Değerli metaller; stagflasyon endişeleri, jeopolitik riskler ve güvenli liman talebinin artmasıyla göreceli dirençli bir resim çiziyor. Özellikle ABD’de enflasyonun beklenenden yüksek gelmesi ve büyüme verileri, yatırımcıların korunma amaçlı altın ve gümüşe yönelmesine neden oldu.
Ocak ayı sonundaki sert düşüşün ardından; mevcut ortamda gümüş daha güçlü bir yükseliş kaydederken, altın da jeopolitik riskler ve enflasyona karşı korunma talebiyle yükselişini sürdürerek iyimser teknik görünümünü korudu. ABD’nin tarife rotasını yeniden şekillendirme çabalarının yarattığı belirsizliğin ve jeopolitik risk başlıklarının değerli metaller için destekleyici olmaya devam edeceği öngörülüyor. Merkez bankalarının alım iştahı da sürüyor.
“Ocak ayının son haftasında değerli metal yatırımcıları için ekranları açmak gerçekten tatsızdı” diyen Ata Yatırım Hazine Bölümü Uzmanı Yiğit Akyıl, sosyal medyada dolaşmaya başlayan ‘balon patladı’ yorumlarına katılmıyor. Güçlü bir rallinin ardından gelen bu tür düzeltmelerin ‘sağlıklı’ olduğunu söyleyen Yiğit Akyıl, “Görüşümüz, 2026’nın ilk yarısında hem altın hem de gümüşte yeni tarihi zirvelerin görülmesinin sürpriz olmayacağı yönünde. Teknik resim de bu görüşü destekliyor” diyor.
Yiğit Akyıl ile altın ve gümüşte tarihi fiyat hareketlerinin nedenlerini, olası senaryoları ve önümüzdeki sürece ilişkin öngörüleri konuştuk. Yiğit Akyıl’ın ekonomist.com.tr okuyucuları için yaptığı kritik değerlendirmeler, başlıklar halinde şöyle:
“‘Balon patladı’ yorumlarına katılmıyorum”
Ocak ayının son haftasında değerli metal yatırımcıları için ekranları açmak gerçekten tatsızdı. 29 Ocak'ta ons gümüş 121-122 dolar seviyelerinde tarihi bir zirve yaparken, 30 Ocak gecesi yüzde 40’a varan bir düşüşle 73 dolara geriledi; 1980'den bu yana en sert tek günlük satış yaşandı. Chicago Mercantile Exchange’in (CME) aynı dönemde marj oranlarını yüzde 15’e çıkarması kaldıraçlı pozisyonların domino taşları gibi devrilmesini hızlandırdı. Sosyal medyada ‘balon patladı’ yorumları dolaşmaya başladı. Ben tam tersini düşünüyorum.

“Güçlü rallinin ardından gelen düzeltmeler sağlıklı”
Büyük resme baktığımda; bu hareketi ‘trendin bozulması’ olarak okumak mümkün değil. Ons gümüş, o sert satışa rağmen aylık bazda 10 aydır yükseliş serisini korudu. Ons altın ise son 14 ayın 13’ünde yükseliş kaydetti. Güçlü bir rallinin ardından gelen bu tür düzeltmeler aslında sağlıklı; piyasa nefes alıyor, zayıf ellerdeki pozisyonlar tasfiye oluyor, zemin sıkılaşıyor. Görüşümüz, 2026’nın ilk yarısında hem altında hem de gümüşte yeni tarihi zirvelerin görülmesinin sürpriz olmayacağı yönünde. Teknik resim de bu görüşü destekliyor.
“Merkez bankaları altın almaya devam ediyor”
Altın bu hafta 5.100- 5.250 dolar bandında işlem görüyor. 2025'te tarihi zirvelere doymayan, o yıl yüzde 60’ın üzerinde değer kazanan bir metalden bahsediyoruz ki bu 1979'dan bu yana en iyi yıllık performans. Ama bizi asıl düşündüren fiyat değil, talep tarafında. Üst üste üç yıl boyunca 1.000 tonun üzerinde gerçekleşen merkez bankası alımları, 2026'da da güçlü bir ivmeyle devam ediyor. Çin Merkez Bankası (PBOC) 14 aydır art arda altında net alıcı konumunda bulunuyor. Polonya Merkez Bankası Başkanı rezervlerini 700 tona çıkarmayı hedeflediğini açıkladı. Brezilya Merkez Bankası dört yıllık aradan sonra piyasaya geri döndü. Kazakistan Merkez Bankası 2025'te 1993'ten bu yana en yüksek yıllık alımını gerçekleştirdi ve yöneticisi açıkça konuştu: "Küresel gerilimler azalana kadar net alıcı kalmayı sürdüreceğiz."
“Dolar varlıklarından çıkışın somut aracı”
Bu alımların arkasındaki hikâye de değişti. Artık ‘portföy çeşitlendirmesi’ gibi teknik bir gerekçe değil; merkez bankaları için altın, dolar varlıklarından çıkışın somut aracı haline geldi. Global merkez bankası rezervlerinde altın, dolar bazlı varlıkların önüne geçmeye başlarken, Çin de yabancı bankalara altın saklama imkânı sunarak bu metali rezerv aracının ötesinde finansal bir nüfuz enstrümanı olarak konumlandırıyor. Deutsche Bank bu ortamda yıl sonu için 6.000 dolar hedefini koruyor. Arz tarafında ise konjonktür altını desteklemeye devam ediyor. Madencilik üretimindeki artışın sınırlı kalması, hurda arzının yüksek fiyatlara rağmen beklenen hızda gelmemesi ve ETF girişlerinin 2025 sonunda ivme kazanması arz-talep dengesini alıcılar lehine tutmayı sürdürüyor.
“Rasyo hikâyesi: Gümüşün kaybedilen 10 yılı geri alması”
2011’de altın-gümüş boğa piyasasının zirvesinde altın/gümüş rasyosu 31-33 bandına kadar geriledi; gümüş o dönemde altından çok daha hızlı koştu. Bugün rasyo 57 civarında seyrediyor. Bu hem gümüşün altına kıyasla hâlâ ciddi bir iskontoda olduğunu hem de ocak ayındaki düzeltmenin ağırlığını gümüş tarafında bıraktığını teyit ediyor. Rasyonun 2011 seviyelerine dönmesi için tek gerçekçi yol gümüşün altından çok daha hızlı yükselmesi. Mevcut konjonktürde bunu mümkün kılan faktörlerin tamamı masa üzerinde duruyor. Bu faktörler; artan endüstriyel talep, Çin'in arz kısıtlamaları, yetersiz fiziki stoklar ve spekülatif momentumun geç aşamada gümüşe kayması. Gümüş, altının yüksek betası gibi davranır; iyi günlerde altından fazla kazandırır, kötü günlerde daha fazla kaybettirir. 2026 değerli metaller için pozitif bir yıl olacaksa gümüşün bu süreçte altına göre çok daha güçlü bir relatif performans sergilemesini bekliyoruz.
“27 Şubat ve vade sonu baskısına dikkat!”
Gümüşte ters omuz-baş-omuz formasyonu oluşmuş durumda. 92,20 dolar seviyelerinin üzerinde kalıcı günlük kapanışlar gerçekleşirse formasyonun tamamlanmasıyla birlikte üç haneli ons gümüş fiyatları yeniden gündemin üst sıralarına taşınabilir. Bu hem bir hedef hem de piyasanın yapısal kırılımlara nasıl tepki verdiğini ölçen kritik bir eşik. Teknik olarak ise dikkat ettiğim bir tarih var: 27 Şubat, gümüşte ‘First Notice Date’. Bu tarihten önce short pozisyon taşıyan yatırımcıların fiziki teslim yükümlülüğünden kaçınmak için pozisyon kapatması gerekiyor. Eğer açık pozisyon büyüklüğü fiziki stoklara kıyasla yüksek kalırsa kâğıt fiyat ile fiziki prim arasındaki makas açılabilir. Son haftalarda gümüşün sergilediği toparlanma gücüyle bu tarihin üst üste gelmesi, kısa vadeli volatilite açısından yakından izlenmesi gereken bir tablo oluşturuyor.
Fiziki mi, kâğıt mı?
COMEX'te kâğıt gümüş kontratlarını temsil eden açık pozisyon, kasalardaki fiziki stoğun yaklaşık 4 katı büyüklüğünde. Piyasa böyle farklarla tarihsel olarak işlemeye devam etti. Çünkü sözleşmelerin büyük çoğunluğu teslimata gitmeden bir sonraki aylara devrediliyordu. Ancak tablo değişmeye başladı; Aralık 2025'te kayıtlı gümüşün yüzde altmışı yalnızca dört günde teslim talebiyle karşılaştı. Kasalardan çıkan metal geri gelmiyor, yerine yenisi girmiyor.
Bu ortamda kâğıt kontrat tutmanın riski soyut bir olasılık olmaktan çıkıp somut bir hesap meselesine dönüşüyor. CME'nin marj oranlarını gümüşte yüzde 15’, altında da yüzde 8’e çektiği bir ortamda ani fiyat hareketleri kaldıraçlı pozisyonları hızla tasfiye edebiliyor. Fiziki metal tutmanın asıl avantajı ise bu baskı anlarında oluşan primleri doğrudan yakalayabilmek; kağıt fiyat gecikmeli tepki verirken fiziki metal primlerinin Shanghai ve Dubai'de spot fiyatın belirgin biçimde üzerinde seyrettiğini ocak'ta gördük. Bu ayrışma rastlantı değil, yapısal bir sinyaldir.
“Jeopolitik jokerler önemli”
Arz tarafında da göz ardı edilemeyecek riskler var. Meksika, dünyanın en büyük gümüş üreticisi ve oradaki devlet-kartel geriliminin tırmanması arz üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Gümüşün arz yapısı altına kıyasla çok daha dar; bu tür siyasi aksama senaryolarına çok daha hassas tepki verebiliyor. Öte yandan olası bir ABD–İran gerilimi enerji fiyatları üzerinden enflasyon beklentilerini yukarı çekebilir; bu senaryoda güvenli liman talebi hem altını hem gümüşü doğrudan destekler. Ocak sonundaki sert düzeltmeye rağmen ana trendin yukarı olduğu kanaatindeyiz. Merkez bankalarının durdurulamaz alım iştahı, Çin'in ihracat kısıtlamaları, fiziki piyasalardaki artan baskı, güçlü teknik yapı ve altın-gümüş rasyosundaki tarihsel sapma bir arada değerlendirildiğinde 2026'nın ilk yarısında yeni tarihi zirvelerin görülmesini bekliyoruz.