Krizden 2009’daki gibi hızlı çıkış olmayacak

Krizden 2009’daki gibi hızlı çıkış olmayacak

Enflasyon eylül ayında son 15 yılın rekorunu kırdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ege Yazgan, enflasyonun 2019 yılının ilk çeyreğiyle birlikte düşüşe geçeceğini söylüyor. Yazgan, “Ancak krizden hızlı bir çıkış olmayacak” diyor.

ARAM EKİN DURAN
eduran@ekonomist.com.tr

Türkiye ekonomisi bir yandan yüzde 25’e dayanan yüksek enflasyon, bir yandan da durgunluk endişesiyle zor günlerden geçiyor. Ağustos ayında 7 TL seviyelerini test ederek büyük endişe yaratan dolar kuru bugünlerde 5.90-6.00 TL seviyelerine geri çekilmiş olsa da özellikle

2019 yılına dair endişeler giderek daha sık dile getiriliyor. IMF’nin Türkiye’ye ilişkin 2019 büyüme tahminini yüzde 0,4’e çekmesi, gelecek yıla ilişkin karamsar beklentileri artırmış durumda.

Biz de ülke ekonomisindeki gidişatı ve 2019 beklentilerini İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ege Yazgan ile konuştuk. Enflasyonun 2019’un ilk çeyreğiyle birlikte yavaş yavaş düşüşe geçeceğini ifade eden Prof. Yazgan, “Ancak krizden 2009’daki gibi hızlı çıkış olmayacak. Ekonomideki düzelme süreci uzun sürecek” diye konuşuyor.

Geçen hafta açıklanan “Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı” sizce enflasyonu düşürebilir mi?
Uzun zamandan beri zaten gerek para politikasındaki sıkı duruş gerekse Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) açıklanan bütçe hedefleri antienflasyonist bir süreç içeriyor.

Dolayısıyla para ve maliye politikaları zaten enflasyonla mücadele üzerine oturtulmuş durumda. Türkiye’de enflasyonun en önemli nedenine baktığımızda ise kurdaki artışları görüyoruz. Kurdaki artışların fiyatlara bu kadar geniş oranda yansımasının nedeni de üretimin yapısı yani ithal girdi kullanımındaki fazlalık. Bunu değiştirmek bugünden yarına olacak bir iş değil. Ama mutlaka orta vadeli bir program eşliğinde, yeni bir sanayileşme politikası ile ithal girdi oranının üretimdeki ağırlığını düşürmek ve ithalatı ikame edecek sektörleri geliştirmek gerekiyor. YEP’de buna dair unsurlar mevcut. Kısa vadede ise kur tarafında bir istikrar kazanmak çok önemli. Enflasyona ilişkin beklentilerin olumluya dönmesini sağlayacak en önemli parametre bu olur.

Program işe yarayacak mı?
Açıklanan programın kısa vadede enflasyona karşı hazırlanan yeni bir önlem paketi olduğunu düşünüyorum. Bütün özel sektörün ve bankaların programa destek vermesi, enflasyona ilişkin olumsuz beklentileri kırma konusunda önemli bir adım. Gerçekten programda öngörüldüğü gibi fiyatlarda indirim sağlanır ve toplum da geniş bir katılımla programa destek verirse kısa vadede beklentiler olumluya döner. Ama dediğim gibi, asıl olarak enflasyonu düşürmek için sıkı para ve maliye politikalarının sonuç alana kadar uygulanması, orta vadede ise üretimdeki ithalat ağırlığını düşürmek için yapısal önlemlere yönelinmesi gerekiyor.

Ekonomi yönetimi enflasyonda en kötünün geride kaldığını söylese de, TÜFE ile ÜFE arasındaki farkın 21 puana kadar açılması enflasyonun yüzde 30’ları göreceğine dair yorumlara neden oluyor. Siz tabloyu nasıl görüyorsunuz?
Yıl sonuna kadar talebin düşük seyredeceğini düşünürsek, ÜFE’deki oranı fiyatlara yansıtmak üretici için zorlaşacak. Maliyet etkisini kırmak ve ÜFE’de bir geri çekilme sağlanabilmesi için kurdaki oynaklığın daha da düşmesi lazım. TL’nin belli bir oranda değer kazanması da yardımcı olacaktır ama oynaklık daha önemli. Ben yıl sonuna doğru hem ÜFE’de hem de TÜFE’de belli bir geri çekilme olacak diye düşünüyorum. Ama ÜFE TÜFE’den daha hızlı mı geri çekilir, onu alınan tedbirlerin hayata nasıl geçeceği gösterecek.

IMF, Türkiye ekonomisi için 2019 yılı büyüme tahminini yüzde 0,4’e indirdi. Enflasyondaki yüksek seyri de düşünürsek “Türkiye stagflasyona girdi” denebilir mi?
Stagflasyon dediğimiz zaman hem reses-yon hem de yüksek enflasyon aynı anda olacak. Eylül enflasyonu çok yüksek geldi ama ekim ayından itibaren bir miktar geri çekilme göreceğiz. Diğer yandan dördüncü çeyrek büyümenin çok zayıf olduğu, hatta belki de küçülmenin olacağı bir dönem olabilir. Ama bu tabloya hemen stagflasyon demek doğru olmaz. “Türkiye stagflasyona girdi” demek için bu durumun en azından iki çey-rek boyunca devam etmesi gerekiyor. Bence enflasyon, stagflasyon süreci başlamadan düşüşe geçecek. 2019’un ilk çeyreğinde de zayıf bir büyüme görecek olsak da enflasyonun yavaş yavaş düşüşe geçeceğini öngörüyorum. Dolayısıyla stagflasyonu konuşmak için henüz erken diye düşünüyorum.

Türkiye’nin geçmiş kriz dönemlerine baktığımızda, bu dönemi diğerlerinden ayıran özellikler var mı?
Evet, bazı farklardan söz edebiliriz. Türkiye ekonomisi 2009’un ilk çeyreğinde yüzde 14’e yakın küçülmüştü. Ama sonra bu küçülme yerini hızlı büyümeye bıraktı. O dönemde enflasyondaki bozulma bu ölçüde değildi. Bu düzeyde bir kur şoku oluşmadı. Çünkü kriz sonrası uluslararası piyasalarda ciddi bir para bolluğu yaşandı. Bugün ise uluslararası piyasalarda parasal genişlemenin yerini yavaş yavaş daralmaya bıraktığı bir döneme giriyoruz. Yani dış kaynak desteği yerine kısıtı yaşayacağız. Bilindiği gibi bugünkü kur şokunun nedenleri sadece ekonomi ile alakalı değil. Uluslararası konjonktür ve uluslararası politika ile alakalı kısımlar da var. Kısa vadede bunların çözüme kavuşmasını beklemek gerçekçi olmayabilir.

Diğer yandan enflasyon ve kur çok yüksek seviyelere geldiği için maliye politikası teşvikleriyle de talep yaratmak mümkün değil. Bunu 2009’da ve 15 Temmuz sonrasında 2016’da yapabilmiştik. Dolayısıyla 2009’daki gibi krizden hızlı bir çıkış beklemek doğru olmaz. Daha tedrici ve yavaş bir çıkış olacak. Ama 2009’daki gibi hızlı bir çıkış olmasa da daha sağlam bir çıkış olabilir. Belki krizden biraz daha zorlanarak çıkacağız ama bu dönemde atılacak adımlarla Türkiye’yi dış borçla değil üretimle büyüyen bir ekonomi haline getirmek mümkün olabilir.

“YENİ FAİZ ARTIRIMINA GEREK YOK”
“Kur cephesinde çok ciddi bir oynama olmazsa, ben faiz artırımının şu aşamada gerekli olmadığını düşünüyorum. Bir kere piyasa faizleri ile Merkez Bankası faizleri arasında belli bir fark olması normaldir. Burada faizler sınıra dayanmış durumda. Enflasyon cephesinde düşüş başladığında, kur cephesinde de belli bir istikrar sağlanmış olursa, 25 Ekim’de faiz artırımına ihtiyaç kalmayacağını düşünüyorum.

Bu faizler zaten reel ekonomiyi yeterince yıpratacak. Daha fazlasına da şu anda gerek yok.”



İlgili Haberler
0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yazmak ister misiniz?

Yorum yap