USD/TRY
Döviz Çevirici
TRY
USD
EUR
Hesapla

Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında

Türkiye’de 1 milyon tonu aşan su ürünleri üretimiyle büyüyen balıkçılığın geleceği, deniz çayırlarının sağlığına da bağlı. Balıkların üreme ve yavru gelişim alanı olan deniz çayırlarının yokluğunun, Akdeniz genelinde yıllık yaklaşık 912 milyon Euro’luk ekonomik akışı riske atacağı hesaplanıyor.

Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında

Türkiye’de balıkçılık sektörü, 1 Eylül’de başlayan yeni av sezonuyla birlikte yeniden denizlere açılırken, üretim, ihracat ve istihdamdaki büyüklüğüyle ekonomideki ağırlığını artırıyor. Geçtiğimiz yıl 1 milyon 37 bin tonu aşan üretimle Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılırken, avcılığın yanı sıra hızla büyüyen yetiştiricilik sektörü de toplam üretimde önemli bir paya ulaştı.

Ekonomist’in 27 Eylül - 10 Ekim 2026 tarihli sayısından

Yaklaşık bin 600 büyük ölçekli balıkçı gemisinin faaliyet gösterdiği sektörde 250 bin kişi istihdam edilirken, Türkiye su ürünleri alanında başta Avrupa olmak üzere uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendiriyor. Yaklaşık 100 ülkeye gerçekleştirilen su ürünleri ihracatının hacmi ise 2,3 milyar dolar. Türkiye’de kişi başına yıllık balık tüketiminin 7 - 8 kilogram seviyesinde kalması ve 16 kilogram olan dünya ortalamasının altında seyretmesi ise iç tüketimdeki büyüme potansiyeline işaret ediyor. Ancak denizlerdeki bu ekonomik hareketliliğin sürdürülebilirliği, avcılık faaliyetlerinin geleceği kadar balıkların yaşamını sürdürdüğü doğal habitatların korunmasına da bağlı. Balıkçılığın görünmeyen desteklerinden biri ise deniz tabanında uzanan ve çoğu zaman gözden kaçan deniz çayırları…

Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında-1

Balıkçılığın ekolojik temeli

Türkiye kıyılarında deniz çayırları için mevcut verilerin derlenmesiyle yaklaşık 95 bin 500 hektarlık bir yayılış alanı ortaya çıkıyor. Bunun yaklaşık 66 bin hektarı Ege Denizi’nde, 26,5 bin hektarı Marmara’da ve 2.950 hektarı Akdeniz’de bulunuyor. Ancak Türkiye’deki gerçek yayılış alanının, henüz yeterince taranmamış bölgelerin çalışılmasıyla daha yüksek çıkmasının mümkün olduğunu belirten Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergün Taşkın, deniz çayırlarının Türkiye’de çok sayıda balık türü için üreme, barınma ve özellikle yavru gelişim alanı sağlayarak balıkçılığın ekolojik temelini desteklediğine vurgu yapıyor.

Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında-2

Prof. Dr. Ergün Taşkın / Manisa Celal Bayar Üniversitesi

Türkiye kıyılarındaki çalışmaların, deniz çayırları habitatlarında 108 balık türünün bulunduğunu söyleyen Taşkın, şöyle devam ediyor: “Fakat bu habitatların balık üretimine ve ticari balıkçılığa sağladığı katkıyı ulusal ölçekte doğrudan hesaplayabilecek standartlaştırılmış biyokütle verilerimiz henüz yeterli değil. Akdeniz geneli için hesaplanan 116 milyon Euro’luk değer, deniz çayırlarının toplam ekonomik değeri olarak değerlendirilmemeli. Bu rakam deniz çayırlarına bağlı dolaylı ekonomik katkıyı ifade ediyor ve aynı çalışmada çayırların yokluğu durumunda yıllık yaklaşık 912 milyon Euro’luk ekonomik akışın risk altında olabileceği belirtiliyor.”

Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında-3

Dr. Evrim Kalkan Tezcan / ODTÜ

Balıkların yaşam alanı

Deniz çayırlarının balıkçılık açısından taşıdığı önem, onların deniz canlıları için sunduğu yaşam alanıyla daha da belirginleşiyor. Deniz çayırlarının, özellikle de posidonia oceanica’nın, kıyı ekosistemleri için çok temel bir yaşam alanı oluşturduğunun altını çizen ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Evrim Kalkan Tezcan, “Birçok balık, omurgasız ve diğer deniz canlısı için barınma, beslenme, üreme ve yavru gelişim alanı sağlıyor. Bu nedenle deniz çayırlarını yalnızca ‘bitki örtüsü’ gibi değil, kıyıdaki canlılığın devamını destekleyen bir altyapı gibi düşünmek daha doğru. Bu alanlar zarar gördüğünde yalnızca habitat kaybı yaşanmıyor, aynı zamanda balık stoklarının yenilenmesi, kıyıdaki  üretkenlik ve dolayısıyla balıkçılıktan elde edilen gelirde olumsuz etkilenebiliyor” diyor.

Balık yavruları, deniz çayırlarının arasında avcılardan korunuyor; omurgasız canlılar ve mikroorganizmalar burada gelişiyor, üretilen organik madde ise bütün besin ağını besliyor. Dolayısıyla, başta barbun, mırmır ve mercan türleri olmak üzere ticari olarak avlanan birçok tür, yaşamının en az bir döneminde deniz çayırlarına bağımlı. Bu nedenle deniz çayırlarının zarar görmesi, yalnızca deniz tabanındaki bir habitatın kaybı anlamına gelmiyor; doğrudan balık stoklarını ve balıkçılığın geleceğini de etkiliyor.

Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında-4

Prof. Dr. Barış Salihoğlu / ODTÜ

Balıkçılık kadar iklim için de kritik

Deniz çayırlarının üzerindeki baskıların etkisi yalnızca balık stoklarıyla sınırlı değil. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, kıyı yapılaşması, kirlilik, atık girdileri, sedimentasyon, balıkçılık ve yetiştiricilik faaliyetleri, turizm, teknecilik ve demirleme baskısının yanı sıra artan deniz suyu sıcaklıkları, denizel sıcak hava dalgaları ve istilacı türlerin de deniz çayırları için önemli riskler oluşturduğunu söylüyor.

Özellikle Doğu Akdeniz’de bu kümülatif baskıların posidonia oceanica çayırlarının yapısal bütünlüğünü ve ekolojik işlevlerini zayıflattığına dikkat çeken Salihoğlu, deniz çayırlarının gerilemesinin karbon depolama kapasitesinin azalması, balıkçılık için önemli yaşam alanlarının daralması ve kıyı ekosistemlerinin dayanıklılığının düşmesi anlamına geldiğine değiniyor.

Yüksek ekolojik ve koruma değeri nedeniyle Posidonia oceanica çayırları ve oluşturdukları biyoyapıların, AB Habitat Direktifi ve Barselona Sözleşmesi kapsamında korunması öncelikli habitatlar arasında değerlendirildiğinden de bahseden Salihoğlu, “Ayrıca deniz çayırları, AB Su Çerçeve Direktifi ve Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi kapsamında çevresel durumun değerlendirilmesinde kullanılan biyolojik kalite göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor” diye ekliyor.

Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında-5

Dr. Gültekin Yılmaz / Araştırmacı

Rodos Adası’na denk kayıp

İklim değişikliği de deniz çayırlarının geleceği açısından önemli bir tehdit oluşturuyor. Deniz çayırı habitatlarının yüzyıl boyunca ne kadar daralacağını modelleyen araştırmalara göre, bu habitatların 2031-2050 döneminde yüzde 6 ila 12, yüzyıl sonuna kadar ise yaklaşık yüzde 20 daralması bekleniyor. Yaklaşık 2 bin 500 kilometrekareyi bulan bu kaybın, Rodos Adası’na denk büyüklükte bir habitat kaybı anlamına geldiğini söyleyen bağımsız araştırmacı Dr. Gültekin Yılmaz, “Bu gerilemenin başlıca nedenlerinden biri; sıklığı, uzunluğu ve şiddeti giderek artan denizel sıcak hava dalgaları. Denizel sıcak hava dalgaları, bu eşiklerin uzun süre aşılmasına neden olarak doku hasarını artırıyor, büyümeyi yavaşlatıyor ve çayır kayıplarını hızlandırıyor” diyor.

‘Karbon bombası’ tehlikesi

Deniz çayırlarının önemi, iklim açısından da kendini gösteriyor. ‘Mavi karbon’, denizler ve kıyısal ekosistemlerin atmosferden aldıkları karbonu uzun süre boyunca depolama kapasitesini ifade ediyor. Deniz çayırları, mangrovlar ve tuzlu bataklıklar da en önemli doğal karbon depoları arasında yer alıyor. Yılmaz, deniz çayırlarının yalnızca biyoçeşitliliği destekleyen habitatlar değil, aynı zamanda önemli mavi karbon ekosistemleri olduğunu belirterek şunları anlatıyor: “Tıpkı karasal ormanlar gibi deniz çayırları da fotosentez yoluyla atmosferden karbondioksit çekerler. Onları özel kılan ise karbonu yalnızca canlı dokularında değil, deniz tabanındaki sedimentlerde de uzun süre boyunca depolayabilmeleri.

Sağlıklı bir deniz çayırı, yalnızca karbon depolamakla kalmaz, bu karbon deposunu korur. Çayırlar zarar gördüğünde veya tamamen kaybolduğunda ise depolanan karbon hareketlenebilir. Organik madde parçalanarak deniz mikroorganizmaları tarafından karbondioksite dönüştürülür ve atmosfere geri salınabilir.” Araştırmalara göre bu habitatlarda yaşanacak kayıp, deniz çayırlarının karbon tutma kapasitesini de yüzyıl boyunca azaltacak. Kayıpların yüzyıl sonunda yüzde 3,5 ila 6 arasında olacağı hesaplanıyor. Ancak asıl tehlike, deniz çayırlarının geçmiş yüzyıllar boyunca biriktirdiği karbonun yeniden atmosfere dönmesi riski. Bu olasılık bir ‘karbon bombası’ olarak tanımlanıyor.

Öte yandan deniz çayırlarının kaybı, su kalitesini koruyan diğer doğal süreçleri de zayıflatıyor. Örneğin; tarımsal ve kentsel faaliyetler sonucu denizlere akan fazla azotu uzaklaştırma kapasitesinin, yüzyıl ortasına kadar yüzde 6 ila 12 arasında, yüzyıl sonuna kadar ise yaklaşık yüzde 20 azalabileceği tahmin ediliyor. Bunun sonucunda kıyı suları; besin tuzu kirliliğine, zararlı alg patlamalarına ve su berraklığının azalmasına karşı daha hassas hale gelebilir.

Deniz çayırlarının önündeki tehditler

  • Çapa ve demirleme: Teknelerin çapalaması, deniz çayırlarının kök ve rizomlarına zarar vererek çayırların parçalanmasına neden oluyor.
  • Trol ve dip tahribatı: Trol gibi fiziksel dip faaliyetleri, deniz çayırlarının doğrudan zarar görmesine ve habitatın bozulmasına yol açabiliyor.
  • Kıyı yapılaşması: Liman, marina, iskele ve diğer kıyı yapıları deniz çayırlarının yaşam alanlarını daraltabiliyor.
  • Bulanıklık ve sedimentasyon: Suyun bulanıklaşması ve dipte sediment birikmesi, deniz çayırlarının ihtiyaç duyduğu ışığın azalmasına neden oluyor.
  • Kirlilik ve besin tuzları: Evsel, tarımsal ve endüstriyel kaynaklı kirlilik ile artan besin tuzları, çayırların ekolojik dengesini bozabiliyor.
  • Deniz ulaşımı: Yoğun tekne ve gemi trafiği, özellikle çapa kullanımı ve fiziksel temas yoluyla çayırlara zarar verebiliyor.
  • Akuakültür faaliyetleri: Bazı bölgelerde balık çiftlikleri ve benzeri faaliyetler, su kalitesini ve deniz tabanındaki yaşam alanlarını etkileyebiliyor.
  • İklim değişikliği: Deniz suyu sıcaklıklarının artması ve denizel sıcak hava dalgalarının daha sık görülmesi, deniz çayırlarını strese sokabiliyor.
Balıkçılığın görünmeyen yüzü risk altında-6

Prof. Dr. Bayram Öztürk / İstanbul Üniversitesi Su Bil. Fak. Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Bşk. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Bşk.

“Metrekaresinin 200 Euro’luk katkısı var”
“Posidonia oceanica türü deniz çayırları Akdeniz’de 11 C – 29 C sıcaklıklar arasında, tuzlu ve temiz sularda ortalama 0 ila 40 metre derinlikler arasında dağılım gösteriyor. Fotosentez ile suyun oksijence zenginleşmesini sağlayan bu çiçekli bitkilerin; uzun yaprakları, yatay uzanan gövde ve kökleriyle sudaki askı yükleri tuttuğu biliniyor. 1 metrekare Posidonia oceanica deniz çayırı günde 14 litre oksijen üretebiliyor. Deniz çayırları yaşam alanları başta evsel ve endüstriyel atıklar olmak üzere yoğun kıyı kullanımı sonucu tahrip ediliyor. Zemin tarayıcı yöntemlerle avcılık, teknelerin attıkları çıpalar, yetiştiricilik faaliyetleri ve günlük turistik faaliyetler nedeniyle ciddi bir tehditle karşı karşıya. Bunun için deniz çayırlarının bulunduğu alanlara çıpa atılmaması için Göcek’te başlatılan projeyi olumlu buluyoruz. TÜDAV ve İş Bankası da Marmara’ya 10 adet şamandıra atarak bu konuda öncülük yaptı. Deniz çayırlarını ekosistem servisi olarak değerlendirdiğimiz zaman metrekaresinin yılda 200 Euro’luk bir ekosistem servisi sağladığını düşünüyoruz. Sadece endemik oldukları için değil, ekonomik ve ekolojik özellikleri nedeniyle de deniz çayırları çok önemli. TÜDAV olarak Saros Körfezi, Kaş-Kekova, Çeşme, Foça, Bodrum gibi alanlara da şamandıra sisteminin yerleştirilmesini öneriyoruz.”

0

EKONOMİST YENİ SAYI
Ekonomist Dergisini takip etmek için abone olun.
ABONE OL