Nestlé, onarıcı tarım uygulamalarını ölçeklendirerek, gıda sistemlerinin dayanıklılığına katkı sağlamayı hedefliyor. Küresel ölçekte temel hammaddelerinin yüzde 27,6’sını onarıcı tarım uygulayan çiftliklerden tedarik eden şirket, 2030 yılına kadar bu oranı yüzde 50’ye taşımayı amaçlıyor.
Nestlé Türkiye ise bu küresel vizyonu yerel ölçekte hayata geçirirken; gençleri tarıma kazandırmayı, toprak sağlığını temel alarak üretimin uzun vadeli sürdürülebilirliğini güçlendirmeyi ve gıdanın kalitesi ile onarıcı tarım uygulamalarıyla elde edilen hammaddeler arasındaki bağı pekiştirmeyi önceliklendiriyor.
Toprak sağlığını ve ürün verimliliğini destekliyor
Nestlé Türkiye, ‘Onarıcı Tarım Projesi’ ile farklı ürün gruplarında ve bölgelerde onarıcı tarım uygulamalarını yaygınlaştırarak tarladan sofraya uzanan değer zincirinde kalıcı bir dönüşüm yaratmayı hedefliyor. Proje; toprağın korunması ve iyileştirilmesi, su kaynaklarının etkin yönetimi ve biyoçeşitliliğin desteklenmesi yoluyla hem tarımsal verimliliği hem de çiftçilerin uzun vadeli dayanıklılığını güçlendirmeyi amaçlıyor. Örtü bitkileri ekimi, azaltılmış toprak işleme ve entegre mera yönetimi gibi uygulamalar karbon tutumuna katkı sağlarken, toprak sağlığını ve ürün verimliliğini de destekliyor.
Çiftçilerle birlikte yerel koşullara uygun çözümler geliştiren Nestlé Türkiye, bu yaklaşımıyla üreticilerin geçim kaynaklarını güçlendirmeyi ve iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerine karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturmayı hedefliyor. İlk aşamada proje portföyü; buğday, mısır, şeker pancarı ve süt üretimi alanlarında yürütülecek çalışmalarla şekilleniyor. Bugün 100’den fazla çiftçiyle yaklaşık 500 hektarlık alanda yürütülen proje kapsamında, 2030 yılına kadar 400 çiftçiye ve 2 bin hektarlık uygulama alanına ulaşılması hedefleniyor.
Onarıcı tarım: Buğdayın izinde
Projenin sahadaki etkilerini yerinde göstermek amacıyla Nestlé Türkiye tarafından Balıkesir Bandırma’da düzenlenen buğday hasadı etkinliğine Ekonomist Dergisi olarak katılım sağladık. Nestlé Türkiye CEO’su Leszek Wacirz ve Nestlé Türkiye Pazarlama, İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Başak Ünal’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, Onarıcı Tarım Projesi’nin hedeflerini, saha uygulamalarını ve gelecek dönem yol haritası paylaşıldı.
“Onarıcı Tarım: Buğdayın İzinde” etkinliğinde; buğday üretimi üzerinden onarıcı tarım uygulamalarının farklı aşamalarını deneyimleme fırsatı bulurken, hasat sürecine de eşlik ettik. Çiftçi ve saha uygulama ekipleriyle bir araya geldik, onarıcı tarım uygulamalarının sahadaki etkilerini doğrudan gözlemleme imkânı bulduk.
"Dönüşümün merkezine tarımı, toprağı ve çiftçiyi alıyoruz"
Gıda sistemini geleceğe taşırken, değer zincirinin bütününde dayanıklı ve koruyucu bir model inşa etmenin stratejik önemine dikkat çeken Nestlé Türkiye CEO’su Leszek Wacirz, “Nestlé olarak, gıda üretiminin geleceğinin tarımsal değer zincirinin tamamında daha dayanıklı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir yapı kurmaktan geçtiğine inanıyoruz. Bu nedenle dönüşümün merkezine tarımı, toprağı ve çiftçiyi alıyoruz” şeklinde konuştu. Leszek Wacirz, onarıcı tarım yaklaşımıyla yalnızca bugünün üretim ihtiyaçlarına yanıt vermeyi değil; toprak sağlığını, biyoçeşitliliği, su kaynaklarını ve çiftçilerin iklim değişikliği karşısındaki dayanıklılığını güçlendirerek gıda sistemlerini uzun vadede güvence altına almayı hedeflediklerinin de vurguladı.
Leszek Wacirz, global ölçekte 2030’a kadar temel hammaddelerin yüzde 50’sini onarıcı tarım uygulayan çiftçilerden tedarik etme hedefi doğrultusunda, Türkiye’de yürüttükleri Onarıcı Tarım Projesi ile de iklim dirençli, verimli ve gelecek nesiller için daha güçlü bir tarım ekosistemine liderlik etmeyi amaçladıklarına da dikkat çekti.
"Tarım ekosisteminde kalıcı bir dönüşüm yaratmayı hedefliyoruz"
Nestlé için onarıcı tarım yalnızca bir üretim modeli değil; toprağın sağlığını, çiftçilerin dayanıklılığını ve gıda sistemlerinin sürdürülebilirliğini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım. Nestlé Türkiye Pazarlama, İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Başak Ünal, “Nestlé Türkiye olarak, onarıcı tarımın Türkiye’de yaygınlaşmasına öncülük ediyor; sahada karşılığı olan, ölçülebilir ve uzun vadeli değer yaratan uygulamalarla tarım ekosisteminde kalıcı bir dönüşüm yaratmayı hedefliyoruz” dedi.
Mısır ve buğdayla başlayan bu yolculuğu, önümüzdeki dönemde şeker pancarı ve süt üretimi gibi farklı değer zincirlerine de taşıyarak yarattıkları etkiyi büyütmeyi amaçladıkları bilgisini veren Başak Ünal, bu yaklaşımı yalnızca üretim verimliliğiyle sınırlı görmediklerinin, toprağın sağlığını iyileştiren, su kaynaklarının korunmasına katkı sağlayan, biyoçeşitliliği destekleyen, farklı ürün sistemlerini daha sürdürülebilir modellerle buluşturan bütüncül bir dönüşüm alanı olarak ele aldıklarının da altını çizdi.
Projelere toplam 1,5 milyon TL hibe desteği sağlanarak yeni tarım girişimlerinin hayata geçirilmesi destekleniyor
Gençlerin tarıma katılımına destek
Nestlé Türkiye, onarıcı tarım dönüşümünü uzun vadede sürdürülebilir kılmak amacıyla gençlerin tarıma katılımını ve yeni nesil tarım girişimlerinin gelişimini destekliyor. Bu doğrultuda şirket, 120’nci yılında tarım girişimciliği yaklaşımını Genç İşi Tarım programı ile hayata geçiriyor. Impact Hub İstanbul oyun kuruculuğunda yürütülen program; gençleri girişimcilik, teknoloji ve onarıcı tarım alanlarında destekleyerek tarımda yenilikçi iş modellerinin gelişmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.
Kapsamlı bir gelişim alanı sunuluyor
Genç İşi Tarım; bugüne kadar farklı şehirlerdeki üniversitelerde düzenlenen saha ve kampüs buluşmalarıyla gençlerle bir araya gelirken, Nestlé ve dış uzmanların katkısıyla hazırlanan dijital öğrenme deneyimleri ve uzman oturumlarıyla gençlere tarım, teknoloji ve girişimcilik ekseninde kapsamlı bir gelişim alanı sunuyor.
Hedef, beş yıl içinde 20 binden fazla gence ulaşmak
Program kapsamında, fikir maratonu ve kuluçka aşamalarında olgunlaşan projelere toplam 1,5 milyon TL hibe desteği sağlanarak yeni tarım girişimlerinin hayata geçirilmesi destekleniyor. Beş yıl içinde 20 binden fazla gence ulaşması hedeflenen program ile Nestlé Türkiye, teknolojiyi odağına alan yenilikçi yaklaşımlarla tarımı gençler için sürdürülebilir, üretken ve geleceği olan bir alan haline getirmeyi amaçlıyor.
"2030’a kadar küresel ölçekte temel hammaddelerin yüzde 50’sini onarıcı tarım uygulayan çiftliklerden tedarik etmeyi amaçlıyoruz"
Leszek Wacirz/Nestlé Türkiye CEO’su
"Ölçeğimiz kadar sorumluluğumuzun da büyüdüğünün farkındayız"
Nestlé’nin hikâyesi 1866 yılında İsviçre’de başladı. O günden bu yana beslenme, bilim, kalite ve güven üzerine inşa edilen bir yolculukla, bugün dünyanın önde gelen gıda ve içecek şirketlerinden biri haline geldik. 185 ülkede faaliyet gösteren, 2 binden fazla markasıyla her gün 1 milyarın üzerinde tüketiciye dokunan büyük bir gıda ekosisteminin parçasıyız. 160 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren küresel bir gıda şirketi olarak, bugün ölçeğimiz kadar sorumluluğumuzun da büyüdüğünün farkındayız. Çünkü bugün gıda sektörü olarak yanıtlamamız gereken soru artık sadece “nasıl daha fazla üretiriz?” değil. Asıl soru, “gelecekte sağlıklı, güvenilir, erişilebilir ve sürdürülebilir gıdayı nasıl mümkün kılarız?” sorusu.
"Tarımsal üretim ve gıda tedarik zincirleri her zamankinden daha kırılgan"
Dünyada gıda sistemleri çok kritik bir eşikten geçiyor. İklim değişikliği, aşırı hava olayları, su stresi, toprak sağlığındaki bozulma, biyoçeşitlilik kaybı ve doğal kaynaklara erişim riskleri, tarımsal üretimi ve gıda tedarik zincirlerini her zamankinden daha kırılgan hale getiriyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük risklerden biri, gelecekte gıdayı bugünkü şekilde üretmeye devam edip edemeyeceğimiz. Dünya Ekonomik Forumu’nun küresel risk değerlendirmelerinde de gördüğümüz gibi, önümüzdeki yılların en büyük riskleri arasında aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı, ekosistemlerin çöküşü ve doğal kaynaklara erişim baskısı yer alıyor. Bunlar artık yalnızca çevresel konular değil. Bunlar, ekonomik büyümeyi, toplumsal refahı, gıda güvenliğini ve gelecek nesillerin yaşam kalitesini doğrudan ilgilendiren konular.
"Gıdanın geleceğini güvence altına almak, sahiplenilmesi gereken ortak bir mesele"
Biz Nestlé olarak bu tabloya yalnızca bir risk perspektifinden bakmıyoruz. Bunu aynı zamanda bir sorumluluk alanı olarak görüyoruz. Çünkü gıdanın geleceğini güvence altına almak, sadece şirketlerin değil; kamu kurumlarının, üreticilerin, akademinin, sivil toplumun, medyanın ve tüketicilerin birlikte sahiplenmesi gereken ortak bir mesele. Nestlé’de bu yaklaşımın adı ‘Ortak Değer Yaratma’. Bizim için ortak değer yaratmak, işimizi büyütürken aynı anda bireyler, aileler, evcil hayvanlar, topluluklar ve gezegen için kalıcı fayda üretmek anlamına geliyor. İşimizin başarısını toplumun ve doğanın iyiliğinden ayrı görmüyoruz.
"Türkiye gıda ekosisteminin uzun vadeli bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz"
Türkiye’deki 120’nci yılımız da bu anlayışın çok güçlü bir göstergesi. Nestlé, 1906’dan bu yana Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Bugün 9 farklı kategoride, 800’ü aşkın ürünümüz ve 50’den fazla markamızla her 10 evin 9’una ulaşıyoruz. 106 yerel üretici iş birliğimiz, yüksek yerel üretim ve yerel tedarik oranımız, 6 üretim tesisimiz, yatırımlarımız ve istihdam katkımızla Türkiye’nin gıda ekosisteminin uzun vadeli bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.
"2030 stratejimizi çok net bir misyon etrafında şekillendiriyoruz"
120 yıl bizim için yalnızca geçmişe dönük bir kutlama değil; aynı zamanda gelecek 120 yıl için nasıl bir sorumluluk aldığımızı gösterme zamanı. Bu nedenle 2030 stratejimizi çok net bir misyon etrafında şekillendiriyoruz: Türkiye’deki tüm aileler için daha sağlıklı beslenmeyi karşı konulmaz hâle getirmek. Bu misyonu hayata geçirirken daha sağlıklı ve besleyici ürünler geliştirmeye, gıdanın geleceğini teknoloji ve inovasyonla güçlendirmeye, değer zincirimizi daha çevik ve sürdürülebilir hale getirmeye, gençleri tarımın geleceğine hazırlamaya ve sürdürülebilir gıda sistemlerine katkı sağlayacak dönüşüm alanlarına liderlik etmeye odaklanıyoruz.
"Gıdanın geleceği, tarımın geleceğinden ayrı düşünülemez"
Tarım, bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor. Sera gazı emisyonlarının yaklaşık 3’te 2’sinin tarımdan geldiği bir dünyada gıdanın geleceği, tarımın geleceğinden ayrı düşünülemez. Bu nedenle bugün konuştuğumuz konu tarımın ötesine; gıda güvenliği, iklim dayanıklılığı ve ekonomik sürdürülebilirlik. Tarımın geleceği ise toprağın sağlığı, çiftçinin refahı, doğal kaynakların korunması, teknolojiye erişim ve iklim değişikliğine karşı dayanıklılıkla doğrudan bağlantılı. Bu bilinçle, farklı tarımsal hammaddelerimizde onarıcı tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Bugün temel tarımsal hammaddelerimizin yüzde 27,6’sını onarıcı tarım uygulamalarını hayata geçiren çiftliklerden tedarik ediyoruz ve hedefimiz bu oranı global seviyede 2030 yılına kadar yüzde 50’ye çıkarmak.
"2050 Net sıfır vizyonumuzu Türkiye’nin yerel tarım deneyimiyle buluşturuyoruz"
Buğday, insanlık tarihinin en temel ürünlerinden biri. Ancak bugün buğdaya yalnızca bir tarım ürünü olarak bakmıyoruz. Buğday; gıda güvenliği, doğal kaynakların korunması, çiftçi dayanıklılığı, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir tedarik açısından stratejik bir değer taşıyor. Hayata geçirdiğimiz ‘Onarıcı Tarım Programı’ da tam bu bakış açısıyla şekillendi. Amacımız, sürdürülebilir yöntemlerle üretilen hammaddelerin güvenilir şekilde tedarik edilmesini desteklerken, çiftçilerimizin değişen iklim koşullarına daha dayanıklı üretim modellerine geçişine katkı sağlamak. Bunu yaparken global ölçekteki 2050 Net sıfır vizyonumuzu Türkiye’nin yerel tarım deneyimiyle buluşturuyoruz.
"En büyük dönüşüm alanlarından biri tarımsal tedarik zincirleri"
Tarım, iklim hedeflerimizin merkezinde yer alıyor. Küresel Net Zero yolculuğumuzda en büyük dönüşüm alanlarından biri tarımsal tedarik zincirleri. Bilimi, veriyi, teknolojiyi ve çiftçinin sahadaki bilgisini aynı hedef için bir araya getiriyoruz. Çünkü geleceğin gıda sistemini ancak toprağa, insana, teknolojiye ve uzun vadeli iş birliklerine yatırım yaparak inşa edebiliriz.
"Onarıcı tarım uygulamalarımızı 2030 yılına kadar 400 çiftçiye ve 2 bin hektarlık alana ulaştırmayı hedefliyoruz"
Başak Ünal/Nestlé Türkiye Pazarlama, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü
"İlkemiz, bu topraklardan aldığımızı yine bu topraklara geri vermek"
2026, Nestlé Türkiye’nin bu topraklardaki 120’nci yılı. Türkiye'deki 120’nci yılımızda geçmişimizin yanında gıdanın ve tarımın geleceğine dair sorumluluğumuzu da konuşuyoruz. Bir asrı aşan bu yolculuk boyunca ülkemizde yalnızca ürünlerimizle değil; üretimimizle, yatırımlarımızla, yerel tedarikçilerimizle, istihdam katkımızla ve topluma dokunan projelerimizle var olduk. 120 yıldır bu topraklardan aldığımızı yine bu topraklara geri vermeyi ilke edindik. Bu cümle bizim için bir kurumsal söylemden çok daha fazlası. İş yapma biçimimizi, projelerimizi, iş birliklerimizi ve gelecek hedeflerimizi şekillendiren temel yaklaşımımız. Biz buna ‘Ortak Değer Yaratma’ diyoruz. Çünkü işimizin başarısını, içinde faaliyet gösterdiğimiz toplumların ve ekosistemlerin başarısından ayrı görmüyoruz.
"Kalıcı ve uzun soluklu fayda üretmeye çalışıyoruz"
Yalnızca iş sonuçlarına odaklanmıyor; bireyler, aileler, evcil hayvanlar, topluluklar ve gezegen için kalıcı fayda üretmeye çalışıyoruz. Bu yaklaşımımızın en güçlü yanı, uzun soluklu olması. En somut karşılığını da yıllardır farklı alanlarda yürüttüğümüz projelerde görüyoruz. Biz toplumsal faydayı tek seferlik kampanyalarla değil, yıllara yayılan ve gerçek ihtiyaçlara dokunan iş birlikleriyle büyütmeye inanıyoruz.
"Tarım, en kritik sorumluluk alanlarımızdan biri"
Bugün geleceğe baktığımızda, en kritik sorumluluk alanlarımızdan birinin tarım olduğunu görüyoruz. Çünkü Türkiye’nin gıda geleceği, tarımın geleceğinden ayrı düşünülemez. Tarım; yalnızca üretim, verim ya da ekonomik katkı başlığı değil. Aynı zamanda gıda güvenliği, iklim dayanıklılığı, su kaynaklarının korunması, çiftçi refahı, kırsal kalkınma ve gelecek nesiller için stratejik bir güvenlik alanı.
"Tarım ürünlerinde yüzde 25’e varan verim kaybı var"
Türkiye tarım açısından son derece güçlü bir ülke. Tarım sektörü GSYH’ye yaklaşık yüzde 7 katkı sağlıyor ve Türkiye küresel ölçekte tarımsal üretimde ilk 7 ülke arasında yer alıyor. Bu bize çok önemli bir potansiyeli gösteriyor. Ancak bu güçlü potansiyelin yanında, giderek artan bazı kırılganlıklar da var. İklim değişikliği, su stresi, ekstrem hava olayları, toprak yorgunluğu ve çiftçi sayısındaki azalma, tarımın geleceği üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Türkiye’de temel tarım ürünlerinde yüzde 25’e varan verim kaybı riski bulunması, bu konunun yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesi olduğunu gösteriyor. Bir tarafta güçlü bir tarımsal kapasite, diğer tarafta ise üretimin devamlılığını tehdit eden yapısal riskler var.
"Gıdayı üretme biçimi, iklim krizinin en önemli çözüm alanlarından biri"
Bugün tarımda sormamız gereken temel soru şu: Bu potansiyeli nasıl koruyacağız ve geleceğe nasıl taşıyacağız? Bu sorunun cevabı yalnızca daha fazla üretmek değil. Bugün asıl mesele, nasıl ürettiğimiz. Çünkü üretim biçimimiz; toprağın sağlığını, su kaynaklarını, biyoçeşitliliği, karbon salımını, çiftçinin maliyetlerini ve gıdanın kalitesini doğrudan etkiliyor. Küresel ölçekte tarım ve gıda sistemleri, sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünden sorumlu. Yani gıdayı üretme biçimimiz, iklim krizinin hem bir parçası hem de en önemli çözüm alanlarından biri. Yoğun girdiye dayalı, toprağı yoran, su kaynaklarını zorlayan ve biyoçeşitliliği azaltan üretim modelleri uzun vadede sürdürülebilir değil. Toprak sağlığının zayıflaması, organik madde kaybı, su tutma kapasitesinin azalması ve zararlı baskısının artması yalnızca bugünün verimini değil, yarının gıda güvenliğini de etkiliyor.
"Artık ‘daha doğru üretmek’ zorundayız"
Artık sadece “daha fazla üretmek” değil, “daha doğru üretmek” zorundayız. Onarıcı tarım yaklaşımı tam da bu ihtiyaca yanıt veriyor. Toprağın canlı yapısını koruyan, su tutma kapasitesini artıran, biyoçeşitliliği destekleyen, kimyasal girdileri daha verimli yöneten ve çiftçiyi değişen iklim koşullarına karşı daha dayanıklı hale getiren uygulamaları merkeze alıyor. Bizim için onarıcı tarım bir teori değil; sahada, üretimde, çiftçiyle birlikte hayata geçirilen bir dönüşüm modeli. Nestlé olarak bu dönüşümü yalnızca tek bir ürün ya da tek bir proje üzerinden ele almıyoruz. Farklı tarımsal hammaddelerde onarıcı tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için çalışıyoruz.
"Onarıcı tarım uygulamalarını 100’den fazla çiftçimizle hayata geçiriyoruz"
Türkiye’de onarıcı tarım uygulamalarını bugün buğday ve mısır tarımsal ham maddeleri başta olmak üzere 100’den fazla çiftçimizle, 500 hektara yakın alanda hayata geçiriyoruz. 2030 yılına kadar onarıcı tarım uygulamalarımızı 400 çiftçiye ve 2 bin hektarlık alana ulaştırmayı hedefliyoruz. Çünkü biliyoruz ki gıdanın geleceğini güvence altına almak; toprağın sağlığından, çiftçinin dayanıklılığından, doğal kaynakların korunmasından ve teknolojinin doğru kullanımından geçiyor.
"Gençleri bu hikâyenin dışında bırakmak mümkün değil"
Bu dönüşümün kalıcı olması için ise yalnızca bugünün üreticileriyle değil, geleceğin üreticileriyle de çalışmak gerekiyor. Tarımın geleceğini konuşurken gençleri bu hikâyenin dışında bırakmak mümkün değil. Gençlerden çok net bir şey duyuyoruz: “Gitmek istemiyoruz ama kalmak için sebep bulamıyoruz.” Bir diğer güçlü içgörü de şu: “Diploma var ama yetkinlik eksik.” Bu iki cümle bize, gençlerin tarımdan uzaklaşmasının yalnızca bir tercih meselesi olmadığını; fırsat, yetkinlik, ekosistem ve gelecek algısıyla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ‘Genç İşi Tarım’ programını hayata geçirdik.
"5 yılda 20 bini aşkın gence ulaşacak bir yapı kuruyoruz"
Genç İşi Tarım; gençleri tarımın dönüşümüne dahil eden, girişimcilik, teknoloji, sürdürülebilirlik ve onarıcı tarımı bir araya getiren uçtan uca bir program. Bu programla gençlere sadece ilham vermeyi değil; onları bilgi, yetkinlik, mentorluk, ekosistem bağlantısı ve girişimcilik desteğiyle güçlendirmeyi hedefliyoruz. 5 yılda 20 bini aşkın gence ulaşacak; 100’ün üzerinde paydaşı, 90’dan fazla uzmanı ve yüzlerce girişimciyi aynı ekosistemde buluşturacak bir yapı kuruyoruz. Amacımız, tarımı gençler için yalnızca geleneksel bir üretim alanı değil; teknolojiyle güçlenen, yenilikçi, etki yaratan ve geleceği olan bir kariyer alanı olarak göstermek.