Aram Ekin Duran - Elazığ
TÜRKONFED tarafından düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi, Elazığ'da iş dünyasının temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede küresel ekonomide yaşanan jeopolitik gerilimler, teknoloji rekabeti, iklim değişikliği, tedarik zincirleri, Avrupa ekonomisinin geleceği ve Türkiye'nin rekabet gücü ele alındı.
Zirvenin açılışında konuşan Ömer Koç, Elazığ'da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, zirvenin düzenlenmesine katkı sunan TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez'e, FIRATSİFED Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık'a ve Elazığ iş dünyasına teşekkür etti.
Elazığ'ın köklü kültürü ve Harput'un ticari birikimiyle önemli bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu belirten Koç, bu potansiyelin ekonomik değere dönüştürülmesinin bölgesel kalkınma açısından önem taşıdığını ifade etti.
"Küresel ekonomik düzen değişiyor"
Dünyanın tarihsel bir kırılma döneminden geçtiğini söyleyen Ömer Koç, İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen kurallara dayalı uluslararası düzenin aşındığını savundu.
Küresel ekonomiye ilişkin geçmişte geçerli olan bazı varsayımların günümüz koşullarını açıklamakta yetersiz kaldığını belirten Koç, devletlerin ekonomik ve jeopolitik çıkarları doğrultusunda hareket etmesinin uluslararası istikrar üzerinde önemli etkiler yarattığını söyledi.
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın tedarik zincirlerinin planlanmasında jeopolitik risklerin önemini artırdığını ifade eden Koç, Avrupa sanayisinin Rusya'dan sağlanan enerjiye yüksek düzeyde bağımlılığının savaş sonrasında önemli sorunlara yol açtığını dile getirdi.

"Avrupa'nın en ufak ahlaki inandırıcılığı kalmadı"
Gazze'deki gelişmelerin ise uluslararası hukuk ve bu hukuku korumakla görevli kurumların işleyişine ilişkin tartışmaları gündeme getirdiğini belirten Ömer Koç, ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin İsrail'e yönelik politikalarını eleştirdi.
Koç, şöyle konuştu:
"Gazze'de yaşanan soykırım bir insanlık trajedisine dönüşürken, uluslararası hukukun ve bunu korumakla mükellef kurumların içine düştüğü aciziyet de gözler önüne serildi. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin İsrail'i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı'nın yüz karası olan bu korkunç soykırımı mümkün kıldı. Maalesef artık Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır.”
İsrail ile İran arasındaki gerilime de değinen Koç, ABD'nin olası müdahalesinin bölgesel çatışmanın kapsamını genişletebileceğini ve Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın kesintiye uğramasının küresel piyasalar üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu gelişmelerin alternatif ticaret ve ulaştırma koridorlarının önemini artırdığını kaydetti.
Teknoloji rekabetinin merkezinde yapay zekâ var
Küresel belirsizliğin önemli unsurlarından birinin ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabeti olduğunu belirten Koç, özellikle ileri teknoloji çipleri ve kritik hammaddelerin küresel rekabetin stratejik unsurları haline geldiğini ifade etti.
Yapay zekânın söz konusu rekabetin merkezinde bulunduğunu söyleyen Koç, teknolojik dönüşümün yüksek miktarda altyapı, enerji, su ve sermaye yatırımı gerektirdiğine dikkat çekti.
Avrupa'nın bu yarıştaki konumunun da tartışılması gerektiğini belirten Ömer Koç, eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi'nin raporuna atıf yaparak Avrupa'nın kritik teknolojiler için gereken Ar-Ge yatırımlarında ABD'nin gerisinde bulunduğunu söyledi.
Avrupa Birliği'nin çip üretimi, bulut altyapısı, kritik hammaddeler, temiz enerji teknolojileri ve otomotiv gibi alanlarda dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik politikalar geliştirdiğini belirten Koç, bu kapsamda çeşitli teşvik ve düzenlemelerin uygulamaya konulduğunu kaydetti.
"İklim değişikliği artık bir iş riski"
İklim değişikliğinin de şirketler ve ekonomiler açısından doğrudan bir risk haline geldiğini ifade eden Koç, orman yangınları, seller, kuraklık ve aşırı sıcaklıkların üretim ve yatırım kararlarını etkilediğini söyledi.
İklim değişikliğinin artık yalnızca çevre politikalarının konusu olarak ele alınamayacağını belirten konuşmacı, tarım, enerji, ulaştırma ve finans başta olmak üzere birçok sektörde ekonomik kararların iklim koşullarından doğrudan etkilendiğini dile getirdi.
Koç, jeopolitik gerilimler, teknolojik dönüşüm, iklim değişikliği, kaynak kısıtları ve ekonomik dalgalanmaların birbirini tetiklediği bir döneme girildiğini belirterek, "ekonomik dayanıklılık" kavramının bu koşullar altında yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
"Türkiye coğrafi konumunun sunduğu fırsattan yararlanmalı"
Küresel ticaret koridorları, üretim üsleri ve lojistik ağlarının yeniden önem kazandığını belirten Ömer Koç, Türkiye'nin coğrafi konumunun ülkeye önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.
Türkiye'nin sanayi ve hizmet sektörlerinde önemli bir üretim altyapısına sahip olduğunu belirten Koç, turizmin yanı sıra teknoloji girişimciliği gibi yüksek katma değerli alanlarda da potansiyel bulunduğunu söyledi. Bankacılık ve finans sektörünün de ekonomik dayanıklılığın önemli unsurlarından biri olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerine de değinen Koç, mal ticaretinin yüzde 40'ının, hizmet ticaretinin ise yüzde 30'unun Avrupa Birliği ile gerçekleştirildiğini belirtti.
Avrupa ile ekonomik ilişkilerin Türkiye'nin verimlilik, yönetim kapasitesi, teknoloji ve finansmana erişiminde önemli katkılar sağladığını ifade eden Koç, Avrupa ekonomisindeki gelişmelerin Türkiye'yi de doğrudan etkilediğini söyledi.
Türkiye'nin Avrupa ile güçlü ekonomik bağlarını korurken, Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve Afrika başta olmak üzere farklı bölgelerle ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmesi gerektiğini belirten Ömer Koç, yakın coğrafyada barış ve istikrarın sağlanmasının ekonomik potansiyel açısından önem taşıdığını ifade etti.
"Hukukun üstünlüğü ekonomik istikrarın ön koşulu"
Ekonomik dayanıklılığın yalnızca finansal göstergelerle sağlanamayacağını belirten Koç, kurumların ve kuralların etkin biçimde işlediği, hukukun üstünlüğünün güvence altında olduğu bir yönetim anlayışının ekonomik istikrar açısından önem taşıdığını söyledi.
Öngörülebilir bir hukuk sisteminin uzun vadeli yatırım kararları açısından gerekli olduğunu ifade eden Koç, bunun Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığını da artıracağını dile getirdi.
Türkiye'de fiyat artışlarının gerilemesine rağmen enflasyonun hâlâ yüksek seviyelerde bulunduğunu belirten Ömer Koç, finansman maliyetlerinin reel sektör üzerindeki yükünün devam ettiğini söyledi.
Özellikle sanayicilerin uluslararası rekabet gücünün korunması açısından fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesinin ve finansman maliyetlerinin makul seviyelere çekilmesinin önemine dikkat çekti.
İhracatta rekabet baskısı
Türkiye'nin ihracat alanında da artan bir rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirten Ömer Koç, Çin'in ölçek ve maliyet avantajlarının küresel rekabeti zorlaştırdığını söyledi.
Türk lirasının son dönemde reel olarak değer kazanmasının ihracatçılar üzerindeki baskıyı artırdığını ifade eden Koç, uzun vadede rekabet gücünün artırılmasının verimlilik ve yüksek katma değerli üretimden geçtiğini kaydetti.
Üretim yapısındaki dönüşümün uzun zaman alabileceğini belirten Koç, bu geçiş sürecinin mevcut sanayi altyapısı ve istihdam korunarak yönetilmesi gerektiğini söyledi.
"Yüksek teknoloji ürünlerinin ihracattaki payı artırılmalı"
Türkiye'nin güçlü bir sanayi ekosistemine ve farklı sektörlerde önemli bir üretim deneyimine sahip olduğunu belirten Ömer Koç, Anadolu'daki üretim merkezleri ve tedarik zincirlerinin ülkenin ekonomik gücünün önemli unsurlarından olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, yüksek katma değerli üretime ve beşeri sermayeye daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin imalat sanayisinde yüksek katma değerli üretim konusunda ilerleme kaydetmesine rağmen henüz istenilen seviyeye ulaşmadığını belirten Koç, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ihracatı içindeki payının OECD ortalamasında yüzde 16, Türkiye'de ise yüzde 3,8 olduğunu söyledi.
Ömer Koç, Türkiye'nin yalnızca üretim yapan değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren, tasarım üreten ve fikri mülkiyet oluşturan bir ekonomik yapıya yönelmesi gerektiğini ifade etti. Bu dönüşümde insan kaynağının belirleyici rol oynadığını vurguladı.
Cumhuriyet'in ekonomik kalkınmadaki rolüne vurgu
Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat penceresi bulunduğunu belirten konuşmacı, Cumhuriyet'in değerlerinin bilim, eğitim ve nitelikli insan kaynağına yatırım konusunda yol gösterici olması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyet'in demokrasi, hukukun üstünlüğü, fırsat eşitliği ve özgür yurttaşlık anlayışının teminatı olduğunu ifade eden Koç, bilim ve eğitime yapılan yatırımların stratejik önem taşıdığını dile getirdi.
Koç Topluluğu'nun Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana sanayileşme ve ekonomik kalkınma sürecinde rol üstlendiğini belirten Koç, topluluğun yatırımı ve istihdamı ekonomik kalkınmanın temel unsurları arasında gördüğünü söyledi.
Koç Topluluğu olarak bundan sonraki dönemde de bilimsel gelişmeyi, demokratik ve çağdaş uygarlık hedeflerini esas alarak Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal gelişimine katkı sunmayı sürdüreceklerini ifade etti.
"Belirsizlik yeni normal haline geliyor"
Konuşmasının sonunda küresel ekonomide yeni bir düzenin şekillendiğini belirten Koç, bu dönüşüm dönemlerinin ülkeler açısından hem fırsatlar hem de riskler barındırdığını söyledi.
Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınmasının girişimciliğin güçlendirilmesi, sanayinin geliştirilmesi, yerel potansiyelin harekete geçirilmesi ve iş dünyasının rekabet gücünün artırılmasına bağlı olduğunu ifade eden Koç, Anadolu'daki üretim merkezlerini ve iş dünyasını bir araya getiren TÜRKONFED'in çalışmalarının bu açıdan önem taşıdığını belirtti.

Süleyman Sönmez: “Reel sektör, ekonomik dayanıklılığın taşıyıcı gücüdür”
Teknolojinin gelişim hızı, iklim krizi ve jeopolitik risklerin, sermayenin ve üretimin niteliği ile ticaretin matematiğini değiştirdiğini söyleyen TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez ise, “Avrupa’da yaygınlaşan yakından tedarik eğilimi, yakın coğrafyamızdaki yeniden yapılanma süreci ve Türkiye’yi uluslararası bir transit ticaret odağına dönüştürmeyi hedefleyen düzenlemeler; ülkemizin üretim, ticaret ve yatırımın yeni coğrafyasındaki yerini güçlendirme potansiyeli taşıyor. Bu, Türkiye için bir kriz yönetme dönemi değil, krizlere dayanıklı bir ekonomi inşa etme dönemi.
Ancak bu süreçte ekonomimiz büyüse de sanayinin büyümeye katkısı arzu edilen seviyeye bir türlü yaklaşamıyor. KOBİ’lerin yeşil-dijital dönüşüm hedeflerindeki aksamalar ise ihracat kapasitesinde aşınma gibi pek çok sonuç doğuruyor. Biz iş dünyası olarak kalıcı istikrarın değerini biliyoruz. Bu nedenle de dezenflasyon sürecinde muazzam bir bedeli taşımaya razı geliyoruz. Ancak reel sektörün Teknolojinin gelişim hızı, iklim krizi ve jeopolitik risklerin, sermayenin ve üretimin niteliği ile ticaretin matematiğini değiştirdiğini söyleyen TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, “Avrupa’da yaygınlaşan yakından tedarik eğilimi, yakın coğrafyamızdaki yeniden yapılanma süreci ve Türkiye’yi uluslararası bir transit ticaret odağına dönüştürmeyi hedefleyen düzenlemeler; ülkemizin üretim, ticaret ve yatırımın yeni coğrafyasındaki yerini güçlendirme potansiyeli taşıyor.
Bu, Türkiye için bir kriz yönetme dönemi değil, krizlere dayanıklı bir ekonomi inşa etme dönemi. Ancak bu süreçte ekonomimiz büyüse de sanayinin büyümeye katkısı arzu edilen seviyeye bir türlü yaklaşamıyor. KOBİ’lerin yeşil-dijital dönüşüm hedeflerindeki aksamalar ise ihracat kapasitesinde aşınma gibi pek çok sonuç doğuruyor. Biz iş dünyası olarak kalıcı istikrarın değerini biliyoruz. Bu nedenle de dezenflasyon sürecinde muazzam bir bedeli taşımaya razı geliyoruz. Ancak reel sektörün sürdürülebilir büyüme ve ekonomik dayanıklılığın taşıyıcı gücü olduğunun unutulmaması gerektiğini her zamankinden daha güçlü şekilde vurgulamak istiyoruz” dedi.
“Refahın ağırlık merkezini değiştirebilecek güce sahibiz”
Türkiye’nin büyük ölçekli kurumsal sermayesi ile Anadolu’ya yayılmış üretim sermayesinin daha sistematik biçimde birbirine bağlanması gerektiğine değinen Sönmez, TÜSİAD-TÜRKONFED iş birliğinin yeni dönemin stratejik ihtiyacı olduğunu kaydetti.
İki kurumun yöneticilerinin ve üye iş insanlarının Anadolu’da hayata geçirdiği yatırımlardan örnekler veren Sönmez, “Bugün geldiğimiz noktada biliyoruz ki, bu büyük aile bir arada hareket ettiğinde, Türkiye’de refahın ağırlık merkezini değiştirebilecek bir güce sahip. Gelin, yıllardır il il, bölge bölge büyüttüğümüz bu iradeyle Türkiye’nin ikinci yüzyılındaki başarı hikayesini hep birlikte yazalım” diye konuştu.
“Bir yanda eşitsizlikler diğer yanda çalışma inadımız ve barış kararlılığımız var”
İş dünyasının üstlenmesi gereken toplumsal ve teknolojik sorumluluklara da dikkat çeken Sönmez konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Cumhuriyetimizin ilk yüzyılı bizi çağdaş dünyayla buluşturdu. İkinci yüzyılda eşit vatandaşlık, kamu yararı, hukuk ve fırsat eşitliği gibi kurucu değerlerimizi bugünün toplumsal gerçekliği içinde yeniden tanımlamalıyız.
Ülkemizin yapay zekâyı geliştiren, veriyi işleyen, temiz enerjiyi üreten, veri merkezlerini ve yeni nesil sanayi altyapısını kuran ülkeler arasında yer almasını sağlamalı; teknolojinin kullanıcısı değil, üreticisi haline gelmeliyiz. Ekonomik sıkışmalarımız, bütçe açıklarımız, fırsat eşitsizliklerimiz ve gelişmişlik farklarımız var. Ancak bitmeyen çalışma inadımız, bir olma gücümüz, değerlerimiz ve burada dile getirmekten ayrıca memnuniyet duyduğum barış kararlılığımız da var. Bugün ve daima yapmamız gereken, Atatürk’ün dediği gibi Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemektir.”

Prof. Dr. Yasemin Açık: “Sermaye nereye akıyorsa üretim de genç de oraya akıyor”
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun yıllarca korku, acı ve göçle anıldığını, bugün ise bölgenin enerjisini üretime, yatırıma ve istihdama yöneltebileceği yeni bir dönemin başladığını belirten TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve FIRATSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, bu değişimin ekonomik karşılık bulması için sermayenin Anadolu’ya yayılması gerektiğini söyledi.
Toplam banka kredilerinin yarısından fazlasının yalnızca İstanbul, Ankara ve İzmir’de toplandığına işaret eden Prof. Dr. Açık, “Sermaye nereye akıyorsa üretim de genç de gelecek de oraya akıyor ve akacak. Oysa yeni dünya düzeninde, ekonomik gücünü ülkenin dört bir yanına yayabilen ülkeler öne çıkıyor. Bu nedenle Türkiye’nin bir sonraki büyüme hikâyesi İstanbul’un dışında, Anadolu’da yazılmalıdır” şeklinde konuştu.
“İş insanlarımızı Yukarı Fırat’ın geleceğine ortak olmaya davet ediyorum”
Bölgenin ihtiyaç duyduğu iki temel unsurun ölçek ve sermaye olduğunu ifade eden Prof. Dr. Açık şöyle devam etti; “Elazığ Malatya, Bingöl ve Tunceli’yi kapsayan Yukarı Fırat Havzası; güçlü yatırım teşvikleri, ham maddeye yakın üretim imkânı, mevcut sanayi birikimi, genç insan kaynağı ve henüz yeterince değerlendirilmemiş yatırım alanlarıyla çok büyük bir potansiyel barındırıyor. Fırat Havzası bu hikâyeyi yazmaya hazır.
Bu havzada, kurulmuş bir yay gibi gerilmiş muazzam bir potansiyel birikti. Artık o yayı serbest bırakmanın, yeni bir sayfa açmanın tam zamanıdır. Burada yapılacak her yatırım, gençlerimize doğdukları yerde çalışma, üretme ve gelecek kurma fırsatı sunacak, kadınların ekonomik hayata katılımını artıracak, bölgedeki aile şirketlerinin kurumsallaşmasını sağlayacaktır. Bugün bu salonda ülkemizin sanayi tarihini yazmış isimler var. Sizleri bu bölgeye yatırım yapmaya, Yukarı Fırat’ın geleceğine ortak olmaya davet ediyorum.”