Temel olarak Türkiye’nin cari açığını finanse etmek için döviz elde etmesi gerekiyor. Bunun için de kamu veya özel sektörün yurt dışından tahvil ve uzun vadeli kredi borçlanması ile birlikte, uluslararası yatırımcıların Türkiye’den hisse senedi alımı ve doğrudan yatırım gibi adımlar atması gerekiyor. Şu an itibarıyla yıl sonunda cari açığın 50 milyar doları aşması bekleniyor. Eylül 2025’te açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP), 2026 sonu cari açık hedefi 22,3 miyar dolardı. Yani hedefi iki kattan fazla aşacak bir gerçekleşmeye doğru gidiyoruz.

Cari açıkta yıl sonu beklentisi
Son açıklanan verilere bakalım: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca (TCMB) açıklanan ödemeler dengesi verilerine göre, haziran ayında cari işlemler hesabı 4 milyar 194 milyon dolar açık verirken, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 1 milyar 462 milyon dolar fazla verdi. Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı ise 8 milyar 533 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yıllıklandırılmış verilere göre, haziran ayında cari açık yaklaşık 38,9 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 76,5 milyar dolar açık verdi. Aynı dönemde hizmetler dengesi 63,7 milyar dolar fazla, birincil ve ikincil gelir dengesi sırasıyla 24,2 milyar dolar ve 2 milyar dolar açık kaydetti.
Bakan Şimşek, haziranda yıllıklandırılmış cari açığın 38,9 milyar dolar olduğunu belirterek, “Enerji ve diğer emtia fiyatlarının yüksek seyri cari denge üzerinde baskı oluştursa da cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalacağını öngörüyoruz” açıklaması yaptı. Geçen yılki OVP’de cari açığın milli gelire oranı yüzde 1,3 olarak öngörülmüştü. İkinci çeyrek itibarıyla ise bu oran yüzde 2,3 seviyesinde bulunuyor. Yıl sonunda Cari açık / GSYH oranı yüzde 3 düzeyinde seyretse bile, ekonomi yönetimi açısından bunu kompanse etmek zor olmayacaktır.

Bütçe açığında durum ne?
Cari dengeden bahsetmişken, bütçe dengesine de bir göz atalım. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın temmuz ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe verilerini yayımladı. Merkezi yönetim bütçesi haziran ayında kaydettiği fazlanın ardından temmuz ayında 378,1 milyar TL açık verdi. Temmuzda merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 790,5 milyar TL, bütçe gelirleri 1 trilyon 412,4 milyar TL oldu. Aynı dönemde faiz dışı açık ise 51,3 milyar TL olarak gerçekleşti. Temmuz ayındaki faiz giderleri 326,8 milyar TL olarak kaydedildi. Bu da gösteriyor ki bütçedeki açığın yüzde 86,4’ü faiz ödemelerinden kaynaklanıyor.
Ocak-temmuz döneminde ise merkezi yönetim bütçe giderleri 10 trilyon 520,7 milyar TL, bütçe gelirleri 9 trilyon 199,7 milyar TL ve bütçe açığı 1 trilyon 320,9 milyar TL olarak gerçekleşti. 2026 yılı için bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranının yüzde 3,5 olması hedefleniyor. Ancak açığın neredeyse yüzde 90’ının faiz ödemelerinden oluşması, her ne kadar şimdilik alarm seviyesinde olmasa da bütçe dengesi açısından ciddi anlamda sorunlu bir tabloya işaret ediyor.

Uluslararası yatırımlarda 8 yılın en kötüsü
Cari açığın finanse edilmesinden bahsederken vurguladığımız gibi, ekonominin yumuşak karnı olan cari açığa en iyi gelecek ilaçların başında Türkiye’nin uluslararası doğrudan yatırımlardan aldığı payın artırılması geliyor. Ancak ne yazık ki, yüksek maliyetler ve yargıya güvensizlik gibi Türkiye’ye has bir dizi sorun ve engel, uluslararası yatırımların ülkeye yönelmesini engelliyor.
TCMB verilerine göre, haziran itibarıyla Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonu açığı 402,6 milyar dolara yükseldi. Bu açık, 2018’in birinci çeyreğinden bu yana en yüksek açık olarak kayıtlara geçti. Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonu açığı 2013 yılının ilk çeyreği itibarıyla 449 milyar dolarla rekor seviyeyi görmüştü. Aynı dönemde uluslararası yükümlülükler de 806,7 milyar dolarla tarihi zirve görüldü. Uluslararası varlıklar ise aynı dönemde 404 milyar dolar düzeyinde kaldı. Doğrudan yatırımlar düşüşteyken, Türkiye’deki yüksek faiz ortamı yabancıların ilgisini çekmeye devam ediyor.
Portföy yatırımları
Haziranda portföy yatırımları alt kalemlerinden hisse senetleri ve yatırım fonu payları, bir önceki çeyreğe göre yüzde 14,6 oranında artarak 49,7 milyar dolar oldu. Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki çeyreğe göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 0,6 oranında azalışla 231,5 milyar dolar, portföy yatırımları yüzde 8,8 oranında artarak 154,8 milyar dolar, diğer yatırımlar ise yüzde 2,9 oranında artarak 413,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Aynı dönemde, bankaların yabancı para varlıkları yüzde 7 oranında azalarak 49 milyar dolar olurken, Merkez Bankası’nın rezerv varlıkları da yüzde 2,2 oranında azalarak 147,4 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Geniş işsizlik de yüzde 30’a takıldı
Bu sütunlardan Türkiye’de işsizlik hesaplamalarına ilişkin çok yazıp çizdik. Özellikle geniş tanımlı işsizliğin Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olduğunu, buna karşın ne ekonomi yönetiminde ne de kamuoyunda yeterli ilgiyi görmediğini defalarca anlatmaya çalıştık. Nefesimiz yettiği müddetçe de bu konuda uyarılarımızı aktarmaya devam edeceğiz.
TÜİK’e göre, 2026’nın 2.’nci çeyreğinde mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 7,9 seviyesinde gerçekleşti ve bu oran 2005 tarihli işsizlik veri setinin en düşük çeyreği olarak kayıtlara geçti.
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2026 yılı II. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 84 bin kişi azalarak 2 milyon 799 bin kişi oldu. Yüzde 8’in altını gören işsizliğe sevinirken, geniş tanımlı işsizlikte durum ne, ona bakalım:
Atıl iş gücü oranı yüzde 29,9
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı (geniş tanımlı işsizlik) 2026 yılı II. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,2 puanlık azalış ile yüzde 29,9 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,3 iken potansiyel iş gücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 20 olarak tahmin edildi. Bir başka deyişle, nasıl ki enflasyonda son bir yıldır yüzde 30’a takılıp kaldıysak, geniş tanımlı işsizlikte de bir yılı aşkın süredir hem aylık hem çeyreklik bazda yüzde 30’larda takılıp kaldık.