Yurt içi piyasalarda en önemli gündem maddesi, spekülatif yatırım fonlarıyla ilgili gelişmeler olmaya devam ediyor. Tasfiye sürecine ilişkin düzenleyici otoritelerin kararlarının ve adımlarının yakından takip edildiği bu kritik dönemde, sermaye piyasaları da yatırımcılar da oldukça önemli ve bir o kadar da zorlu bir sınavdan geçiyor.
Ekonomist’in 11 - 24 Ekim 2026 tarihli sayısından
Ata Yatırım Genel Müdürü Alphan Akiz, yaşananlardan sonra yatırımcıların fon portföyünün içeriğine, varlıkların likiditesine, yoğunlaşma oranına, ilişkili taraf işlemlerine ve risk yönetimine daha fazla önem vereceğini, özellikle çeşitlendirme prensibinin daha fazla önem kazanacağını öngörüyor. Akiz’e göre; bugün yatırımcı açısından asıl hedef, kısa vadede çok yüksek getiri elde etmek değil; riski doğru dağıtarak orta ve uzun vadede sürdürülebilir bir getiri elde etmek olmalı. Alphan Akiz ile fonlarla ilgili gelişmeleri hem sermaye piyasalarına hem de yatırım kültürüne ve yatırımcı davranışlarına etkisi odağında konuştuk.

Fonlarla ilgili süreci nasıl analiz etmek gerekir?
Bu yaşananları, sadece sonuçları itibarıyla bakarak bir piyasa dalgalanması ve fonların tasfiye sürecinin nasıl yapılacağı üzerinden okumak çok eksik bir değerlendirme olur. Süreci çok boyutlu analiz etmek gerekiyor. Söz konusu fonlardaki yatırımcıların haklarının korunması ve tasfiye sürecinin sağlıklı, şeffaf, adil, öngörülebilir ve mümkün olduğunca hızlı şekilde yürütülmesi en öncelikli konu. Ancak sermaye piyasalarına duyulan güvenin korunması ve güçlendirilmesi de bu süreçte oldukça kritik öneme sahip.
Dolayısıyla bu süreci bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Kısa vadede yatırımcı güveni açısından zorlayıcı bir dönemden geçiyoruz. Ancak doğru denetim, şeffaflık ve risk yönetimi mekanizmalarının güçlendirilmesiyle orta ve uzun vadede sermaye piyasalarının daha sağlıklı bir yapıya kavuşacağına inanıyorum.
Sürecin işleyişine ilişkin açıklanan yol haritasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu an içinde bulunduğumuz süreç üzücü olsa da düzenleyici kurumların son dönemde attığı adımlara baktığımızda; yatırımcı tasarruflarının korunması, fonlar üzerinden oluşabilecek olağandışı fiyat hareketlerinin sınırlandırılması, şeffaflığın artırılması ve risklerin azaltılmasına yönelik daha kapsamlı bir çerçevenin oluşturulduğunu görüyoruz.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkalığında Fon Koordinasyon Kurulu’nun oluşturulmasıyla birlikte ilgili kurumların çalışmalarının koordinasyon içinde yürütülmesi oldukça önemli. Kurulda yatırımcılar açısından en kritik başlıkların; hak sahipliğinin doğru şekilde belirlenmesi, fon varlıklarının sağlıklı biçimde nakde çevrilmesi, ödemelerin şeffaf ve adil biçimde gerçekleştirilmesi ve sürecin kamuoyuyla açık şekilde paylaşılması olduğunu düşünüyorum.
Yatırımcıların beklentisi belirsizliğin ortadan kaldırılmasıydı. Sürecin her aşamasının açık biçimde anlatılması ve hak sahiplerinin ne zaman, hangi yöntemle ve hangi tutara ilişkin ödeme alabileceğini net şekilde görebilmesi açısından son alınan kararlar çok kıymetli. Koordinasyon Kurulu’nun adımlarını, SPK’nın kararlarını ve uygulamalarını takip edeceğiz.
Yatırımcı güveni açısından nasıl bir tablo söz konusu?
Gelişmelerin yatırım fonlarına ve portföy yönetim şirketlerine yönelik güveni kısa vadede sorgulatması anlaşılır bir durum. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, yaşanan sorunların tüm fon sektörüne ve sermaye piyasalarının tamamına genellenmemesi. Sermaye piyasaları, uzun vadeli tasarrufların ekonomiye kazandırılması ve yatırımcıların birikimlerini değerlendirmesi açısından son derece önemli bir alan.
Yaşananlardan sonra yatırımcıların fon portföyünün içeriğine, varlıkların likiditesine, yoğunlaşma oranına, ilişkili taraf işlemlerine ve risk yönetimine daha fazla önem vereceğini, özellikle çeşitlendirme prensibinin daha fazla önem kazanacağını öngörüyorum. Böylece bu sürecin uzun vadede yatırım kültürümüz açısından da önemli bir dönüşüm yaratabileceğini kanaatindeyim. Yatırımcıların daha bilinçli, kurumların daha şeffaf, sektörün risk yönetimi açısından daha güçlü olduğu bir yapı, sermaye piyasalarına duyulan güvenin yeniden güçlenmesinin en önemli dayanaklarından biri olacak.
Önümüzdeki süreçte nasıl bir yatırım stratejisi izlenmeli?
Sadece böyle dönemlerde değil; yatırımcılar her zaman kısa vadeli gelişmelerin yarattığı heyecanla veya endişeyle hareket etmek yerine kendi yatırım planlarına ve risk profillerine odaklanmalı, neye yatırım yaptıklarını ve hangi riski aldıklarını bilmeliler. Yatırım kararı yalnızca geçmişte yüksek getiri sağlamış bir ürüne veya kısa vadede öne çıkan bir yatırım aracına bakılarak verilmemeli.
Burada en önemli konulardan biri de riski dağıtmak. Yatırımın tamamını tek bir finansal ürüne, tek bir şirkete veya tek bir varlık sınıfına yönlendirmek yerine, yatırımcının kendi risk profiline uygun ve farklı varlık sınıflarını içeren, dengeli şekilde çeşitlendirilmiş bir portföy oluşturması gerekiyor. Hisse senedi yatırımı yapılıyorsa bunun da kendi içerisinde çeşitlendirilmesi önemli.
Sermaye piyasalarının doğasında getiriyle birlikte risk de var. Getiri potansiyeli yükseldikçe risk potansiyelinin de artabileceği unutulmamalı. Bu nedenle yatırımcı açısından asıl hedef, kısa vadede çok yüksek getiri elde etmek değil; riski doğru dağıtarak orta ve uzun vadede sürdürülebilir bir getiri elde etmek olmalı.

Cemal Demirtaş / Ata Yatırım Araştırmadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı
“2026’nın kalanı Türk hisse senetleri için zorlu geçmeye devam edecek”
BİST-100’de yeni hedef ne? Temmuz 2026’da yayınladığımız yeni strateji raporumuzda, BİST-100 Endeksi için bir yıllık hedefimizi 19.000’den 19.600’e revize ettik. Bu revizyonda, banka dışı şirketlerin 2025’teki yüzde 0,8’lik kâr daralmasının ardından 2026’da yüzde 30,3 kâr artışı göstereceği beklentimiz öne çıktı. Buna rağmen faiz indirim sürecinin kademeli ilerleyeceği göz önünde bulundurulduğunda, 2026’nın kalanı Türk hisse senetleri için zorlu geçmeye devam edecek. Bu nedenle hisse senedi piyasasında seçici olmayı öneriyoruz. İç pazarda güçlü konuma sahip, operasyonel verimliliği yüksek, düşük kaldıraçlı, nispeten daha iyi finansman kapasitesine sahip ve olası ekonomik yavaşlamalara karşı daha dayanıklı şirketler öne çıkabilir.
TCMB, nasıl hareket eder? Brent petrol fiyatlarının uzun bir süre varil başına 60-70 dolar bandında seyretmesi Türkiye açısından son derece destekleyiciydi. Bugün 100 dolar seviyesinde olan Brent petrol fiyatlarının, yıl sonuna kadarki süreçte dengelenmesi ve yılı 88 dolar civarında tamamlaması, TCMB açısından faiz indirim noktasında alan oluşturur. Baz senaryomuzda; TCMB’nin 2026’nın kalan iki toplantısında 100’er baz puanlık faiz indirimine gidebileceğini ve politika faizinin 2026 sonu itibarıyla yüzde 35’e ineceğini öngörüyoruz. Yıl sonu enflasyon beklentimiz ise yüzde 29,68 seviyesinde.
Kurda atak olur mu? Kurda yıl sonuna kadar hızlı bir atak beklentimiz bulunmuyor. Dolar/TL, 2026’yı 50,67 seviyelerinde tamamlayabilir. Döviz piyasasında istikrarın sürmesiyle birlikte TCMB’nin rezerv yönetiminde daha fazla hareket alanı kazandığını ve para politikasındaki esnekliğin arttığını değerlendiriyoruz. Yerleşiklerin döviz talebinin sınırlı kalması da kur görünümünde temel dengeleyici unsurlardan biri.
Altında baskı sürer mi? Değerli metaller, ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz indirim süreci ve global merkez bankalarının altın rezervlerini güçlendirmesiyle güçlü bir ivme yakalamıştı ve orada bir ‘köpük’ oluşmuştu. Şu anda 4.000-4.600 dolar arasında denge bulmaya çalışan ons altında, ABD’de faizlerin yüksek olması aşağı yönlü baskı riskini artıyor. ABD faizleri böyle yüksek gittiği sürece ons altında 4.000 doların altının test edilmesi de sürpriz olmaz.