USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla

"OVP'nin rasyonel bir planlama olduğunu düşünüyoruz"

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, açıklanan Orta Vadeli Programı (OVP) daha reel, gerçekçi ve ayakları yere basan bir program olarak gördüklerini belirtti.

Anadolu Ajansı
Anadolu Ajansı
"OVP'nin rasyonel bir planlama olduğunu düşünüyoruz"

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, İstanbul Finans Merkezinin katkılarıyla hazırlanan Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları yanıtladı.

Kısa bir süre önce OVP'nin açıklandığını anımsatan Özdemir, bu OVP'yi öncekilere kıyasla daha reel, daha gerçekçi ve daha ayakları yere basan bir program olarak gördüklerini söyledi.

Özdemir, rakamların enflasyonun ve faiz oranlarının düşürülmesi açısından çok iddialı olmadığını belirterek, şöyle konuştu:

"Dolayısıyla daha ayakları yere basan, daha rasyonel bir planlama olduğunu düşünüyoruz, bu açıdan olumlu buluyoruz. Çünkü iş dünyasının özellikle reel piyasanın beklentisi öngörülebilirlik, rakamlardan daha öncelikli olan konu bizim açımızdan öngörülebilirlik. Öngörülebilirlik koridoru açısını daha da açan, daha ayakları yere basan, daha rasyonel bir program olarak gözümüze çarpıyor. Tabii programın içerisinde bazı ufak detaylar var bizim de açıkçası cevap aradığımız. Örneğin enflasyonu tabii belli bir vadeye yayarak düşürmeyi planlıyor ki doğrusunda bu olduğunu düşünüyoruz ama bir taraftan da büyüme hedefi var. Çok ekstrem bir büyüme hedefi olmasa da, birkaç yıl sonrasında tekrar yüzde 5’lik büyüme hedefini yakalama gibi bir hedefi var. Haliyle büyüme beraberinde enflasyonu da doğuran bir etkisi var ve ülkemizdeki büyümenin biz çok uzun zamandır en büyük problemlerinden bir tanesinin tüketime yönelik bir büyüme trendi olmasından hep şikayet ederiz. Bu OVP şöyle bir umut aşılıyor açıkçası, enflasyonu düşürürken büyümeyi eğer becerebilirsek ama tabii bunun için neler yapılması gerektiğini iyi tartışmak ve iyi planlamak lazım, işte o zaman ülke olarak ciddi bir eşiği aşmış oluruz diye düşünüyoruz. Çünkü ülkemizde şu anda bu dezenflasyonist süreç şöyle algılanıyor, yani enflasyonu mu düşürelim, yoksa üretimi ve sanayiyi mi soğutalım? Açıkçası bunların ikisinin arasında bir tercihe reel piyasanın sıkışmaması gerektiğini düşünüyoruz. Enflasyonu düşürürken üretimi, sanayiyi, arzı bunları da soğutmamamız gerektiğini altını çiziyoruz. Çünkü enflasyonun en nihayetinde düşmesi ve belli bir sürdürülebilirlik seviyesine ulaşmasının en önemli etkeni de sürdürülebilir ekonomik şartlar. Yani üretebiliyor olmanız lazım, üretebildiğiniz sürece o enflasyonu sürdürülebilir seviyelerde tutabilirsiniz. Umut ediyorum ki bu OVP inşallah hem enflasyonu düşürürken hem de üretimi, büyümeyi artırabilir unsurlar ortaya koyar."

"(Politika faizi) Dramatik ve çok keskin düşüşler açıkçası beklememek gerektiğini düşünüyorum"

MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, kredi faizlerinin de en nihayetinde enflasyonla birebir ilişkili olduğunu belirterek, sanayici ve iş dünyasının finansmana erişimin zorluğundan bahsettiğini ve bu konuda haklı olduklarını dile getirdi.

Özdemir, yüzde 37 olarak öngörülen politika faizinin insanlara yüzde 50'lere yakın bir maliyetle krediye erişim imkanı sağlayabildiğini kaydederek, "Bu da açıkçası oldukça yüksek bir rakam. Sonuçta bu da hane halkının, son kullanıcının satın almış olduğu ürünlere de birebir maliyet olarak da yansıyan bir unsur. Dolayısıyla bunun aşağıya çekilmesi hepimizin arzusu ama ülkemiz geçmişte bu süreçleri çokça test etti. Yani faizi düşürmek ya da böyle dramatik bir şekilde, plansız bir şekilde düşürmek her zaman üretimi artırıcı bir etken oluşturmamış. Kimi zaman söz konusu ucuz paranın aslında çok atıl kaynaklara harcanmasının, başka başka yerlere yani direkt olarak üretime, reel piyasaya, ekonominin döngüsünün içerisine girmesinden ise farklı alanlara kaymasında biz test etmiş bir ülkeyiz. Dolayısıyla orada açıkçası temkinli davranmak gerektiğini ben düşünüyorum. Yani böyle dramatik ve çok keskin düşüşler açıkçası beklememek gerektiğini düşünüyorum." diye konuştu.

OVP'de 88 dolar olarak öngörülen Brent petrolün 10 gün içerisinde 105-107 dolara geldiği bir jeopolitik ortamdan geçildiğine dikkati çeken Özdemir, bu nedenle son derece temkinli hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

Özdemir, "Biliyorsunuz gecelik repoyu haftalığa tekrardan çekerek orada yüzde 40'tan yüzde 37'ye bir finansman maliyeti ile ilgili bir koridor vardı, onu zaten Merkez Bankası kullandı. Açıkçası petrolle ilgili fiyatlamalar daha olumlu gitseydi yıl sonuna kadar bu yüzde 37'nin biraz daha marjinal anlamda yüzde 33,5-34'lere belki gerilemesini bekleyebilirdik ama ben doğrusu o derece dramatik bir düşüş olacağını zannetmiyorum. Hatta yani aşağı yukarı yatay seyirde gideceğini düşünüyorum."

"Türkiye'deki atıl kapasitenin doğru alanlarda belli bir dönüşüme tabi tutulması gerekiyor"

Burhan Özdemir, sanayide kapasite kullanım oranına değinerek, bu konunun son derece kritik olduğunu ve MÜSİAD olarak atıl kapasite konusu üzerine 3-4 yıldır çalıştıklarını bildirdi.

Özdemir, atıl kapasitenin neden oluştuğuna dair çok sayıda neden bulunduğuna dikkati çekerek, dünyada tedarik zincirinin değiştiğini dile getirdi.

Türkiye'nin 10-20 yıl önce kurduğu büyük kapasiteli fabrikaların tedarik zincirinde artık eskisi kadar rekabetçi olamadığını belirten Özdemir, "İhtiyaçların farklı şekillerde karşılandığını görüyoruz ya da plansız yatırımlar yapıldığı göze çarpıyor. Ben MÜSİAD başkanı olarak, çokça ili ve o ildeki üyelerimizle organize sanayi bölgeleri, fabrikaları geziyorum. Gördüğüm daha çok şu, bizim sanayi alanında çokça plansız yapılmış yatırımımız var. Bu büyük ihtimalle 2008-2010'lardaki bu ucuz paranın açıkçası yansıması o gün için sanayicinin yapmış olduğu yatırımlar ya da dediğim gibi tedarik sebepli dünyadaki değişikliklerden ötürü artık çok da ilgili sektörlerde çok fazla talep olmamasından kaynaklanan bir atıl kapasite var. Bu atıl kapasite bugün için ülkemizde şu sonucu doğuruyor, söz konusu fabrikalar bu üretimleri yaptıklarında, fabrikaların tüm işletme maliyetlerini ürünlerinin birim maliyetlerinin üzerine ekledikleri için ürünlerin fiyatları verimliliğini kaybediyor. Aslında enflasyonun temel sebeplerinden bir tanesi üretimdeki verimsizlik açıkçası ama bu bizim için bir şans da olabilir diye düşünüyoruz biz." şeklinde konuştu.

Özdemir, Türkiye'deki atıl kapasitenin doğru alanlarda belli bir dönüşüme tabi tutulması gerektiğini kaydederek, bu dönüşümün teknoloji, yapay zeka ve benzeri alanlarda da olabileceğini söyledi.

Savunma Sanayii Başkanlığında olduğu gibi özellikle gıda alanında Gıda Endüstrisi Başkanlığı ya da sağlık alanında Sağlık Endüstrisi Başkanlığı gibi hane halkının cebine doğrudan dokunan belli alanlarda Cumhurbaşkanlığına bağlı endüstri başkanlıklarının kurulması gerektiğini düşündüklerini ifade eden Özdemir, bu başkanlıklar sayesinde tıpkı savunma sanayisi alanında olduğu gibi alt kümelenmelerin oluşma ihtimalinin yüksek olduğuna işaret etti.

Devletin söz konusu alanları daha fazla, daha rahat ve daha odaklı regüle edebilmesinin mümkün olacağının altını çizen Özdemir, gıdanın enflasyon içerisindeki etkisi düşünüldüğünde enflasyona endeksli çalışan, bu alanda kafa yoran ekiplerin ve bir sanayi altyapısının ya da bir kümelenmenin oluşma ihtimalinin yüksek olduğunu kaydetti.

Özdemir, “Bizim önerimiz, özellikle enflasyonla mücadele ettiğimiz ve bir süre daha ciddi anlamda mücadele edeceğimizi gördüğümüz jeopolitik nedenlerden, dış etkilerden ötürü böylesine kritik bir dönemde özellikle gıda alanında, sağlık endüstrisi alanında, mesela ilaç alanında, ilaç teknolojileri alanında ülkemizde çok ciddi gelişmeler var ama bunları mesela daha ticari, daha açılımcı fırsatlarla değerlendirme imkanımız var. Dediğim gibi oradaki ataleti aşmamız lazım. Firmaları, sanayiciyi, atıl kapasitede bulunan firmaları özellikle bu alt kümelenme alanlarına yönlendirecek bir mekanizma kurmamız lazım. Hatta bir adım daha ileri gitmek gerekirse, belki Sanayi Bakanlığımızın belli yetkilerle, kesici yetkilerle donatılması gerektiğini düşünüyoruz biz. Örneğin, belli alanlarda, belli tesislerin kurulmasına izin vermemeleri gerektiğini, kapasite açmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu da yine atıl kapasitenin önüne geçecek bir unsur olarak göze çarpıyor.”

“Çin'in baskısı, dış pazarlarda küçülen bir Avrupa pazarı var”

OVP’deki 450 milyar dolarlık ihracat hedefine değinen Özdemir, Türkiye'nin yeni pazarlara açılması gerektiğini dile getirdi.

Özdemir, dünyada ciddi bir rekabet problemi olduğunu belirterek, "Çin'in baskısı, dış pazarlarda küçülen bir Avrupa pazarı var. Dolayısıyla bunların hepsi aslında daraltıcı faktörler. Etrafımızda çokça savaş var. Yani bizim çokça ticaret yapmış olduğumuz Irak gibi, Körfez ülkeleri gibi ya da Rusya gibi, Ukrayna gibi bu bölgelerin tamamında da jeopolitik krizler var. Açıkçası bundan belki 8-10 sene öncesi için Türkiye sanayicisi açısından açısından en etkin durumdaki pazarların birçoğu bugün ciddi anlamda küçülmüş durumda. Buna rağmen biz ihracat hacmimizi artırabiliyorsak ki artırdık, bu son derece önemli bir başarıdır ama tabii 450 milyar dolar gibi de bir hedef var. İşte bu hedefi oluşturabilmemiz için yeni yatırımlar yapmamız lazım." ifadelerini kullandı.

Avrupa tarafında ciddi bir daralmanın olduğunu kaydeden Özdemir, "Enteresandır ama bu Hürmüz Boğazı'ndaki çatışmalar ve belirsizlik nedeniyle Avrupa'dan Doğu Asya ülkelerine yapılacak bir kısım siparişlerin son dönemde ülkemize girdiğini görüyoruz, tekstil gibi mobilya gibi alanlarda. Açıkçası etrafımızdaki bu kaos bazen bizim işimize de yarıyor. Genel itibarıyla tabii ki çeper ülkelerimizde ve bizim özellikle çokça rekabetçi olduğumuz, çok rahat ürün ulaştırabildiğimiz, lojistik anlamında avantajlarımızı kullanabildiğimiz birçok etraf ülkelerimizde maalesef ya siyasi krizler ya savaş ya ekonomik problemler var." dedi.

Burhan Özdemir, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Dolayısıyla biz MÜSİAD olarak daha çok bu dönem Afrika, Orta Doğu, ama Orta Doğu'nun daha çok Arap coğrafyası, daha çok Suudi Arabistan ve etraf ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri üzerine endeksleniyoruz. Ben önümüzdeki ay Tanzanya'ya bir ziyarette bulunacağım. Onun sonrasında Senegal ve Gana programımız var. Buralarda ticaret merkezleri kurmayı düşünüyoruz. Üyelerimizin ürünlerini ilgili ülkelerdeki serbest bölgelerde, kuracağımız ticaret merkezlerinde, konsinye ürün olarak sergileyip oradaki karşılıklarını ve rekabet edebilme kabiliyetlerini test etmek istiyoruz. Alacağımız sonuçlar olduğunu düşünüyorum çünkü belli araştırmalar yaptık. Aslında ilk etapta Cibuti yani Etiyopya pazarıyla alakalı Cibuti'yi bir röper noktası olarak belirlemiştik. Ama orada bir kısım Cibuti'den Etiyopya'ya oradan Sudan'a geçiş noktasında bazı ticari anlaşmalara takıldığımızı fark edince daha çok Tanzanya tarafına şu anda odaklanmamız var. Senegal ve Gana onun peşinden gelecek. O da Batı Afrika ayağı olarak. Oralarda bu denemelere başlıyoruz. Aynı şeyi Türk Cumhuriyetlerinde düşünüyoruz."

Suudi Arabistan pazarının da ıskalanmaması gerektiğini düşündüğünü ifade eden Özdemir, "Şunu görüyorum bizim müteahhitlik ve yapı malzemeleri sektörümüz aslında o pazarı neredeyse kaybetmiş durumda. Çok daha aktif olabileceğimiz bir bölge. Ama tabii geçmişte yaşadığımız bazı siyasi krizler oldu. Özellikle 2017, 2018, 2019 dönemlerinde. O dönemde kaybedilen bir güven vardı ama o güvenin tekrardan en son Mekke Anlaşmasıyla tesis edildiğini görüyoruz." diye konuştu.

"Avrupa'nın da kaybettiği bir güç var"

Özdemir, Suudi Arabistan'a özellikle müteahhitlik ve yapı malzemeleri alanında kesinlikle odaklanılması gerektiğini vurgulayarak, aralık ayında Suudi Arabistan Konut Bakanlığı ve Yatırım Bakanlığı ev sahipliğinde orada bir program yapıp, anlamlı sayıda MÜSİAD üyesi iş insanını Suudi Arabistan'a götürmek istediklerini söyledi.

Bu dönemde siyasi olarak ilişkilerin güçlü olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin itibar gördüğü ve birbirine karşı güven telkin edebilen ülkelerle yapılacak ticarete daha fazla dikkat kesilmesi gerektiğini düşündüğünü ifade eden Özdemir, "Tabii ki Avrupa pazarı bizim için en büyük pazar. Bunu tartışmaya gerek yok ama Avrupa'nın da kaybettiği bir güç var. Gerçi son dönem PMI verileri daha olumlu gelmeye başladı Avrupa'dan ama bu geçici midir kalıcı mıdır, onu göreceğiz." dedi.

Özdemir, jeopolitik etkenlerin sadece Türkiye için değil, tüm dünya için geçerli olduğuna işaret ederek, İngiltere'de faiz artırımına gidildiğini ve dünyada bu krizin tüm etkilerinin son derece canlı bir şekilde hissedildiğini anlattı.

Dünyada bu krizin tüm etkilerinin son derece yakından hissedildiğini dile getiren Özdemir, Hürmüz, Ukrayna ve benzeri muhtemel dünyayı karışıklığa sevk edici jeopolitik problemlerin hepsinin aslında Türkiye'nin çeper noktasında olduğunu belirtti.

Özdemir, "Eski dünya düzeni yıkıldı ama yeni dünya düzeni tam olarak tesis edilemedi ve bunun belirsizliğini aslında dünya yaşıyor. Bugün mesela Dünya Ticaret Örgütü'nü kaç ülke dinliyor, gerçekten Dünya Ticaret Örgütü'nün kriterlerine ya da yönetmeliklerine uyarak kaç ülke kaldı ticaret yapan? Bu bir soru işareti, bakılsa çok az. Dünyanın genel anlamda o regülatif düzenini kaybettiği ve herkesin işine geleni yapmayı tercih ettiği bir dönemden geçiyoruz ama bizim için tüm bu süreçler risk barındırdığı kadarıyla fırsat da barındırıyor diye düşünüyorum ben." ifadelerini kullandı.

Özdemir, ABD'nin Orta Doğu coğrafyası ile ilgili "ne olursa olsun bir kaos olsun" beklentisinin hep var olduğunu dile getirerek, savaşın kısa süreceğini zannetmediğini ve bir şekliyle dünyanın da bundan etkilenmeye başladığını söyledi.

Türkiye'nin yanı başındaki Rusya-Ukrayna Savaşı'na işaret eden Özdemir, o savaşın ilk üç ayında Türkiye'nin enerji açığının 19 milyar dolar olduğunu dile getirdi.

Özdemir, Hürmüz Boğazındaki gerilimin tamamıyla enerji krizinin olduğu bir savaş olduğunu kaydederek, "Bu kadar enerjiye odaklı bir problem olmasına rağmen Hürmüz Boğazı'nda yaşanan problemin başlangıcından itibaren 3 aylık bir süre aldığınızda vermiş olduğunuz enerji açığı 14 milyar dolar. Yani Ukrayna Savaşı'nın başladığı ilk 3 ayda 19 milyar dolarlık bir enerji açığı verirken, burada 14 milyar dolarlık yani aşağı yukarı 5 milyar dolar daha düşük maliyetle aşabilmişiz." diye konuştu.

Dünyanın bu durumu uzun süre taşıyamayağını vurgulayan Özdemir, "Brend petrolün 107 dolar olduğu bir gündeyiz, yani bugün ve bunun belki çok dramatik rakamlara da çıkabileceği söyleniyor, 150 dolarlara kadar tırmanacağını konuşanlar var. Dün söylenseydi bu, 'hadi canım oradan' derdi herkes ama bugün hiç kimse çok ekstrem örneklere bile 'yok canım olmaz' demiyor. Öyle bir dünyadan geçiyoruz." şeklinde konuştu.

Özdemir, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bazı yerlerde, bazı eleştiriler görüyoruz çok anlamlı bulmuyorum ama yeri geldiği için söyleyeyim, 'Savaşla mücadele eden Ukrayna'da bile enflasyon bizden daha düşük, işte İran'da şu gibi' aynı denklemlerden bahsetmiyoruz. Yani bizim cari açığımızla onların cari açığı, bizim enerji açığımızla onların enerji ihtiyacı, bizim endüstri ve sanayi kapasitemizle onların endüstri ve sanayi kapasitesi aynı şeyler değil. Dolayısıyla 'Falanca ülkeden bile daha yüksek enflasyonumuz var' derken o falanca ülkenin ne olduğu, nüfusunun ne olduğu, potansiyelinin ne olduğu, ne ürettiği, ne yaptığına bakmak lazım. Ülkemiz öyle bir ülke ki, öyle bir lokasyonda ki tüm bu savaşlardan tüm dış etkenlerin tamamından bire bir etkilenen bir ülke. Dolayısıyla ben tamamını düşündüğümüzde çok da itidalli ve doğru yönetildiğini düşünüyorum birçok alanda. Tabii ki eksiklikler var. Biz de eleştiriyoruz. Ama bunu da böyle görmek gerektiğini not etmek istiyorum.”

“Ülkemizde ciddi teknoloji firmaları oluşmaya başladı”

Çin'in küresel ticarette artan rekabet baskısının dünya geneline yansıdığını belirten Özdemir, Çin'i üretim potansiyeli çok yüksek olan ve ihtiyaç olmadığı kadar tesis kuran, elektrikli araçlar gibi belli alanlarda ön planda yer almak isteyen bir ülke olarak nitelendirdi.

Özdemir, Türkiye açısından bakılırsa, bu durumun iç piyasayı tetiklediğini, özellikle dezenflasyonist dönemde Çin'e karşı bazı kesici tedbirleri alındığını ifade ederek, Ticaret Bakanlığının bu konuda proaktif davrandığını söyledi.

Türkiye'nin kendi ihtiyacını karşılayacak derecede üretimi en verimli şekilde yapabileceğini aktaran Özdemir, "Ticaret politikalarıyla ya da günlük bir kısım ekonomik politikalarla Çin'e karşı alabileceğimiz hiçbir önlem yok. Yani duvar örmeniz gerekir. O da ekonomik geçişkenliği etkileyeceği için zaten yapamazsınız. Dolayısıyla bir şekilde üretim kapasitemizi dönüştürmemiz gerekiyor diye düşünüyorum." diye konuştu.

Özdemir, yapay zekada kaydedilen ilerlemelerin Türkiye'de ilk etapta makine, otomotiv, bilişim, savunma sanayi gibi alanlara birebir etkisinin olmasını mümkün gördüğünü dile getirdi.

Bu alandaki yatırımların sürdüğüne değinen Özdemir, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Ülkemizde ciddi teknoloji firmaları oluşmaya başladı. Böyle bir ekosistem artık var ülkemizde ama tabii ne kadar hızlı davranabiliriz? Bunların hepsi yatırım gerektiren hususlar. Finansmana erişimin biraz daha rahatlaması ya da bu alanlarda yatırım yapanlara sadece ucuz finansman kaynağının devlet eliyle ve devlet koordinasyonuyla verilmesi halinde anlamlı bir şey çıkabilir. Çünkü bizim ülkemizde o dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu dönüşümü aslında bugünün Japonya'sı da zamanında yapmış, bugünün Kore'si de zamanında yapmış.

Bizim bu dönüşüm arayışı içerisinde olmamız bir şeyleri başaramadığımız ve değiştirmemiz gerektiği anlamını taşımasın, kısacası yapay zeka ve teknolojik dönüşüm konusunu ıskalamamamız lazım. Ama bu anlamda da özellikle finansmanın, finansmana erişimin biraz maliyetli olduğu bu dönemde buna ne kadar kaynak harcayabiliriz? Bu devletin desteğiyle, devletin koordinasyonuyla ancak olursa olur, selektif sektörler seçip o alanda en azından dünyadaki trendi yakalayabilecek mertebede mücadele etmemiz bugün için yeterli diye düşünüyorum. Ama bunu Çin'le yapılacak olan mücadelenin bir başlığı gibi görmemek lazım. İkisini ayrı düşünmek gerektiğini düşünüyorum."

MÜSİAD Expo'ya 114 ülkeden katılım sağlanacak

Burhan Özdemir, bu yıl 23-26 Eylül tarihleri arasında 21. kez düzenlenecek MÜSİAD Expo'ya ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Her iki yılda bir düzenlenen fuarın Türkiye'de karma sektör fuarcılığını yaşatan en büyük fuar olduğunu belirten Özdemir, diğer fuarların çoğunun daha sektörel bazda fuarlar haline geldiğini kaydetti.

Özdemir, MÜSİAD Expo'nun karma fuar dinamizmini koruduğunu anlatarak, "Bu yıl 114 ülkeden katılımcı bekliyoruz. Almış olduğumuz kayıtlara göre 50 binin üzerinde katılımcı bekliyoruz. Bu sayı daha da artacaktır. Bunun 8 bini yurt dışı katılımcı. 70 farklı ülkeden 400'ün üzerinde alım heyetiyle anlaştık. Bunların hepsinin biletleri alındı, rezervasyonları yapıldı. Bu kişileri ağırlayacağız ve fuarımızda ilgili sektörlerle, ilgili tedarikçilerle birebir buluşturuyor olacağız. 300'den fazla şirket katılıyor. 25 bin metrekarenin üzerinde bir alanda programı icra ediyor olacağız." diye konuştu.

Fuarın 23 Eylül'de İstanbul Fuar Merkezi'nde (İFM) kapılarını açacağını ifade eden Özdemir, 300 küsur şirketin özellikle inşaat, yapı malzemeleri, makine, kimya, gıda, sağlık ve tekstil alanlarından oluşacağını belirtti.

"MÜSİAD Expo'yu sadece bir fuar gibi de düşünmeyin. Expo, yani içerisinde çokça farklı programı aslında barındırıyor olacak." diyen Özdemir, 23 Eylül'de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla fuarın başlayacağını dile getirdi.

Özdemir, aynı günün öğleden sonrası International Business Forum'un (IBF) düzenleneceğini bildirerek, şunları aktardı:

"(IBF) Orada da yapay zeka ve teknolojik dönüşümün üretime etkisi konu başlığında bir forum düzenleyeceğiz. 24'ü ve 25'i (eylül) daha çok B2B ve fuar görüşmeleriyle ilgili geçecek. 25'i günü kutup araştırmaları konusunda önemli bir panel yapıyor olacağız. Yine aynı günün akşamında bir diplomatik misyon resepsiyonu vereceğiz. 26'sında Cumhurbaşkanımızın katılımıyla fuarımızın kapanışını icra ediyor olacağız."

Fuarın sağlanan ilişkiler neticesinde ihracata 5 milyar dolarlık katkı yapmasını beklediklerini belirten Özdemir, bu rakamın direkt olarak orada yapılacak olan anlaşmaların tutarı olmadığını, söz konusu firmaların, fuarda irtibat kurduğu firmalarla yıl içinde ya da bir sonraki yıl içerisinde sağlayacakları işbirlikleri çerçevesinde oluşmasını beklediklerini vurguladı.

Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:

"Biz 5 milyar dolardan çok daha büyük katkısının olduğunu düşünüyoruz ülkeye ve şirketlerimize. Çünkü şirketlerimizin tanıtımı özellikle yurt dışı katılımcılara, son derece önemli. Ticaret Bakanlığımızın çok anlamlı destekleri var. Sağ olsunlar bu alım heyetlerini onların vermiş olduğu destekler sayesinde ülkemize getiriyoruz. Umut ediyorum ülkemizin ticaretine, müktesebatına katkısı olan faydalı bir program geçirmiş oluruz."

0
EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL