bağlantıların Türkiye çelik sektörünün uluslararası rekabet gücüne katkı sağlayacağını ifade etti.
“Çelik stratejik bir ürün, hiçbir ülke üretimden vazgeçmiyor”
Dünya genelinde çelikte kapasite fazlası bulunmasına rağmen ülkelerin üretimden vazgeçmediğine dikkat çeken Dalbeler, bunun temel nedeninin çeliğin stratejik niteliği olduğunu söyledi.
“Çeliğiniz olmazsa güçsüz, sanayileşmemiş, sanayisini geliştirme ihtimali olmayan bir ülke olursunuz.” diyen Dalbeler, 2018’den bu yana ticaret savaşları, pandemi ve tedarik zinciri sorunlarının ülkelerin çelik sektörlerine bakışını değiştirdiğini belirtti. Ülkelerin artık kendi çelik üretimlerini korumayı stratejik bir zorunluluk olarak gördüğünü ifade eden Dalbeler, Türkiye’nin de güçlü üretim altyapısıyla bu açıdan önemli bir avantaja sahip olduğunu kaydetti.
Ancak bu avantajın korunabilmesi için sektörün rekabet gücünün sürdürülebilir olması gerektiğini belirten Dalbeler, Türkiye’nin yalnızca üretim kapasitesine değil, üretim maliyetlerine de odaklanması gerektiğini söyledi.
“Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz"
Sektörün son dönemde karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin maliyet artışları olduğunu belirten Dalbeler, enerji maliyetlerindeki gelişmelerin ardından işçilik maliyetlerinin de önemli ölçüde yükseldiğini ifade etti.
Ukrayna Savaşı sonrasında enerji maliyetlerinin ciddi biçimde arttığını, İran’daki gelişmelerle birlikte yeni bir maliyet baskısı oluştuğunu belirten Dalbeler, hidroelektrik üretiminin artmasının elektrik fiyatlarında bir miktar rahatlama sağladığını söyledi. Buna karşın işçilik maliyetlerinin son beş yılda dolar bazında yaklaşık üç katına çıktığını belirten Dalbeler, “Toplamda işçilik maliyeti yüzde 15-20 arasında değişiyor. Geçmişte yüzde 5’in altındaydı. Avrupa ve Amerika ile kıyasladığımızda hâlâ görece düşük işçiliğimiz var. Ama bizim rakiplerimiz artık onlar değil. Hintlilerle, Mısırlılarla, Pakistanlılarla, Vietnamlılarla, Endonezyalılarla ve Çinlilerle rekabet ediyoruz. Böyle olunca pahalı kalmaya başladık. Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz.” dedi.
Yüksek maliyet yenileme yatırımlarını da tehdit ediyor
Çelik üretiminin yüksek sermaye gerektiren ve ağır çalışma koşullarına sahip bir sektör olduğunu belirten Dalbeler, üretim tesislerinin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenilenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Yaklaşık 1.600 derece sıcaklıkta sıvı metalle çalışan makinelerin yoğun şekilde yıprandığını belirten Dalbeler, tesislerin her yıl yenileme yatırımlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ancak sektörün yeterli kârlılığı yaratamaması halinde bu yatırımların ertelenmek zorunda kaldığını ifade eden Dalbeler, “Harcanacak parayı yaratamadığınız zaman tesisler yıprandıkça eskiyor. Eskidikçe rekabet gücünü yitirmeye başlıyor. Yurt dışında adam her yeniliği her sene uyguluyor, verimini artırıyor, maliyetini düşürüyor. Biz onu yapamaz hale geliyoruz.” dedi.
Karabük ve Erdemir gibi köklü tesislerin yenilenme ihtiyacının sektörün genel rekabet gücü açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dalbeler, üretim altyapısının güncel tutulmasının yalnızca şirketler açısından değil, Türkiye’nin sanayi geleceği açısından da önem taşıdığını vurguladı.