Bir markanın 100 yılı aşması, uzun süre hayatta kalmanın ötesinde, değişen dünyaya ayak uydurabilmeyi de anlatır. 1886'da kurulan Coca-Cola, 1886'da yola çıkan Bosch ya da 1847'den bu yana hayatımızda olan Siemens… Aradan geçen onca yıla rağmen isimlerini hala günlük hayatımızın içinde tutabilen markaların ortak bir özelliği var. O da değişimi yalnızca takip etmekle kalmayıp, değişimin kendisine yatırım yapmaları.
Ekonomist’in 11 - 24 Ekim 2026 tarihli sayısından
Bu açıdan bakıldığında 1896 yılında İsviçre'nin Basel kentinde kurulan Roche'un yolculuğu da dikkat çekici. Tam 130 yıl… Üstelik bu 130 yılın önemli bir bölümü, insan hayatının en temel alanlarından biri olan sağlıkta yaşanan dönüşümlerin içerisinde geçiyor.
Bugün Roche; ilaçtan tanıya, biyoteknolojiden veri analitiğine kadar sağlık ekosisteminin farklı noktalarında faaliyet gösteren küresel bir şirket. Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘en önemli ilaçlar’ listesinde yer alan 46 ilaç, son 20 yılda Roche tarafından geliştirilmiş. Ancak şirketin geldiği noktayı yalnızca geliştirdiği ilaçlarla anlatmak mümkün değil. Çünkü sağlık sektörü de tıpkı teknoloji gibi yeni bir dönemin eşiğinde.
Önleyici tedavi öne çıkıyor
Geçtiğimiz hafta bu dönüşümü yerinde görmek ve sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmeleri dinlemek üzere Roche'un Basel'de düzenlediği “Sağlıkta İnovasyon Medya Buluşması 2026” etkinliğine katıldım. Toplantılarda beni en fazla düşündüren konu, sağlık hizmetlerinin artık ‘hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi’ anlayışı üzerinden ele alınamayacağı gerçeğiydi. Çünkü dünyanın demografisi değişiyor. İnsanlar daha uzun yaşıyor, yaşlanan nüfusla birlikte kronik hastalıkların yükü artıyor. Kanser, diyabet, kronik solunum yolu hastalıkları, nörolojik hastalıklar ve göz sağlığı sorunları sağlık sistemlerinin önündeki en önemli başlıklardan biri haline geliyor. Dolayısıyla artık sağlık sistemleri, ‘Daha fazla insanın hastalanmasını nasıl önleyeceğiz, hastalığı daha erken nasıl yakalayacağız ve sağlık hizmetini hastaya nasıl daha yakın hale getireceğiz?’ sorusuna yanıt arar durumda.
“Sağlık, maliyet değildir”
Roche'un Pharma International Lideri Jörg Rupp'un yaptığı değerlendirmeler de bu dönüşüme işaret ediyordu. Rupp, sağlık harcamalarının bir maliyet kalemi olarak görülmesinin yanlış olduğuna dikkat çekerken; erken tanı, ileri testler ve entegre birinci basamak sağlık hizmetlerinin toplumlarda ciddi değişim yaratabileceğini vurguladı.
Konuşmacılardan WifOR Institute CEO’su ve Kurucusu Prof. Dr. Dennis Ostwald'ın paylaştığı veriler de çarpıcıydı. Sağlık yatırımları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiye dikkat çekerken Ostwald, sağlık sorunlarının yalnızca bireyleri değil, ekonomilerin üretim kapasitesini de etkilediğini söyleyerek, “Hastalık resesyondur, sağlık büyüme” dedi. Rakamların da bunu desteklediğini belirten Ostwald, “Örneğin; 2020 verilerine göre Türkiye'de sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 4,4 iken, sağlık ekonomisinin GSYH'deki payı yüzde 4,2'dir" diye ekledi.
Roche Global Pazara Erişim Lideri Michael Oberreiter ise 2010-2030 yılları arasında en büyük beş bulaşıcı olmayan hastalığın küresel ekonomide toplam 47 trilyon dolarlık bir maliyet yükü yarattığının altını çizdi. Ayrıca, erken tanı ve tedaviyle 2040'a kadar 60 milyon hayatın kurtarılabileceği ve bunun küresel GSYH'ye 12 trilyon dolarlık bir ekonomik katkı sağlayabileceğini belirtti.
5 trilyon dolarlık maliyet
WifOR'un ülke araştırmalarına dayanan verilere göre, sağlık yatırımlarının ekonomik geri dönüşü de önemli bir başlık olarak öne çıktı. Verilere göre meme kanserine yapılan 1 dolarlık yatırım ekonomiye 8 dolar, göz sağlığına yapılan 1 dolarlık yatırım ise 28 dolar katkı sağlayabiliyor. 2020-2040 döneminde hastalıklar nedeniyle erken emeklilik ve iş gücü kaybının küresel ekonomiye maliyetinin 5 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor. Bu rakam, Almanya'nın GSYH'sına denk.