Küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanma bakır fiyatlarını da derinden etkilerken, beklentiler fiyat çıkışının önümüzdeki süreçte devam edeceği yönünde. Türkiye’nin cevherden bakır üreten Cengiz Holding’in iştiraki Eti Bakır’ın genel müdürü Asım Akbaş, bakırın küresel elektrifikasyonun omurgası haline geldiğini söylüyor.
Ekonomist’in 15 - 28 Şubat 2026 tarihli sayısından
Enerji dönüşümü, yenilenebilir yatırımlar, elektrikli mobilite, kentleşme ve sanayi talebinin bakırı güçlü bir büyüme hikâyesinin merkezine yerleştirdiğini aktaran Akbaş, son dönemde yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarının yarattığı ek elektrik ve altyapı ihtiyacının da güçlü bir ikinci tur talep etkisi yarattığını belirtiyor. Bunun bakırı yalnızca bir emtia değil, aynı zamanda stratejik bir varlık olarak konumlandırdığına işaret eden Akbaş, bu çerçevede 2026–2027 döneminde fiyatlarda dönemsel volatilitenin sürmekle birlikte fiyatının orta vadede yukarı yönlü olacağını belirtiyor. Arz tarafındaki kırılganlıklar ise üretimi zorluyor. Türkiye’de cevherden bakır üreten ve yaklaşık 1,5 milyar dolar ciroya sahip olan Eti Bakır, bu yıl 120 bin ton üretim planlıyor. 15 yıllık süreçte 1 milyon ton katot bakır üreten şirketin Türkiye’nin bakır ihtiyacının yüzde 20’sini karşıladığını aktaran Asım Akbaş hem piyasaları ve hem de şirketin mevcut yatırımlarını değerlendirdi.

“2026 hem fırsat hem risk yılı”
“2026’ya baktığımızda bakır piyasasının seyrini belirleyecek ana dinamiğin, arz-talep dengesindeki yapısal değişim olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Enerji yatırımları, elektrikli mobilite ve dijital altyapı projeleri bakıra olan ihtiyacı kalıcı biçimde yukarı çekiyor. Buna karşılık yeni maden yatırımlarının uzun zaman alması, izin süreçlerinin uzaması ve mevcut madenlerin yaşlanması arz tarafını daha kırılgan hale getiriyor. Bu tablo kısa vadede fiyatlarda dalgalanma yaratırken, orta vadede denge fiyatını yukarı yönlü baskılayan bir zemin oluşturuyor; dolayısıyla 2026’yı hem fırsat hem de risk barındıran bir dönem olarak görüyoruz. Türkiye açısından ise enerji dönüşümü, sanayi yatırımları ve yerli üretim vurgusunun bakır talebini desteklemeye devam edeceğini öngörüyoruz.”
Eti Bakır açısından 2025 yılında bütçe hedeflerine ulaşıldı mı?
2025 yılı bizim açımızdan entegre üretim gücümüzü pekiştirdiğimiz ve üretim sürekliliğimizi güçlendirdiğimiz bir dönem oldu. Cevherden nihai ürüne uzanan entegre yapımızı ve bakırdan gübreye uzanan değer zincirimizi bu dönemde daha da güçlendirdik. Operasyonel açıdan planlı ve kontrollü bir üretim yılı yürüttük. Mardin Mazıdağı’ndaki Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisimizde planlı revizyonlarla bakım, modernizasyon ve otomasyon çalışmalarını tamamladık; bu sayede üretim güvenliği ve sürekliliğimizi destekledik. Samsun’da İzabe ve Elektroliz tesisimize entegre yeni gübre tesisini devreye alarak yaklaşık 300 milyon dolarlık yatırımla yıllık 450 bin ton DAP kapasitesi ekledik ve toplam gübre üretim kapasitemizi 850 bin tona çıkardık. Bakır tarafında ise güçlü teknik altyapımız doğrultusunda 15 yılda 1 milyon ton katot bakır üretimine ulaştık. Yüzde 99,99 saflıkta (LME Grade A) ürettiğimiz katot bakırı enerji, kablo, otomotiv ve elektronik başta olmak üzere stratejik sektörlere kesintisiz tedarik etmeyi sürdürdük.
2026 yılına hangi hedeflerle girdiniz?
2026’ya ilişkin büyümeyi tek bir yüzdeyle tanımlamak yerine, artan bakır ihtiyacına nasıl karşılık verdiğimiz üzerinden değerlendirmeyi daha doğru buluyoruz. Küresel elektrifikasyon, enerji dönüşümü ve dijitalleşme hızlandıkça bakırın stratejik önemi belirgin biçimde artıyor. Artan bakır ihtiyacı, Eti Bakır’ın konumunu da kritik hale getiriyor çünkü ülkemizde cevherden nihai ürüne kadar üretim yapabilen tek entegre tesise sahip şirket biziz. Bu nedenle 2026’ya bakarken odağımızı, Türkiye’nin artan bakır ihtiyacının güvenilir, yerli ve sürdürülebilir şekilde karşılanması üzerine kuruyoruz. Halihazırda Türkiye’nin bakır ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyoruz ve bu katkıyı aynı istikrarla sürdürmeyi amaçlıyoruz. Büyüme yaklaşımımızı da bu öncelikle uyumlu biçimde; üretim sürekliliğini koruyan, entegre değer zincirimizi güçlendiren ve stratejik sektörlere kesintisiz tedariki esas alan bir çerçevede şekillendiriyoruz.
Küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmanın etkisinden söz eder misiniz? Özellikle bakır piyasasında, 2026–2027 yılına dair öngörünüz nedir?
Küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanma, bizim açımızdan daha dikkatli bir risk yönetimi ve planlama gerektiren bir ortam yaratıyor. Ancak bakır özelinde fiyat hareketlerini yalnızca kısa vadeli dalgalanmalarla açıklamak yeterli değil; belirleyici olan talep ve arz tarafındaki yapısal dinamikler. Talep cephesinde bakır, küresel elektrifikasyonun omurgası haline gelmiş durumda. Enerji dönüşümü, yenilenebilir yatırımlar, elektrikli mobilite, kentleşme ve sanayi talebi bakırı güçlü bir büyüme hikâyesinin merkezine yerleştiriyor. Buna son dönemde yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarının yarattığı ek elektrik ve altyapı ihtiyacı da eklenmiş durumda; bu da bakırı çevreleyen altyapıyı büyüten güçlü bir ikinci tur talep etkisi yaratıyor.
Peki arz tarafında durum nedir? Yüksek talebin fiyatlara yansıması ne olur?
Arz tarafında tablo daha kırılgan. Mevcut madenlerin yaşlanması, cevher tenörlerinin düşmesi, yatırım maliyetlerinin artması ve izin süreçlerinin uzaması birincil arzı daha katı hale getiriyor. Yeni bir bakır madeninin keşiften ticari üretime geçişinin uzun yıllar alması, arzın kısa ve orta vadede talep artışına esnek biçimde yanıt vermesini zorlaştırıyor. Geri dönüşüm önemli bir tampon işlevi görse de toplam arzın tamamını karşılamaya yetmiyor. Ayrıca bakır değer zincirindeki jeopolitik ve operasyonel yoğunlaşma, fiyat dinamiklerini daha hassas hale getiriyor; bu da bakırı yalnızca bir emtia değil, aynı zamanda stratejik bir varlık olarak konumlandırıyor. Bu çerçevede 2026–2027 döneminde fiyatlarda dönemsel volatilitenin sürmesi muhtemel. Ancak elektrifikasyon ve dijital altyapı yatırımlarının devam ettiği bir ortamda, arz esnekliğinin sınırlı kalması bakırın denge fiyatını orta vadede yukarı yönlü baskılayan temel bir unsur olmaya devam edecektir. Biz de bu yapısal tabloyu dikkate alarak, tedarik sürekliliğini ve operasyonel dayanıklılığı merkeze alan bir yaklaşımla ilerliyoruz.
Maden sahasında yeni bir ürün ve bölgeye yönelik yatırım planlarınızdan söz eder misiniz? Kobalt alanındaki çalışmalarınız ne durumda?
Bakır üretim süreçlerimizde ortaya çıkan yan ürünleri atık değil, artık ürün olarak ele alan bir yaklaşımımız var. Bu anlayış doğrultusunda AR-GE’yi süreçlerimize entegre ederek, yüksek teknolojik uygulamalarda talep gören kobalt ve nikel gibi kritik metallerin geri kazanımına yönelik teknik çalışmalar yürütüyoruz. Bu alandaki odağımız; çevresel etkiyi azaltan, kaynak verimliliğini artıran ve değer zincirimizi genişleten çözümler geliştirmek. Çalışmalarımız ilerledikçe ve olgunlaştıkça somut çıktıları kamuoyuyla paylaşmayı da hedefliyoruz. Öte yandan maden sahalarımıza yönelik yatırım gündemimiz de devam ediyor. Elazığ ve Çanakkale sahalarımızda yılın sonuna kadar faaliyete başlamayı hedefliyoruz; Sinop/Boyabat’ta ise ÇED sürecimiz sürüyor. Gerekli izinlerin tamamlanmasıyla birlikte bu projelerdeki adımlarımızı netleştireceğiz.
Yatırımla birlikte şirketin aldığı yüksek teşvikler de dikkatleri çekti. Alınan teşviklere ilişkin son durum nedir?
Türkiye’de teşvikler yasalar ve yönetmeliklerle belirleniyor. Hangi bölgede hangi yatırımı yapmayı planlıyorsanız, buna göre teşvik alıyorsunuz. Bu tüm Türkiye vatandaşları için aynı şekilde geçerli. Eti Bakır’ın aldığı teşvikler de bu yasa ve yönetmeliklere göre belirlenmiştir.
“Elazığ ve Çanakkale maden sahalarımızda yıl sonuna kadar üretim başlayacak, Sinop Boyabat’ta ise ÇED süreci devam ediyor. Gerekli izinlerin tamamlanmasıyla birlikte bu projelerdeki adımlarımızı netleştireceğiz.”